SevgiForum.NET

Go Back   Sevgi Forum > SEVGİ FORUM GENEL > Sağlıklı Yaşam
Nickiniz

Konuya Üye Davet Edin.

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Dönüş Bağlantısı Seçenekler
Alt 01.01.2013   #11
Banned
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: 20.11.2012
Üye No: 46
Mesajlar: 4.989
Konular: 1987
Beğenileri: 1527
Karizma Puanı: 240
Online / Ofline
Magd isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Standart

 
Vücudumuzu Tanıyalım...Resimli
Dolaşım Sistemi

Dolaşım sistemi, canlılığın devamı için gerekli olan oksijenin kalp, damarlar ve kan aracılığı ile vücudun her yerine ulaşmasını sağlar.
Kan, işlevini yaparken damarlar aracılığı ile en uzaktaki hücrelere bile ulaşır. Kanın damar içerisinde sürekli bir şekilde akışı için gerekli olan itici güç dolaşım sisteminin merkezi olan kalp sayesinde sağlanır.

Kalp
Dolaşım sisteminin merkezi olup homeostazın sağlanabilmesi için gerekli olan kanı damarlar aracılığı ile tüm vücuda pompalar. Göğüs boşluğunun merkezinde, iki akciğer arasında yer alır ve sternuma (göğüs kemiği) göre 2/3 solda, 1/3 sağda bulunur.
Kalp ters çevrilmiş bir koni şeklindedir. Apeks denilen tepe kısmı aşağıda, basis denen taban kısmı ise yukardadır.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Kalbi saran zar tabakasına perikard adı verilir. Kalp duvarı üç tabakadan meydana gelmiştir.
Epikard, yağla çevrili, kan damarlarının bulunduğu parlak ve kırmızımsı görülen en dış tabakasıdır.
Miyokard (kalp kası), kalbin pompa gibi çalışmasını sağlayan kas tabakasıdır.
Endokard, kalp boşluklarını ve kapakçıklarını saran, ince epitel tabakasından oluşmuş en iç tabakadır.

Yaklaşık olarak kişinin yumruğu büyüklüğünde, içi boş, kastan oluşan bir organ olan kalp, septum denilen bir duvarla ortadan sağ ve sol olarak önce ikiye ayrılmıştır. Bunlar da tekrar üst ve alt olmak üzere ikiye bölünmüştür.Yani kalp toplam dört odacıktan oluşur.
Üst odacıklara atrium (kulakçık), alt odacıklara ventrikül (karıncık) adı verilir. Atrium ve ventriküller birer kapakla birbirinden ayrılırlar. Bu kalp kapakçıklarına atrioventriküler kapaklar adı verilir.
Sağ atrium ve sağ ventrikülü birbirinden ayıran kapağa triküspit, sol atrium ve sol ventrikülü birbirinden ayıran kapağa biküspid ya da mitral kapak adı verilir.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Kalbin sağ tarafı her zaman kirli kan, sol tarafı ise temiz kan taşır.

Sağ kulakçık akciğerler haricinde diğer tüm organ, doku ve yapılardan gelen kanın toplandığı yerdir. Kanı getiren büyük toplardamarlar vena cava inferior ve vena cava superiordür. Buradaki kan triküspid kapaktan geçerek sağ karıncığa geçer.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Kirli kan sağ karıncıktan pulmoner arter ile akciğerlere temizlenmek üzere pompalanır.
Sol kulakçıkta ise pulmoner venlerin getirdiği temiz kan bulunur. Buradan kan sol karıncığa geçer ve mitral kapak kapanarak kanın karıncıktan geri gelmesi engellenir.
Sol karıncık ise temiz kanı ana atardamar olan aort aracılığı ile tüm vücuda pompalar.

Kanın temizlenmesi
Vücuttan dönen kirli kan sağ atriuma, sağ atriumdan sağ ventriküle geçer, sağ ventrikülden de temizlenmek üzere pulmoner arterlerle akciğerlere taşınır. Akciğerlere ulaşan kan CO2 - O2 değişiminden sonra pulmoner venler vasıtası ile vücuda pompalanmak üzere sol atriuma, oradan sol ventriküle geri taşınır, sol ventrikülden de aorta vasıtası ile vücuda dağıtılır. Atrium ile ventrikül arasındaki akışlar, geri dönüşe izin vermeyen kapaklar tarafından kontrol edilmektedir. Kanın geri dönüşünü önleyen bu sistemler sayesinde dolaşım sistemi tek yönde hareket ederek normal akışını sürdürür.

