SevgiForum.NET  



Go Back   SevgiForum.NET > > >

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler
      #1  
Alt 29.10.2019
ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05.01.2018
Üye No: 8740
Mesajlar: 2.626
Aldığı Beğeni : 2579
Karizma Puanı: 9406
ALI25 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
ALI25
La Edri
Standart İctihad
İCTİHAD

İctihad, bir şeye ve bir işe ulaşmak icin son derecede caba harcamaktir.

Fikih usulu terimi olarak ictihad, fakikin, ayri ayri (tafsili) delillerden ameli hükümleri istinbat etmek icin bütün imkanini harcamasi demektir. Bazi fikih usulculeri ictihad´i; “Bütün cabayi harcamak ve imkani kullanmaktir; bu, isterse şer´i hükümleri cikarmak, isterse onlari tatbik etmek icin olsun.” diye tarif ederler.

Bu tarife göre ictihad ikiye ayrilmaktadir:
1)Hükümleri cikarip aciklamakla ilgili ictihad,
2)Hükümleri tatbikle ilgili ictihad.

Birinci kisma giren ictihad, fer´i-ameli hükümleri tafsili delillerinden cikarmaya ugraşan bilginlere mahsustur. Birinci kisim bilginler, bu türlü ictihadin bazi caglarda kesilecegini (inkita edecegini) söylemişdir. Bu görüşü ileri sürenler, cumhur´u veya en azindan bilginlerin büyük bir kismini teşkil ederler. Hanbelilere göre ise, her asirda bu türlü ictihad mertebesine ulaşan bir muctehid mutlaka bulunur.

İkinci kisma giren ictihadin her cagda mevcut olacagina bilginler ittifak etmişlerdir. Bu türlü ictihad´da bulunanlar, tahric ehli bilginler olup daha önce istinbat edilmiş olan illetleri cuz´i işlere tatbik ederler. Onlarin bu faaliyetleri, öncekilerin cikarmiş olduklari hükümleri tatbikten ibarettir. Bu tatbik sayesinde,üzerinde ilk muctehidlerin görüş beyan etmedikleri bir kisim meselelerin hükümleri anlaşilmiş olur.
İkinci kisma girenictihad´a, “tahkiku´l-menat”adida verilir. Muctehidlerin tabakalarini anlatirken bu konuya tekrar dönecegiz.(Fikih Usulu Sf. 329/Prof. Muhammed Ebu Zehra)

İCTİHAD

<CEHD> kökünden gelen bu kelimenin lugat manasi, zorluklari gögüslemekdemektir. İstilahi manasina gelince; <FAKİHİN hüküm hakkindaki zannin elde edilmesi yolunda bütün gücünü delilleri araştirmaya vermesi> demektir.


Nefis, bu araştirmadan daha fazlasini yapamayacagini sezecek derecede, araşirmasi lazimdir. Bu durum, ancak bütün delillere bakmasi ve hepsinden nasil hükümler cikarilir yolunu bilmesi ile oluşur. Zira <el-Adud> da yer aldigi gibi, selef ahkamin bütün delillerini tedvin etmiştir.

İstilahda <FIKIH> dedikleri ilim, ictihadin mahsulu olan zannlardir. Nitekim bu durumu Kadi <Adud> <el-Muhtasar> üzerindeyazdigi şerhinde belirtmiştir. (Bak Cem´ul-Cevami İctihad bahsinin başina, Cilt 2, Sahife 420. Kahire baskisi.)

<El-Menar>in şarihi <İbnul- Melek>, ictihad bahsinde, İCTİHADIN tarifini şöyle yapar: <İctihad usul alimlerinin katinda, şer´i delillerden ahkami cikarmak icin takatin sarf edilmesi demektir.>

<Muratul– usul>* da İCTİHADIN tarifi şöyle yapilmaktadir:
Nassda ictihad yapilamaz. Yani bir mesele hakkinda manasi acik şartlari haiz olarak vazi şeriattan gelen kesin bir delil bulundugu takdirdeo husus da ictihad yapilamaz. Ancak böyle delilin bulunmadigi yerlerde ictihad yapilabilir! Mesela; <zina eden (bekar) kadin ile (bekar) erkegin her birine yüz degnek vurun> (Nur:3) ayetindeki sopa adeti hakkinda ictihad yapilamaz. Zira acik bir nassdir. Nass da ise ictihad yapilamaz.

Özetle deriz ki ancak iki yerde ictihad caizdir:
A)Nassin bulunmadigi yerde
B)Nassin bulundugu halde varid oluşu veya manaya delalet edişi kati olmadigi yerde caizdir.
(Rahmet Deryasindan Damlalar Sf. 21/Derleyen Ali Arslan)





Alıntı ile Cevapla
08.12.2019
  #2
ALI25
La Edri
 
ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 05.01.2018
Üye No: 8740
Mesajlar: 2.626
Aldığı Beğeni: 2579
Rep Puanı: 9406
Etiketle: @ALI25
Online / Ofline :
ALI25 isimli Üye şimdilik offline konumundadır



İCTİHAD

Güç, takat ve çaba. Bir şeyi elde etmek için olanca gücünü sarfetmek anlamında hakîkî; kıyas vb. yollarla hüküm çıkarmak anlamında ise mecazîdir (Zebîdi, Tâcu'l-Arûs, Mısır 1307, II, 329).

Bu kelime Kur'an-ı Kerîm'de zikredilmemiş, hadis-i şeriflerde ise her iki anlamda kullanılmıştır. Hz. Peygamber, düzgün namaz kılmayan bir sahâbiye "namazını yeniden kıl, çünkü sen namaz kılmadın" demiş ve bu hal üç defa tekrar edilmiştir. Üçüncüde namaz kılan "bana doğrusunu öğret, vallahi ben elimden geleni yaptım" derken "ictehedtü" ifadesini kullanmıştır (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, Haydarâbâd, 1966, I, 156). Şu hadislerde mecazî anlamında kullanılmıştır: "Hâkim hükmedip, ictihadda bulunur ve isâbet ederse ona iki ecir vardır" (Buhârî, el-İ'tisâm, 21; Müslim, Akdiye, 15; Ahmed b. Hanbel, III, 187). Allah Rasûlü, Muaz b. Cebel'i Yemen'e yönetici olarak gönderirken"Kitap ve sünnette hüküm bulamazsan ne ile hükmedersin" sorusuna Muaz "Reyimle ictihad ederim" diye cevap vermiştir (Tirmizî, III, s. 616: Ahmed b. Hanbel, V, 230; Şafii, el-Ümm, VII, 273).

Bir terim olarak ictihad en eski fıkıh usûlü kaynağı oları Şâfiî (ö. 204/819)'nin er-Risâlesi'nde şöyle tarif edilmiştir: "Her hâdise hakkında ya ona ait bir hüküm veya hak oları hükmün yolunu gösteren bir delâlet vardır. Hâdisenin açık hükmü varsa ona uymak gereklidir. Eğer muayyen bir hüküm yoksa, hâdisenin hak oları hükmüne götüren yolun delili ictihad ile aranır; İctihad ise kıyastan ibarettir" (Şafii, er-Risâle, thk. Ahmed M. Şakir, Mısır 1940, s. 477).

En eski fıkıh usulü kaynağında yer alan bu tarif yeterli değildir. Çünkü ictihad, kıyas yoluyla olabileceği gibi, ayet ve hadislerde hâkim bulunan genel prensiplerden, kelime ve cümlelerin çeşitli delâlet ve inceliklerinden kıyas dışında kalan diğer istidlal yollarından hüküm çıkarmak tarzında da olabilir. Bu duruma göre kıyas her zaman ictihada muhtaçtır, fakat ictihadın tek yolu kıyas değildir (Gazzalî, el-Mustasfâ, Mısır 1324, II, 229). Kıyas; hakkında ayet-hadis bulunmayan bir meselenin hükmünü, aralarındaki ortak illet dolayısıyla, hakkında ayet-hadis bulunan meselenin hükmüne bağlamaktır (Şâfiî, el-Ümm, Mısır 1329, VII, 85; Şevkânî, İrşâdü'l Fuhûl, Mısır 1937, s. 197).

Ayet ve hadislerden amelî (pratik) hükümleri çıkarma gücüne sahip oları fâkih'e "müctehid" denir. ictihad ya şer'i delillerden hüküm çıkarma tarzında olur, ya da çıkarılan bu hükümlerin toplum hayatına uygulanmasıyla ilgili bulunur. Birinci kısma giren ictihad; şer'î kaynaklardan hüküm çıkaran müctehidlere mahsustur. Sahâbe, Tâbiûn, Tebe-i tabiîn ve mezhep imamları devrinde bu çeşit ictihadlarla İslâm hukuku sistemleştirilmiştir. Ancak üçüncü hicrî yüzyıldan sonra giderek ictihad yapanlar azalmış ve şartlarının ağırlığı sebebiyle bu kapının kapandığı kanaati uyanmıştır. Hanbelî, Zâhirî ve Şiî mezheplerinde, ictihad kapısı sürekli açık telakki edilmiştir. İkinci kısına giren ictihada gelince; hükümlerin toplum hayatına uygulanması bu tür ictihadda sürekliliği gerekli kılmıştır. İslâm hukukunun yürüyen ve yaşayan hayata intibakını sağlamak, gelişen toplum hayatının yeni problemlerini çözmek için her devirde bu yola başvurulmuştur. Bunu yapanlara "tahrîc âlimleri" denilir. Bunlar, çıkarılmış hükümlerin illetlerini belirleyip yeni, benzer cüz'î meselelere uygularlar. Bu, hükümleri uygulama çalışması olup, böylece ilk müctehidlerin, üzerinde görüş beyan etmedikleri bir kısım meselelerin hükümleri de anlaşılmış olur (Muhammed Ebû Zehra, Usulü'l-Fıkh, Kahire, t.y., s. 379).

İslâm hukukunda, şer'î hükümler kesin delillere yani açık ayet ve hadislere veya icmaa dayanıyorsa ictihada yer verilmez. Mecelle'nin 14. maddesinde "mevrid-i nass'da ictihada mesağ yoktur, yani ayet-hadis oları yerde ictihad yoluna gitmek caiz değildir" denilmiştir. Ancak nass'ların sübûtu ve delâleti kat'i olur veya bir konuda icma bulunursa ihtilafa mahal kalmaz. Eğer nassların sübûtu veya delâleti zannî olup kesinlik ifade etmiyorsa veya bir nasstan bir kaç hüküm çıkarmak mümkün oluyorsa ictihada başvurmak gerekir. Diğer yandan ictihad, en çok hakkında nass bulunmayan olayların hükümlerini belirlemek için yapılır (Abdülvahhâb Hallâf, Masâdiru't-Teşriî'l-İslâmî, s.10). Devamlı farklılaşan toplum hayatında yeni meselelerin zuhûru tabiîdir. Çözüm bekleyen problemlere eğilmek gerekir. Ayrıca bir takım amelî hükümlerin örf-âdet, istihsan, maslahat gibi... tali derecedeki delillere dayandığı düşünülürse problemin ağırlığı daha iyi anlaşılır.