Kalbin kan ihtiyacı
Kalp, vücudun en fazla çalışan organıdır. Canlılığın devamı için sürekli olarak çalışması gereken kalp kasının görevini yerine getirebilmesi için enerji ihtiyacının karşılaması gerekir. Kalp beyinden sonra en fazla enerji gereksinmesi olan organdır. Kalp tüm vücuda pompaladığı kanın yaklaşık % 10’unu kendi enerji ihtiyacını karşılamak için kullanır.

Ana atardamar olan aortdan çıkan ve kalbi besleyen taç şeklindeki damarlara koroner arterler denir. Aortun başlangıcından sağ ve sol olmak üzere iki koroner arter çıkar.

Kalp ritmi
Kalbin tüm vücuda iletebilmesi için kanı basınçla fırlatması ve pompa gibi çalışması gerekir. Bunun için kalp kasları belli bir düzen içerisinde çalışarak kalp ile damarlar arasındaki akışı sağlar. Kalp odacıklarının kasılmasına (sistol) ve gevşemesine (diastol) bağlı olarak basınç değişiklikleri ortaya çıkar.

Kan damarları
Dolaşım sisteminin merkezi kalp olmasına rağmen, tüm vücut hücreleriyle kanın irtibatını damarlar sağlar.
Vücutta arterler, venler ve kapiller olmak üzere 3 tip damar mevcuttur.

1- Arterler (Atardamarlar): Kalpten pompalanan kanın tüm vücut hücrelerine taşınmasını sağlarlar. Sadece pulmoner arter dışında bütün arterler temiz kan taşır. Geniş arterler kalbe yakındır, kalpten uzaklaştıkça daralırlar ve daha da küçük olan arteriollere ayrılırlar. Arterioller arterlere nazaran daha fazla düz kas hücreleri içerirler. Bu sayede daha kolay daralıp genişlerler. Temiz kanın bulunduğu sol ventrikülden çıkıp, yukarıya doğru yükselen ana atar damar aort olarak adlandırılır. Kalbi besleyen arterler buradan ayrılır.

2- Venler (Toplardamarlar): Venler, küçük venlerin (venül) birleşmesinden oluşur. Vücuttaki kirli kanın kalbe getirilmesini sağlarlar. Yüzeysel venler özellikle vücudun yüzeyine yakın yerlerden toplanan kanın bulunduğu alanlar olan kol ve bacaklarda bulunur.
Venlerin çoğu kirli kan taşır. Bazı pulmoner venler temiz kan taşıyabilirler. Çapı 1 mm’den büyük olan venlerde genellikle tek yönlü seminular biküspit kapaklar bulunur. Bu kapaklar kanın venlerde tek yönlü ilerleyişini sağlar geri dönüşünü engellerler. Kapaklı venler, özellikle yerçekimine karşı koymak için bacaklarda bol bulunur.

3- Kapilerler: Arteriollerin yaptığı dallanmalardır. Vücudun en küçük fakat en fazla bulunan damarlarıdır. Kapilerler, arteriol ve venöz sistemleri birbirine bağlayan ağlar oluştururlar. Kapilaer damarlar genellikle bir hücre kalınlığındadır.

Kan dolaşımı
Kan dolaşımı pulmoner dolaşım ve sistematik dolaşım olmak üzere ikiye ayrılır.

Pulmoner Dolaşım (küçük dolaşım): Kirli kanın akciğerlere götürülerek karbondioksitin uzaklaştırıldığı ve oksijence zenginleştirildiği ve temizlenen bu kanın vücuda dağıtılmak üzere kalbe getirildiği dolaşımdır.
Kalp ile akciğer arasında gerçekleşen bu işlem yaklaşık 8 saniye sürer.

Sistemik dolaşım (büyük dolaşım): Temiz kanın tüm hücre ve dokulara götürüldüğü ve kirli kanın geri getirildiği kan dolaşımıdır. Kalp ile vücut arasında gerçekleşen bu dolaşım 25-30 saniye kadar sürer. Bu dolaşıma büyük dolaşım da denir.

Kan
Yetişkin bir insan vücudunda ortalama 5-7 lt kan bulunur. Kan vücut için gerekli olan hayati maddelerin taşınmasını sağlar.Kanın fonksiyonları şöyle sıralanabilir

• Oksijen, karbondioksit, besin maddeleri, hormonlar ve metabolik atıkları taşır.
• Vücudun elektrolit bileşimini ve ph dengesini ayarlar.
• Yaralanan veya hasar gören damarlardan kan kaybını pıhtılaşma mekanizması ile önler.
• Toksin ve patojenlere karşı koruyuculuk sağlar.
• Vücut ısısı dengesini ayarlar.