Ancak ictihad yapacak kimsede bir takım şartların bulunması gerekir. Aşağıda vereceğimiz bu şartları taşıyanlara "müctehid" denir. Bu esaslar fıkıh usûlünün tedvini ile birlikte ilk olarak müctehid imamlar devrinde tesbit edilmiştir. (Samil islam Ansiklopedisi)

Not allowed! Not allowed!
  Alıntı ile Cevapla
17.12.2019
  #3
ALI25
La Edri
 
ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 05.01.2018
Üye No: 8740
Mesajlar: 2.626
Aldığı Beğeni: 2579
Rep Puanı: 9406
Etiketle: @ALI25
Online / Ofline :
ALI25 isimli Üye şimdilik offline konumundadır



iCTİHAD

1.İctihad
İctihad, her hangi bir iş hususunda caba sarfetmek ve olanca gücünü harcamaktan ibaret olup, sadece, külfet ve sıkınti gerektiren işler hakkinda kullanilir. Msl, Arabcada ´Degirmen taşini taşimaya calişti/cabaladi´denilir, fakat ´Bir hardal tanesini taşimaya calişti´denilmez. Yani Arablar, ictehede fiilini, degirmen taşini taşima hususunda kullanirlarsa da bir hardal tanesini taşimada kullanmazlar. Sözlük anlami bu olmakla birlikte ictihad lafzi, alimlerin örfünde, muctehidin, şer´i hükümleri (ahkamu´ş-şeria) elde etme kousunda caba harcamasini ifade eden özel bir anlam kazanmiştir. Tam ictihad, talep hususunda, artik daha fazlasini yapamayacagini hissedecek ölcüde güc sarfetmektir.

2.Muctehid
Muctehid icin iki şart vardir :

Birincisi şart : Şer´in temel kaynaklarini (Medariku´ş- Şer) ihata etmek ve inceleme-düşünme yoluyla bu kayxnaklar hakkinda bir kanaat oluşturarak, öne alinmasi gerekli olanlari öne almak, arkaya birakilmasi gerekenleri arkaya birakmak.

İkinci şart : Adil olmak ve adaleti zedeleyici günahlardan kaciniyor olmak. Bu şart, muctehidin fetvasina itimat edilmesi icindir ; adil olmayan kimsenin fetvasi kabul edilmez. Kişinin kendisi acisindan ise bu problem söz konusu degildir. Bu durumda adalet, bir bakima, ictihadin sihhat şart degil, fetvanin kabulünün şarti olmaktadir.

Kişinin ne zaman Şer´in temel kaynaklarini ihata etmiş sayilacagi ve ictihad makamina ulaşmak icin gerekli olan bilgilerin neler oldugu sorulacak olursa, deriz ki : Kişi, hükümlerin dayandigi temel kaynaklari ve üretim/istismar keyfiyetini ögrendikten sonra fetva verebilir. Daha önce de acikladigimiz gibi, hükümlerin dayandigi kaynaklar Kitab, Sunnet, icma´ve akil olmak üzere dört tanedir. İstismar metodu ise, ikisi mukaddime, ikisi tamamlayici mahiyette olan dört ilimle, araci mahiyetteki (vasat) dört ilmi ; kisaca, toplam sekiz ilmi bilmek suretiyle tamam olur. Şimdi bunlari -usulcularin ihmal ettikleri inceliklere de dikkat cekerek- aciklayalim.

A.Hükümlerin Dayandigi Kaynaklar :
1)Allahin kitabi :
Allahin kitabi asildir ve bilinmesi gerekir. Kitabla ilgili iki kolaylik getirelim :

Birinci kolaylik : Muctehidin, Kitabin tamamini bilmesi şart olmayip, akham ayetlerini (hüküm taalluk eden ayetleri) bilmesi yeterlidir. Kitabin hüküm taalluk eden ayetleri 500 kadardir.

İkinci kolaylik : Ahkam ayetlerinin ezberlenmesi şart olmayip, ihtiyac aninda gereken ayeti bulabilecek bicimde, bu ayetlerin yerlerini biliyor olmasi yeterlidir.

2)Sunnet :
Kendisine hüküm taalluk eden hadisleri bilmek gerekir. Bu hadisler binlerce olsa bile, yine de sinirlidir. Kitab icin zikredilen iki kolaylik bunun icin de gecerlidir. Zira, muctehidin, vaaz, nasihat, ahiret ahkami ve diger konulara ilişkin hadisleri bilmesi gerekmez. Yine ahkam hadislerini ezbere bilmesi şart olmayip, elinin altinda Ebu Davud´un Sunen´i ve Beyhaki´nin Ma´rifetu´s-Sunen´i gibi ahkama ilişkin bütün hadisleri toplayan temel bir kitabin veya ahkama ilişkin bütün hadislerin özenle toplandigi başka bir temel kitabin bulunmasi yeterlidir. Ayrica ahkam hadislerini ezberlemesi şart olmayip, fetvaya gerek duydugunda, başvurmak üzere konularin (bablarin) yerlerini biliyor olmasi yeterlidir. Eger, ahkam hadislerini (veya hadislerin toplandigi kitabi) ezberlemeye muktedir ise, ezberlemesi elbetteki daha güzel olur.

3)icma :
Tipki, aykiri fetva vermemesi icin naslari bilmesi gerekli oldugu gibi, yine aykiri fetva vermemesi icin, ictihad edecek kişinin icma´konularini da bilmesi gerekir.

Bu asil ile ilgili kolaylik da şudur : İcma´ ve ihtilaf edilen konularin tamamini bilmek şart olmayip, fetva verecegi meselelerle ilgili olanlarini bilmek yeterlidir. Ayrica, verdigi fetvanin icma´a aykiri olmadigini da bilmesi gerekir. Bunu da şöyle bilebilir : Ya verdigi fetvanin, önceki alimlerden birinin mezhebine uygun oldugunu bilmek suretiyle, ya da meselenin kendi zamaninda ortaya ciktigini, dolayisiyla icma´ehlinin bu kouyla ilgilenmediklerini bilmek suretiyle olur. İcma´ile ilgili olarak bu kadari yeterlidir.

4)Akil :
Burada akil ile, ahkam acisindan asli nefyin dayanagini (mustened) kastediyoruz. Akil, sözlerde ve fiillerde güclük ve sıkıntinin olmadigina ve bunlarla ilgili sonsuz bicimlere ait hükümler bulunamayacagina delalet etmektedir. Kitab, Sunnet gibi sem´i delillerin asli nefiyden istisna ettigi hükümler ise, sayica cok olsalar bile yine de sinirlidir. Öyleyse her olayda asli nefy´e başvurmak ve asli nefyin de ancak nass ile veya hükmü nass ile belirlenmiş olana (mansus) kiyas ile degiştirilebilecegini bilmek gereklidir. Bunun icin de muctehid nasslari araştirip incelemek durumundadir. İcma´ve daha önce acikladigimiz üzere, fiilin delaletine nisbetle Hz. Peygamberin fiilleri de nass sayilir.

B.istismar Metodlarinin Bilinmesine Yarayan Dört İlim :
İstismar (hüküm cikarma) metodlarinin bilinmesine yarayan dört ilimden ikisi mukaddime kabilindendir.

Bunlardan birincisi, delil getirmeyi ve delillerin ve burhanlarin sonuc verici olmasini saglayan şartlari bilmektir. Bu bilgi dört temel kaynaktan her birisi icin gereklidir.

İkincisi, arabin hitabini kolay anlayabilecek ölcüde lügat ve nahiv bilmektir. Bu bilgi özellikle Kitab ve Sunnet icin gereklidir. Bu iki bilginin her birinin ayri ayri tafsili ve her birinde bir kolaylik bir de agirlik yönü vardir.

Birinci mukaddime :
Birinci bilginin (ilim) tafsili, delillerin kisimlarini, şekillerini ve şartlarini bilmekten ibarettir.

Deliller üc kisimdir :
Akli deliller : Bunlar, zatlari itibariyle delalet ederler.
Şer´i deliller : Bunlar, Şer´in vaz´i ile (Şer´sayesinde) delil olmuştur.
Vaz´i deliller : Bunlar da lügavi ibarelerdir.

Bu hususta tam bilgi usul mukaddimesinde (bkz. I, 11-72) zikrettigimiz [II, 352] medariku´l-ukul ile olur, daha aziyla degil. Cünkü delillerin şartlarini bilmeyen kişi, hükmün hakikatini ve Şer´in hakikatini bilemedigi gibi Şari´in mukaddimesini ve Şari´in gönderdigi kişiyi de bilemez.

Usul alimleri muctehid olabilmek icin, alemin oldugunu ve alemin, kendisini vareden, kendine has bir takim vacib sifatlarla muttasif ve imkansiz sifatlardan münezzeh bir varediciye muhtac bulundugunu bilmek gerektigini, ayrica bu varedicinin peygamberler göndermek ve bu peygamberleri mucizelerle desteklemek suretiyle kullarinin kendisine ibadet etmesini istedigini bilmek gerektigini de söylemişlerdir. Ta ki muctehid mucizeler üzerinde düşünmek suretiyle peygamberlerin dogrulugunu bilebilsin. Bana göre bu husustaki kolaylik şudur :

Bu konuda gereken miktar kesin inanc´tir (i´tikad-i cazim). Zira bu suretle kişi müslüman olur. Müslüman olmak da kuşkusuz mufti olmanin şartidir. Kelam metodlarini ve kelamcilarin adetleri üzere tahrir edilen delilleri bilmesi ise şart degildir. Nitekim sahabe ve tabiun arasinda kelam sanatini iyi bilen yoktu. İnanc konularinda taklid sinirini aşip, delili bilmeye kadar varma ise, bizatihi şart olmayip, belki ictihad mertebesinin zarureti sebebiyle vaki olur. Şöyle ki, ilimde ictihad mertebesine ancak, kulagina alemin yaratilmiş oldugunun delilleri, yaraticinin sifatlari, peygamberin gönderilmesi ve Kur´an´in mucize oluşu gibi hususlar girmiş olanlar ulaşabilir. Bütün bu hususlari Allahin Kitabi icermektedir. Kitab´taki bilgiler gercek tanimayi oluşturur ve kelam sanatiyla hic meşgul olmamiş olsa bile, bu bilgileri edinmiş olan kişiyi taklid cizgisinin dişina cikarir.

işte bütün bunlar ictihad mertebesinin gereklerindendir. Hatta Resulun tasdiki ve inanmanin temelleri (usulu´l-iman) hususunda sirf mukallid olan birinin furu´konularinda ictihad etmesi caizdir.

ikinci mukaddime : Lügat ve nahvi bilmek
Bununla, Arabin hitabini ve kullanim adetini anlayabilecek ölcüde ve sözün sarihini, zahirini, mücmelini, hakikatini, mecazini, ammini, hassini, muhkemini, müteşabihini, mutlakini, mukayyedini, nassini, fahvasini, lahnini ve mefhumunu biribirinden ayirabilecek derecede bilmeyi kastediyorum. Bu husustaki kolaylik, Halil ve Müberred´in derecesine ulaşmanin, lügatin hepsini bilmenin ve nahivde iyice derinleşmenin şart olmayişidir. Gerekli ve yeterli olan miktar, Kitab ve Sunnete ilişkin olan ve hitabin vaki oldugu yerlere hakim olabilme ve bu hitabin maksatlarini idrak edebilme imkani saglayacak olan miktardir.