Kanın yapısı
Kan, hücrelerden ve “plazma “ adı verilen bir sıvıdan oluşmuştur. Plazmanın büyük kısmını (%90) su oluşturur. Bu sayede hücrelerin su ihtiyacını karşılar. Plazmanın % 7’sini proteinler oluşturur.

Plazmada en çok bulunan proteinler; albumin, globülin ve fibrinojenlerdir..
Albuminler, kan hacmini ve basıncını ayarlayan su tutulmasını desteklerler. Ayrıca hormon ve daha bir çok maddeyi bağlayarak plazmada taşınmasına yardımcı olurlar.
Fibrinojen kanın pıhtılaşması için şart olan bir proteindir.
Globülinler alfa, beta ve gama olarak üç sınıfta incelenirler. Bunlardan alfa ve beta globülinler karaciğer tarafından yapılıp, kanda lipidler ile yağda eriyen vitaminleri taşırlar. Gama globülinler ise immunoglobülinlerdir.

Kan Hücreleri
Hücreler eritrositler (kırmızı kan hücreleri), lökositler (beyaz kan hücreleri) ve trombositlerdir. Hücrelerin % 99’undan fazlasını eritrositler oluşturur. Eritrositler kanın oksijen taşıyan hücreleridir.Lökositler vücudu enfeksiyonlara ve kansere karşı koruyan hücrelerdir. Trombositler ise kanın pıhtılaşmasında görev alırlar.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Eritrositler (alyuvarlar, kırmızı kan hücreleri)
Kandaki hücrelerin % 99’undan fazlasını eritrositler oluşturur. Eritrositler disk şeklindedir, çapları 7-8 mikrometre kadardır.
Eritrosit zarlarında % 33 oranda bulunan hemoglobin, kanda oksijen taşıyan proteindir. Oksijenin yaklaşık % 99’u hemoglobin ile taşınır, geri kalan % 1’lik kısım ise kanda çözünmüş olarak taşınır. Hemoglobin eritrositlerin pembe boyanmasından sorumludur . Oksijenleşmiş hemoglobin kırmızı renklidir.
Eritrositler kemik iliğinde yapılırlar. Gebeliğin son ayına kadar eritrosit yapımı karaciğerde gerçekleşir. Gebeliğin son ayından 5 yaşına kadar tüm kemiklerin kemik iliğinde üretilir. ilerleyen yaşlarda hayatın sonuna kadar azalan oranlarda eritrosit yapımı vertebralar, kostalar ve sternumda yapılır.

Lökositler (akyuvarlar, beyaz kan hücreleri)
Vücuda giren mikroorganizmalara karşı koruyucu özellikte olan hücrelerdir. Protein sentezleyebilirler.
Lökositler granulositler ve agranulositler olmak üzere iki grupta incelenir.

Granulositler : Sitoplazmalarında granüllerin bulunduğu lökositlerdir. Kemoterapiden sonra geçici olarak sayıları azalır. Aşırı azalmalarda infeksiyon hastalığına bağlı ateş görülür.
• Nötrofil : Mikroorganizmaları ya da yabancı maddeleri fagositozla yok ederler. Sitoplazmalarındaki granüller, mikroorganizmaları sindiren enzimlere sahiptirler.
• Eozinofil : Allerjik reaksiyonlar da rol alırlar ve parazitik infeksiyonlara karşı koruma sağlayan hücrelerdir. KML’de kan ve kemik iliğinde artar.
• Bazofil: Lökositlerin içinde miktar olarak en az bulunan tiptir. Belirli allerjik reaksiyonlara katılan beyaz küre hücrelerinden biri. KML’de bu hücreler kan ve kemik iliğinde artar.

Agranulositler: Sitoplazmalarında sadece birkaç lizozom granülü bulunur.
• Monosit : En büyük kan hücresidir. Monositler kemik iliğinden sonra geçtikleri dolaşım sisteminde kısa süre kalıp sonra dokulara geçerek doku makrofajlarına dönüşürler. Makrofajlar kendilerinden büyük yapıları sindirebilme özelliğine sahiptirler.
• Lenfosit : T ve B hücreleri olmak üzere iki farklı tipi vardır. B lenfositler kemik iliğinde oluşurlar ve lenfoid dokularda toplanırlar. T lenfositler timusta aktifleşir. T ve B lenfositler vücudun savunma sistemini oluştururlar. Bu hücreler bakteri, virüs, doku ve kimyasal yıkıntıları yok ederler.

Trombositler
Trombositler, kanın pıhtılaşmasında önemli göreve sahip olup, çok sayıda granül içeren renksiz hücre parçalarıdır. Megakaryosit denilen kemik iliğinin büyük hücrelerinin parçalarından oluşur. Ortalama 10 gün kadar yaşarlar. Ömrü dolan trombositler dalak ve karaciğerdeki makrofajlar tarafından yok edilir. Her gün yaklaşık 200 milyon trombosit üretilir.
Trombositler birbirine ve bağ dokusu ipliği olan kollajene bağlanarak pıhtı oluşumunda rol oynarlar.

Kanın pıhtılaşması
Homeostazın bozulmamasını sağlamak için, kan kaybının engellenmesi ve kanın pıhtılaşması gerekir.
Herhangi bir şekilde damar kesilirse, damar duvarlarında bulunan düz kasların kasılmasıyla kan akışı yavaşlamaya başlar. Endotelial hücrelerin membranları yapışkan bir yapı kazanır.
Plateletler (kan pıhtıları) bu yapışkan yüzeylere ve kollajen ipliklere tutunmaya başlarlar, sayıları artar ve kümeleşmeye bağlı olarak tıkaç oluştururlar. Son aşamada, kanda çözünmüş halde dolaşan fibrinojenin (pıhtılaşma faktörü) fibrin ipliklerine dönüşmesi ve platelet tıkaçlarının üstünü örtmesidir.


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Kanın pıhtılaşması için gerekli olan 12 tane pıhtılaşma faktöründen biri hariç hepsi proteindir. Bu faktörler kanın içinden ya da dışından olabilir.b
Kalsiyum iyonları pıhtılaşma mekanizmasının yaklaşık tüm basamaklarında rol oynar.
K vitamini de pıhtılaşma mekanizmasında çok önemlidir.

Kan basıncı (tansiyon)
Kanın damar duvarına yaptığı basınca tansiyon denir. Kan basıncı değerleri, kişinin dolaşım sistemi hakkında önemli bilgiler verir.
Kan basıncı, sistolik ve diyastolik olmak üzere 2 rakam ile ölçülür. Sistolik kan basıncı kalbin atımı, diyastolik kan basıncı atımları arasındaki gevşemeyi gösterir.
Normal bir erişkinde olması gereken kan basıncı değerler sistolik basınç 120 mmHg, diastolik basınç ise 80 mmHg şeklinde olmalıdır.Normal kan basıncı, sistolik kan basıncının 130 mmHg, diyastolik kan basıncının 85 mmHg’dan düşük olması olup, kan basıncı ölçümlerinin ortalamasının 140/90 mmHg’nın üzerinde olması yüksek kan basıncı ya da diğer adıyla hipertansiyon olarak isimlendirilir.

  Alıntı ile Cevapla
Alt 01.01.2013   #12
Banned
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: 20.11.2012
Üye No: 46
Mesajlar: 4.989
Konular: 1987
Beğenileri: 1527
Karizma Puanı: 240
Online / Ofline
Magd isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Standart

 
Vücudumuzu Tanıyalım...Resimli
Sindirim Sistemi

Besin maddelerinin vücuda alınması, gerekli organlara ulaştırılması, bölünerek yapı taşlarına ayrılması, tüm hücrelere ulaşması, kana karışması ve atık ürünlerin vücut dışına atılması olayına sindirim denir.
Canlılar, hayatlarını sürdürebilmek ve gerekli olan enerji ihtiyaçlarını karşılayabilmek için dışardan besin maddeleri almak zorundadırlar. Bu besin maddelerinden enerji elde edilmesi, daha küçük moleküllere yani yapı taşlarına ayrılmasıyla mümkün olmaktadır.
Besin maddelerinin vücuda alınması, gerekli organlara ulaştırılması, bölünerek yapı taşlarına ayrılması, tüm hücrelere ulaşması, kana karışması ve atık ürünlerin vücut dışına atılması olayına sindirim adı verilir. Sindirim olayını gerçekleştiren organ ve yapılar sindirim sistemini oluştururlar.
Sindirim sistemi ağızdan başlayıp anüsle son bulan yaklaşık 10 m uzunluğunda içi boşluklu bir sindirim kanalından meydana gelmiştir.