Tamamlayici iki ilim :
Tamamlayici mahiyetteki iki ilimden birincisi, Kitab ve Sunnetin nasih ve mensuhunu bilmektir. Bu da zaten özel ve sinirli bir takim ayet ve hadisler icin söz konusudur. Bu husustaki kolaylik ise, bütün bunlari ezbere bilmenin şart olmayip, sadece hakkinda fetva verecegi olaya ilişkin ayet veya hadisle ilgili olanini bilmenin yeterli olmasidir. Bu hadisin veya şu ayetin mensuh cümlesinden olmadigini bilmesi gerekir. Bu husus hem Kitab hem de Sunnet icin gecerlidir.

ikincisi ise, sadece Sunnete mahsus olup, rivayeti bilmek, bu rivayetlerin sahihini fasidinden, makbulunu merdudundan ayirabilmektir. Adlin adilden rivayet etmedigi hadisler hic bir zaman huccet olamaz. Bu husustaki kolaylik ise şudur :Ummetin genel kabulune mazhar olan hadislerin isnadini incelemesi gerekmez. Eger bazi alimler bu hadise muhalif kalmişlarsa, bu takdirde, bu hadisin ravilerini ve bu ravilerin adaletini bilmesi gerekir. Eger bu raviler kendi nazarinda meşhur iseler, msl, Şafii´nin Malik, Nafi ve İbn Ömer kanalindan rivayet ettigi hadisler gibi, bu hadise itimad edebilir. Cünkü bunlarin adaleti ve halleri halk nazarinda mutevatir olmuştur. Adalet ise denemek ve muşahade etmek veya haberin mutevatir olmasi yoluyla bilinir. Bu mertebeden aşagisi takliddir. Sahihlerindeki haberler hususunda Buhari ve Muslim´i taklid etmek böyledir. Bu ikisi sadece adaletini bildikleri kişilerden rivayette bulunmuşlardir. Bu sirf takliddir. Taklid, ravilerin ahvalini ve siretlerini dinleyip ögrenmek, sonra da bu siretlerin adaleti iktiza edip etmedigini incelemekle zail olur. Ne var ki bu uzun iştir ve zamanimizda, aradaki vasitalarin coklugu da eklenince, oldukca zordur. Bu husustaki kolaylik, tadil konusundaki mezhebinin sahih oldugunu bildigimiz adil bir imamin tadili ile yetinmektir. Cünkü tadil ve cerh konusunda degişik mezhebler vardir. Bizden uzun zaman önce ölmüş biri hakkinda deneme ve muşahade imkansizdir. Ravinin siretinin mutevatir olmasi şart koşulacak olursa, meşhur imamlar dişinda böylesine rastlanilamaz. Öyleyse, muctehid, ravinin siretini bilme konusunda, verdigi haberlerde adil olanlari taklid etmelidir. Biz, mezhebinin sihhatini ögrendikten sonra bu adil kişiyi taklid ederiz. Şayet mufti icin, ummetin, ravilerini begendigi sahih kitablara itimad etmeyi caiz görürsek, muftinin yolu kisalir. Aradaki vasitalarin coklugu da dikkate alinirsa zamanimiza bu iş uzun ve külfetlidir. Üstelik asirlarin gecmesiyle de işin zorlugu gitgide artmaktadir.

işte ictihad mertebesine ulaşmak icin gerekli olan sekiz ilim bunlardir. Bunlarin büyük cogunlugunu hadis, lügat ve fikih ilimleri ihtiva etmektedir. İctihad mertebesine ulaşabilmek icin kelama ve fikhin furuuna gerek yoktur. Fikhin furuuna nasil ihtiyac olabilir! Zaten bu furuu muctehidler üretmekte ve bunlar hakkinda, ictihad mertebesini elde ettikten sonra onlar hüküm vermektedirler. İctihad, bu furudan önce bulunmasi gereken bir şart oldugu halde, bu furuu bilmek ictihad mertebesine ulaşmak icin nasil şart olabilir! Ne var ki zamanimizda ictihad mertebesi furu ile cok meşgul olmakla hasil olmaktadir. Zamanimizda alişkanlik kazanmanin yolu budur. Sahabe zamanindaki metod ise bu degildi. Bugün de sahabe zamanindaki metodu uygulamak mümkündür.

Cogunlugun gözden kacirdigi bir incelik :
Bu sekiz ilimin tamamini bilmek, yanlizca, Şer´in tamaminda fetva verebilen mutlak muctehid hakkinda şarttir. Bence ictihad, bölünemeyen bir makam degildir. Yani, birinin bazi konularda ictihad mertebesine ulaşmasi mümkündür. Buna göre, kiyasi inceleme (en-nazaru´l-kiyasi) yolunu bilen kişinin, hadis ilminde mahir olmasa bile, kiyasi bir meselede fetva vermesi mümkündür. Müşterek meselesini inceleyen kişinin, fakihu´n-nefs olmasi, feraizin usulunu ve manalarini bilmesi yeterlidir. Ayrica sarhoş edici şeylerin haramligi konusunda veya velisiz nikah konusunda varid olan haberleri bilmesine gerek yoktur. Cünkü müşterek problemi hususunda bu haberlerden istifadeye gerek olmadigi gibi, bu hadislerin söz konusu meseleyle ilişkisi de yoktur. Nasil oluyor da, bu haberlerden habersiz olmak veya bu haberleri hic bilememek bir eksiklik sayiliyor! Zimmi mukabilinde müslümanin öldürülecegine dair hadisleri ve bundaki tasarruf metodunu bilen kimsenin, nahiv ilmini, V´emsehu bi ruusikum ve erculekum ile´l-ka´beyn[Maide, 5/6] ayetini anlayacak ölcüde bilmemesi ona zarar vermez. Gerisini var sen buna kiyas et!