Sindirim kanalı dıştan içe doğru dört tabakadan oluşmuştur.
Mukoza: En içteki tabakadır. Besinlerin emildiği, lenfosit, lenf düğümleri ihtiva eder. İki ince kas tabakasından ibaret olan kısmı sinir pleksuslarına sahiptir.
Submukoza : Mukoza ile kas tabakası arasında bulunan damarlı bağ dokusudur.
Kas tabakası : Çoğunluğu düz kastan meydana gelen esas kas tabakasıdır. Besinlerin sindirim kanalı boşluğu boyunca kas kasılmaları yoluyla gerçekleşen dalgalı hareketlerine peristalsiz denir.
Seroza : sindirim organları ve yolunun bir çok yerinde bulunan, ince bağ dokusundan meydana gelmiş olan en dış tabakadır.

Sindirim olayı
Besinlerin sindirimi 6 aşamada gerçekleşir.
Yeme (ingesyon) : Sindirimin ilk aşaması olan yeme, besinlerin ağız yoluyla vücuda alınmasıdır.
Mekanik sindirim: Besin maddelerinin yutulabilmesi için, dişler aracılığı ile koparılması, parçalanması, ufalanıp öğütülmesi ve mideye yollanması işlemidir.
Sindirim (digesyon) : Moleküllerin daha küçük yapı taşlarına ayrılması, kimyasal olarak yıkımıdır.
Salgılanım (sekresyon) : Sindirim kanalının epiteli ve bezler tarafından su, asit, enzim ve tuzların serbestleşmesiyle gerçekleşir.
Emilim (absorbsiyon) : Yapı taşlarına ayrılmış olan besin moleküllerinin bağırsak duvarlarında kan ve lenfatik sisteme emilerek alınması işlemidir.
Dışkılama(Defakasyon): Sindirilemeyen ya da emilemeyen besin artıklarının vücuttan dışarı atılmasına denir.

Sindirim sistemini oluşturan temel organlar
Ağız
Sindirim kanalının başlangıcı ve sindirim enzimlerinin ilk salgılandığı yerdir. Boşluğuna oral ya da bukkal boşluk (cavitas oris) adı verilir. Ağız yanaklar, sert ve yumuşak damak ve dudaklarla çevrilidir. Yanakların iç yüzü keratinleşmemiş çok katlı yassı epitelle örtülüdür. Dudaklar duyusal sinirler yönünden zengin olan yumuşak ve pembe renkli katlanmalardır. Pembe renkli görünmesi, altında yer alan kan damarlarından dolayıdır.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Dil ise müköz membranla kaplı iskelet kasından oluşmuştur. Dilin bir çok işlevi vardır. Bunlar; tat duyusunun alınması, çiğnemeye yardımcı olmak, besinleri karıştırmak, yutmaya hazırlamak, sıcaklığın algılanması bazı enzim ve mukusun salgılanımı ve konuşmaya yardımcı olmaktır.
Tükürük bezleri tükürük salgısını salgılarlar. Tükürük salgısı ağız duvarının nemlendirilmesini, çiğnenen besinlerin rahat yutulması için kayganlaştırılmasını, ağzın temizlenmesini, besin artıklarının dişlere zarar vermesini ve diş çürüğü oluşumunu önlemeyi ve besinlerin suda çözülmesini sağlar.

Günde yaklaşık 1.5 lt oluşturulan tükürük salgısının %99’u su, % 1’i ise elektrolit ve proteinlerden oluşmuştur.
Tükürük salgısı sürekli olarak ve kendiliğinden gerçekleşir, tükrük salgısının salınmasında hormonların hiç bir etkisi yoktur.
Tükürük salgısı 3 ayrı bez tarafından salgılanır. Bu bezler; parotid, submandibular ve sublingual bezlerdir.

Parotid bezleri: En büyük tükürük bezidir ve yaklaşık 25 g kadardır. Yüzün yan tarafı, kulağın alt kısmında yer alır. Tuz ve tükrük amilazı ihtiva eder.
Submandibular bezleri : Çene altında yer aldığından çene altı tükürük bezleri olarak da adlandırılır. Su, tuz, musin ve amilaz salgılar.
Sublingual bezler: En küçük tükürük bezleridir ve dil altında bulunurlar. Bu bezlerin amilaz salgısı düşük, musin salgısı yüksektir.
Müsin lokmanın yutulmasını ve yemek borusundan kayarak inmesini, pityalin ise nişasta sindiriminin başlamasını sağlar.
Damak (palatum), ağzın tavanına verilen addır. Sert ve yumuşak damak olmak üzere iki kısımdan oluşur. Sert damak dişlerle çevrilidir. Yumuşak damak ise küçük dil (uvula) ile fariksin oral ve nazal kısımları arasında yer alır.
Küçük dil yumuşak damağın arka kısmında yer alır ve besinlerin yutulması sırasında nefes borusuna girişini önler.