Mufti olabilmek icin her soruya cevap vermek de şart degildir. Nitekim Malik, kendisine sorulan 40 sorunun 36´sina ´bilmiyorum´cevabini vermiştir. Ayni şekilde Şafii, hatta sahabiler nice meseleler hususunda kararsiz kalmiş cevap verememişlerdir. Öyleyse mufti icin şart olan, fetva verdigi konuda basiret üzere olmasi ; bildigi konuda fetva vermesi ; bildigini bilmesi ; bildigi ile bilmediginin arasina ayirabilmesi ; bilemedigi konularda duraksayip bildigi konularda fetva vermesidir.

3.Hakkinda İctihad Edilecek Konu (Muctehedun fih)
Hakkinda ictihad edilecek konu, hakkinda kat´i delil bulunmayan bütün şer´i hükümlerdir. Burada ´şer´i sözcügünü, akli konulari ve kelam meselelerini dişarida birakmak amaciyla kullandik. Cünkü bu meselelerde gercek birdir ; isabet eden birdir ve hata eden günahkardir. Biz ise ´muctehedun fih´ sözüyle, hata eden kişinin günahkar olmayacagi hususlari kastediyoruz. Namaz ve zekatin vucubu ile ummetin üzerinde ittifak ettigi, hakkinda kat´i deliller bulunan ve muhalefet edenin günahkar olacagi herkesce bilinen konular (celiyyatu´ş-şer´) ise ictihad konusu degildir.

ictihadin rükünleri bunlardan ibarettir. Tam ictihad, ehlinden sadir olup yerine tesadüf ederse, ictihadin ulaştigi bu sonuc hak ve dogru olur.

Muctehid olmanin şartlarindan birinin de ´peygamber olmama´oldugunu zannedenler de vardir. Bunlar peygamber icin ictihadi caiz/mümkün görmemişler ve ictihadin şarti olarak da peygamberlik zamaninda vuku bulmamiş olmayi öne sürmüşlerdir. Bu hususlari iki mesele halinde aciklayalim.

Mesele : (Hz. Peygamber zamaninda kiyas ve ictihad)
Alimler, Hz. Peygamber zamaninda kiyas ve ictihad ile teabbudun caiz olup olmadiginda ihtilaf etmişler ; bir kismi bunu caiz görmüş, bir kismi caiz görmemiştir. Bir kismi da, Hz. Peygamberin huzurunda degil de, yoklugunda, kadilar ve valiler icin bunun caiz oldugunu söylemiştir.

Caiz görenlerden bir kismi bunu Hz. Peygamberin izin vermiş olmasina baglarken bir kismi, Hz. Peygamberin lehte ve aleyhte bir şey söylemeksizin susmasini yeterli görmüşlerdir. Caiz görenler, bunun vuku bulup bulmadiginda ihtilaf etmişlerdir. Tercihe şayan olan görüş, buna gerek dogrudan izin verme ve gerekse susma yoluyla istidlal edilsin, ictihadin hem Hz. Peygamberin bulundugu sirada hem de bulunmadigi sirada caiz olmasidir. Cünkü ictihad ile teabbud etmekte bizatihi bir imkansizlik olmadigi gibi, bu ictihad, ne imkansiz bir sonuca götürür, ne de mefsedete yol acar. Eger salahin vacib oldugu görüşünce olsak bile, her konuda kesin delili belirttigi takdirde kullarin azip isyan edeceklerini bildigi icin Alahin, kullarin salahini ictihadla teabbudle irtibatlandirilmasini gerektiren bir inceligi (lütuf) bilmesi caizdir.

Not allowed! Not allowed!

Konu ALI25 tarafından (17.12.2019 Saat 00:21 ) değiştirilmiştir.
  Alıntı ile Cevapla
17.12.2019
  #4
ALI25
La Edri
 
ALI25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 05.01.2018
Üye No: 8740
Mesajlar: 2.626
Aldığı Beğeni: 2579
Rep Puanı: 9406
Etiketle: @ALI25
Online / Ofline :
ALI25 isimli Üye şimdilik offline konumundadır



Nass varken ictihad etmek muhaldir ve hükmü sarih vahyin nassi ile bilmek mümkünken insanlar zann vartasina nasil itilebilir denirse, deriz ki : Eger (Hz. Peygamber) ´bana vahyedildi ki Allahin sizin üzerinizdeki hükmü ictihadinizin ulaştigi sonuctur ve sizin teabbudunuz ictihad iledir´dese bu söz nass olur. Onlarin ´nass varken ictihad etmek muhaldir´sözlerini biz de kabul ederiz. Fakat olay hakkinda henüz nass inmemiştir. Nassin inmesinin imkan dahilinde olmasi ictihad yapilmasina tezat teşkil etmez. İctihada zit olan ise, nass´in inmesinin mümkün oluşu degil, bizzat nassin kendisidir. Üstelik Hz. Peygamber, şahitlerin sözüyle hüküm vermekle teabbud etmiş ve hatta ´Siz bana husumetinizi getiriyorsunuz. Belki biriniz digerinden hucceti ifade konusunda daha başarili olabilir...´demiştir. Halbuki o sirada her konuda sarih gercegi gösteren vahyin inmesi mümkündü ve zannda bulunmaya ve hata endişesine gerek yoktu.