Dişler
Dişler ağıza alınan besin maddelerinin daha küçük parçalara ayrılmasını yani mekanik sindirimi sağlarlar. Dişlerin görevi besinleri koparmak ve parçalayarak öğütmektir. Yaptıkları iş ve şekillerine göre dişler; kesici dişler, köpek dişleri, küçük azı ve büyük azılar olarak isimlendirilirler. Dişlerin ağız içinde diş etinden itibaren göründükleri kısma kron denir ve kron kısmı mine adı verilen tabaka ile kaplıdır. Kron ile kökün birleştiği kısma kole (boyun) adı verilir. Mine tabakasının hemen altında dentin adi verilen tabaka yer alır. Kron kısmının altında kalan tabakaya ise sement adı verilir. Dentin ve sementin sardığı boşluk ise dişin kanal kısmıdır ve içerisi pulpa denen doku ile doludur. Diş, sement ve çene kemiği arasında yer alan lifler ile bağlıdır ve bu şekilde ağız içinde durmaktadır.

Yutak (farenks)

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Ağız ve burun boşluklarıyla, gırtlak ve yemek borusu arasındaki boşluktur.
Yutak besinlerin yemek borusuna itilmesini sağlayan kısımdır. Solunum ve sindirim sistemini birbirinden ayıran bölümdür.

Yemek borusu (özofagus)
Yemek borusu yutak ile mide arasında yer alan yaklaşık 25 cm uzunluğunda olan kaslı bir borudur. İç yüzeyi mukoza ile örtülü olan yemek borusu, göğüs kafesinde kalbin arkasından ve karın zarının içinden geçerek mideye ulaşır.


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Besinlerin mideye ulaşmasını hızlandırmak için yemek borusunun iç duvarı kaslı yapısı sayesinde dalgalı bir şekilde kasılır. Bu olaya peristalzis denir.

Mide
Mide, diyaframın altında, karın boşluğunun üst bölümünde yer alır ve en alt 5 kaburga tarafından korunur. Büyük bir kese gibi genişlemiş yapıda olup erişkinlerde yaklaşık 1.5 litre kadardır. Bu hacim kaslı yapı sayesinde besin alımı sonucu daha da artabilir ve bu artış kalıcı olabilir.

Mide dört kısımda incelenir.

Kardiak bölge: Özofagusla bağlantılı olduğu üst bölgesidir.
Fundus: üstte sola doğru kıvrım yapmış mide bölümüdür.
Mide cismi: Midenin geniş olan esas kısmıdır.
Pilorik bölge: Duodenumla bağlantılı olduğu alt bölgesidir.

Midenin temel işlevi besinlere depo ve geçiş yolu işlevi görmek, onları bağırsakta gerçekleşecek olan sindirime elverişli hale getirmektir. Yenilen besinleri daha küçük parçalara ayırır ve mide özsuyu ile karıştırarak yarı sıvı yarı katı bir şekle dönüştürülür. Hidroklorik asit ve proteinlerin sindirimini başlatan enzimleri salgılar.
Mide duvarında yer alan sindirim salgı bezleri asit üretirler. Midenin sindirim işlevlerinde rol oynayan çeşitli salgılar şunlardır;
Hidroklorik asit, pepsinin sindirim işlevinin gerçekleşmesi için gerekli asit ortamı hazırlar.
Pepsin proteinlerin parçalanmasını kolaylaştırır. Pepsinin etkisiyle proteinler pepton adını alan daha basit bileşiklere ayrılır.
Rennin, kazein çöktürerek sütü pıhtılaştırır. Mukusun mide duvarını örten mukoza üzerinde koruyucu etkisi vardır.
Ozetken (entrensek faktör): B12 vitaminini, sindirim salgıların etkisinden koruyarak emilimin gerçekleştiği bağırsak bölgesine kadar taşır. Yaşamsal önemi olan, yerine konamaz ve temel olan tek mide salgısıdır; öteki salgıların işlevini bağırsak ve pankreas salgıları da üstlenebilir.