Hz. Peygamber zamaninda ictihadin vuku bulup bulmadigi meselesine gelince, Hz. Peygamberin bulunmadigi yerlerde bunun vuku bulduguna Muaz olayi delildir. Hz. Peygamberin huzurunda bunun vuku bulduguna ise delil yoktur.

Denirse ki :
Hz. Peygamber Amr b. As´a ´Bazi davalarda sen hüküm ver´ demiş, Amr da ´Sen varken ben ictihad mi edeyim´demiş, bunun üzerine Hz. Peygamber ´Evet, eger isabet edersen iki ecir, hata edersen bir ecir alirsin´demiştir. Yine Hz. Peygamber Ukbe b. Amr ile sahabeden birine ´İkiniz ictihad edin! Sizin icin, isabet ederseniz on hasene, hata ederseniz bir hasene vardir´demiştir.

Deriz ki :
Muaz hadisi, ummetin kabul ettigi meşhur bir haberdir. Digerleri ise sabit olmamiş vahid haberlerdir. Eger bunlar sabit olsalar bile, bu işten sadece ikisine mahsus olmasi veya bu iznin muayyen bir vakiaya mahsus olmasi muhtemeldir.

Biz ise, Hz. Peygamber zamaninda mutlak olarak ictihadin caiz olup olmadigindan bahsediyoruz.

Mesele : (Hz. Peygamberin ictihadi)
Alimler, nass olmayan konularda Hz. Peygamberin ictihad ile hüküm vermesinin caiz olup olmadiginda ihtilaf etmişler, bunun cevazi ve vukuunu tartişmişlardir.

a.Cevazi :
Tercihe layik olan görüş, Hz. Peygamberin ictihadla teabbudunun caiz olmasidir. Cünkü bu iş bizatihi imkansiz olmadigi gibi, imkansiza ve mefsedete de yol acmaz.

Denirse ki :
Hz. Peygamberin ictihad etmesine engel teşkil eden husus, Hz. Peygamberin, hükmün aslini sarih vahiy kanaliyla ögrenebilmeye muktedir olmasidir. Böyleyken ne diye zannina dayanarak konuşsun!

Deriz ki :
Hz. Peygamber aciklama istese (istikşaf) ve kendisine ´Biz senin ictihad etmene ve o ictihad ile teabbud etmene hükmettik´ denilse, bu durumda Hz. Peygamberin Allah ile tartişmaya girme yetkisi var midir, yoksa kendi salahinin teabbud ettigi şeyde olduguna inanmasi mi gerekir!

Denirse ki :
Hz. Peygamberin sözü zanna taban tabana zit kat´i bir nasstir ve zanda hata ihtimali vardir. Öyleyse ikisi (zann ve nass) bir birine zittir.

Deriz ki :
Ona ´Senin zannin hükmün alametidir´ denirse O, zanni ve hükmü yakinen bilmiş olur ve hata ihtimal kalmaz. Bizce Hz. Peygamber dişindakilerin ictihadi da böyledir ve bunlarin ictihadi şahitlerin dogruluguna olan zanlari gibidir. Şahit ic durumu itibariyle yalanci bile olsa, o şahidin dogrulugunu zanneden kişi bu zanninda isabetlidir.

Denirse ki :
Eger diger muctehidler, her halukarda ictihadda musib olmak bakimindan Hz. Peygambere eşit iseler, bunlarin, kendi ictihadlariyla Hz. Peygamberin kiyasina muhalefet etmesinin caiz oldugunu söylemeniz gerekmez mi?

Deriz ki :
Şayet bununla mükellef tutulmuş olsaydi (teabbud) muhalefet etmesi caiz olurdu. Ne var ki, tipki ummetin hepsine birden muhalefetin haramligina oldugu gibi, O´nun ictihadina muhalefet edilemeyecegine de icma´delili delalet etmektedir. İcma´ayni şekilde devlet başkaninin (el-imamu´l-a´zam) ve hakimin ictihadina muhalefetin haramligina da delalet etmektedir. Cünkü halkin iyiligi (salah), devlet başkaninin, hakimin ve ummetin tamaminin görüşüne uyulmasindadir. Peygamber de aynen böyledir.

Musibin tek oldugu görüşünde olanlar Hz. Peygamberin ictihadini tercih ederler. Cünkü Hz. Peygamber hatadan masum, digerleri ise masum degildir.

Bazilari da Hz. Peygamberin hata edebilecegini fakat hata üzerinde birakilmayacagini ileri sürmüşlerdir.

Denirse ki :

O´nun ictihadina muhalefetle teabbudun vurudu nasil caiz olabilir!? Cünkü böyle bir sey ittiba´a aykiri ve inkiyaddan uzaktir.

Deriz ki :
Şayet Hz. Peygamber kendi diliyle onlara ´sizin hükmünüz kendi zanniniza tabi olmaktir ; bu zanniniz Peygamberin zannina aykiri bile olsa´dese, bu durumda Hz. Peygambere ittiba, Peygamberin kendileri icin resmettigi metoda imtisal etmekle gercekleşir ; tipki, şahitlerin şahitligi ile hüküm vermede oldugu gibi, Şöyle ki ; Peygamber, fasik oldugunu bilmedigi iki kişinin şahitligine dayanarak hüküm verse, bu iki kişi başka bir hakimin huzurunda şahitlik ettiklerinde eger hakim bunlarin fiskini biliyorsa şahitliklerini kabul etmez.