İnce Bağırsaklar
Ortalama uzunluğu 6 m olan ince bağırsaklar sindirim sisteminin en uzun bölümüdür. İnce bağırsaklar hem sindirimin hem de emilimin gerçekleştiği en önemli sindirim kanalı bölümüdür.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Duedonum, jejenum ve ileum olmak üzere 3 kısımda incelenir.
1 - Duedonum : İnce bağırsağın mideden hemen sonra gelen ilk bölümüdür. 12 parmak bağırsağı olarak da bilinir. 12 Parmak genişliğinde olduğu için bu isim verilmiştir. Yaklaşık 25 cm uzunlukta olan duedonum, ince bağırsağın en kısa ve en kalın kısmıdır. Safra kesesinin ve pankreasın salgıladığı önemli sindirim sıvıları, duedonumdan geçen besin muhteviyatına azar azar eklenir.
2 - Jejunum : Yaklaşık uzunluğu 2 m kadardır. Jejenum, kanlanmasının daha iyi olması sebebiyle pembe renklidir.
3 - İleum: İnce bağırsağın en uzun bölümüdür.

Kalın bağırsaklar
Sindirim kanalının ince bağırsağın son kısmı olan ileumdan başlayıp, anüsle son bulan kısmıdır. Uzunluğu yaklaşık 2 m, genişliği ise 7,5 cm’dir. Bazı elektrolitlerin (Su, Na, K, Ca) tekrar emilimini sağlar , bağırsak içeriğini feçese dönüştürüp defakasyon öncesi bunu depolar. Bir çok vitaminin emilimini gerçekleştirir.



Kalın bağırsaklar üç bölüme ayrılır.
1 - Körbağırsak (çekum) : Kalın bağırsağın ilk ve en geniş bölümüdür. İnce bağırsağa bağlandığı yerde sahip olduğu kaslar sayesinde bağırsak içeriğinin ince bağırsaktan kalın bağırsağa tek yönlü geçişini sağlar.
2 - Kolon : Kalın bağırsağın en geniş fakat en ince duvarlı bölümüdür. Kalın bağırsağın büyük bir kısmını oluşturur.
3 - Rektum : Düz bağırsak da denilen ve sindirim kanalını oluşturan son kısımdır. Feçesin depo edildiği yerdir ve genişleyebilen bir yapıdadır. Bu kanal anüse (anal delik) açılır.

Karaciğer
Sindirim sistemine yardımcı olan organlardandır. Karaciğer, karın boşluğunun sağ üst kısmında, diyaframın altında yer alır. Yaklaşık 1,5 kg ağırlığında olan kan damarlarının yoğunlukla bulunduğu bir organ olan karaciğer, sağ ve sol olmak üzere iki loba ayrılmıştır.


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Karaciğer, hayatın devamı için oldukça önemli olan işlevleri yerine getirir. Bir çok maddenin üretilmesi, depolanması ve salgılanması karaciğerde gerçekleşir.

• Karaciğer, her gün yaklaşık 1 litre safra salgılar. Safra yağların sindirimine yardımcı olur.
• Vücutta dolaşan kanın bileşimini ayarlar.
• Kandaki glukoz yoğunluğunun uygun seviyede (90mg/dl) tutulmasını sağlar.
• Dolaşımdaki yağ ve kolestrol seviyesini ayarlar, fazla aminoasitlerin atılmasını sağlar.
• Vücuttaki artık maddelerin uzaklaştırılmasını sağlar.
• Vitamin ve mineral depolar.
• Yaşlanmış ve hasarlı kan hücrelerini yok eder.
• Kanın pıhtılaşmasını sağlayan maddeleri üretir. Zehirleri dolaşımdan alarak, safra ile atılmasını sağlar.
• İlaçların zararlı etkilerini sınırlar.

Pankreas
Pankreas midenin arkasında, sağda duodenum ve solda dalağın arasında yer alır. İnce ve uzun bir yapıya sahip olan pankreas yaklaşık 80 g ağırlığındadır. Hem hormon salgılayan, hem de enzim salgılayan karışık bir bezdir. Pankreasın salgısı günlük yaklaşık 2litredir. Pankreasın salgıladığı hormonlar insülin ve glukagondur. Bu hormonlar kan şekeri düzeyini ayarlayıcı özelliğe sahiptirler. Pankreas, sindirim salgı bezlerinin en önemlisidir. Salgıladığı enzimlerle besinlerin sindirimine yardımcı olur. Pankreasın ürettiği enzimler ise; lipaz, amilaz, nukleaz ve proteolitik enzimlerdir.

Lipaz, yağları gliserol ve yağ asitlerine parçalar. Amilaz, karbonhidratları parçalar. Proteolitik enzimler (tripsin, kimotripsin, karboksipeptidaz) proteinleri, yapı taşlarına yani aminoasitlere ayıran enzimlerdir. Nukleazlar (ribonükleaz ve deoksiribonükleaz) ise nükleik asitlerin yıkımını gerçekleştirir.

Safra Kesesi
Karaciğerin sağ lobunun alt kısmında yer alan kaslı bir organdır. Karaciğerde devamlı olarak üretilen safra, safra kesesi tarafından depolanır ve konsantre hale getirilir. Yani depo görevi görür.Safra sıvısı sadece beslenme anında kullanıldığı için önce safra kesesinde depolanır.
Besin muhteviyatı duodenuma ulaştığında, depolanmış olan safra sıvısı duedonuma akmaya başlar. Safranın duodenuma salınması lipid miktarı ile ayarlanır. Şayet kimus yağ ihtiva ederse, miktarına bağlı olarak safra salınır.
Yağların sindirimi için safra tuzları gereklidir. Safra tuzları yağların sindiriminden sonra ileumdan emilerek tekrar karaciğere ulaşır. Ayrıca yağda çözünen vitaminlerin sindirimi de bu işlemler sayesinde olur.

  Alıntı ile Cevapla
Alt 01.01.2013   #13
Banned
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: 20.11.2012
Üye No: 46
Mesajlar: 4.989
Konular: 1987
Beğenileri: 1527
Karizma Puanı: 240
Online / Ofline
Magd isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Standart

 



Vücudumuzu Tanıyalım...Resimli
Sperm ve Yumurtanın Birleşmesi

Sperm ve yumurta hücresinin birleşmesi ile yeni bir hayatın temelleri atılır.

- Yumurtalıklarda hormonların etkisi ile büyüyen folikül içinde gelişimini tamamlayan yumurta adet siklusunun 14. günü yumurtalıklardan atılır.

- Çatlayan folikülün içinden salınan yumurta Fallop tüplerininin ucundaki fimbria adı verilen parmaksı çıkıntılar yardımı ile döllenmenin gerçekleşeceği tüpe alınır.

- Cinsel ilişki sırasında vajinaya boşalan spermlerden bir kısmı yüzerek Fallop tüplerine ulaşır. Spermlerden bir tanesi yumurta hücresinin içine girmeyi başarır ve döllenme gerçekleşir.

- Döllenme gerçekleştikten 24 saat sonra döllenen yumurta hücresi iki hücreye bölünür.

- Embryo olarak adlandırılan döllenmiş yumurta bölünmeye devam ederek tüp içinde ilerler.

- Embryo rahme ulaştığında dış zarı incelerek kaybolmuş ve hücre sayısı artmıştır. Bu yapıya blastosist adı verilir.

- Blastosist rahmin endometrium adı verilen iç tabakasına tutunur ve gelişimine devam eder.



Bir adet yumurtanın döllenebilmesi için bir adet sperme ihtiyaç vardır. Vajinaya boşalan spermlerin birçoğu yumurtaya ulaşmadan canlılığını kaybeder. Her ejakülasyonda (boşalmada) 100-300 milyon arasında sperm vajinaya boşalır. Sperm yoğunluğu mililitrede 20 milyondan az ise gebelik şansı azalır. Sperm sayısının yanında spermSperm ve yumurta Fallop tüp lerinin orta kısmında karşılaşır.

Yumurta zona pellusida adı verilen bir zar ile çevrilidir bu zarı da korona adı verilen hücreler çevreler. Sperm zona pellusidayı (yumurta zarını) geçerek yumurtanın içine girer. Bunu sadece tek bir sperm hücresi başarabilir. Sperm ve yumurta hücreleri 23'er adet kromozom taşır sperm ve yumurtanın birleşmesi ile 46 kromozom tamamlanır.



Döllenmiş yumurta 0.1 mm çapındadır. Bir iki gün içinde yumurta 2 4 8 ve 16 hücreye bölünür ve döllenmeden 4 gün sonra 0.3 mm çapında morula adı verilen bir hücre topu haline gelir. Morulanın içinde sıvı birikerek blastosist adı verilen yapı oluşur. Döllenmeden 5 gün sonra yumurta rahme ulaşır.



İmplantasyon blastosist aşamasındaki döllenmiş yumurtanın rahmin endometrium adı verilen iç tabakasına tutunmasıdır. İmplantasyon yumurtanın döllenmesinden yedi gün sonra gerçekleşir.

  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
tanıyalımresimli, vücudumuzu


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:01.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.1
Sevgiforum.net, All Rights Reserved