Bu muhalefetin inkiyad´dan uzaklaşma (tenfir) anlami taşidigi iddiasi da yersizdir. Tam tersine bu hususta Hz. Peygambere muhalefet etmek, aynen şefaat (arabuluculuk), hurmalarin aşilanmasi ve dünya mesalihi gibi konularda muhalefet etmek gibidir.

Denirse ki :
Peygamber, bir fer´i bir asil üzerine kiyas etse, o fer´üzerine kiyas yapilabilir mi? a)Eger yapilamaz derseniz, bu muhaldir. Cünkü, artik o fer´Peygamber tarafindan mansus aleyh olmuştur. b)Eger, o fer´üzerine kiyas yapilabilir derseniz, fer´üzerine kiyas nasil caiz olabilir!

Deriz ki :
Hem bu fer´üzerine ve hem de her hangi bir asila ilhak edilecegine ummetin icma´ettigi her fer´ üzerine kiyas yapilablir. Cünkü bu fer´ icma´ ve nass sebebiyle artik fer´ olmaktan cikarak asil konumuna gecmiştir. Onlarin (icma´eden ummetin) mehazinin araştirilmasi da gerekmez.

Her hangi bir asila ilhak edileceginde icma´edilmeyip bazi alimlerin bir asila ilhak ettigi fer´üzerine kiyas yapilip yapilamayacagi hususunda bazi alimler, aslin illeti bulunmasa bile, bu fer´üzerine kiyas yapilabilecegini söylemişlerdir.

b.Vukuu :
Hz. Peygamberin ictihad ile amel etmesinin caiz oldugu görüşünde olanlar bunun vukuunda ihtilaf etmişlerdir. Bir kismi, bunun vaki oldugunu, bir kismi vaki olmadigini ileri sürerken, bir kismi da bu hususta karasiz kalmiştir ki sahih olan da budur. Cünkü bu hususta kesin bir delil sabit olmamiştir.

Bunun vukuu görüşünde olanlar, şu örnekleri gerekce göstermişlerdir :
a)Hz. Peygamber, Bedir esirleri konusunda Allah tarafindan “Yeryüzünde durumunu iyice güclendirmedikce hic bir peygambere esir almak yaraşmaz”[Enfal, 8/67] denilerek sitem edilmiştir. Hz. Peygamber bu ayetin inmesinden sonra “Şayet bir azab gelecek olsaydi, bu azabtan Ömer´den başkasi kurtulamazdi” demiştir. Cünkü Ömer, müşavere esnasinda bu esirlerin öldürülmesini önermişti. Şayet Hz. Peygamber bu hükmü nass ile vermiş olsaydi kendisine böyle sitem edilmezdi.

Cevap :
Belki de Hz. Peygamber nass ile, esirlerin hepsini serbest birakmak veya hepsini öldürmek veya hepsini fidye mukabili serbest birakmak secenekleri arasinda muhayyer birakilmiş ve sahabeden bir kismi, diger seceneklerin olamiyacagini belirterek sadece serbest birakma secenegini önermişlerdi. Sitem ise Hz. Peygamber icin degil, yanlizca tek secenegi önerenler icin nazil olmuştur. Fakat sitem cogul sigasiyla varid olmuştur ; bununla kastedilen ise saliverme taraftari olanlardir.

b)Hz. Peygamber “La yuhtelu halahu vela yu´dadu şeceruha” dediginde Abbas ´İzhir otu haric (degil mi?)´ demiş, Hz. Peygamber de ´İzhir otu haric´ diye cevap vermiştir.

Cevap :
Belki de vahiy izhir otunun da istisna edilmemesi yönünde iken Abbasin sözüyle birlikte bunun istisna edilebilecegi yönünde nazil olmuştur. Ya da Cibril o esnada orada hazir bulunup Hz. Peygambere Abbas´in sözünü onaylamasini işaret etmiş de olabilir.

c)Hz. Peygamber, hacc ile ilgili olarak, ifa edilen bir haccin bütün ömür icin yeterli olacagini (li´l-ebed) söylemiş, arkasindan da “Şayet, bu yaptigimiz hacc sadece bu yilimiz icin gecerli deseydim hacc her sene icin vacib olurdu” demiştir.

Cevap :
Hz. Peygamberin bu sözünün anlami şudur ; ´Şayet bu hacc sadece bu yilimiz icin deseydim, elbette bunu da vahiy ile söylerdim ve kuşkusuz bu vacib olurdu´.

d)Savaş icin bir yere konakladiklarinda bir sahabi “Eger, buraya konaklamamiz vahiy ile bildirildiyse, elbetteki uyup itaat ederiz. Ancak ictihad ve rey ile ise, burasi konaklamak icin pek uygun bir yer degil” demiş, Hz. Peygamber de “Hayir vahiy ile degil ictihad ve rey iledir” deyince oradan ayrilmişlardir.

Cevap :
bu tamamen dünya mesalihine ilişkin bir ictihaddir. Bu konularda ictihad etmesinin caiz oldugunda zaten ihtilaf yoktur. İhtilaf Hz. Peygamberin din işlerinde ictihadinin vaki olup olmadigi konusundadir.

Hz. Peygamberin ictihadinin vukuunu kabul etmeyenlerin gerekceleri :
a)Eger Hz. Peygamberin ictihadla hüküm vermesi emredilmiş olsaydi, Hz. Peygamber vahiy beklemeksizin her soruya cevap verirdi.

b)Eger Hz. Peygamber ictihad ediyor olsaydi, bu yaygin olarak nakledilirdi.

c)Eger ictihad ediyor olsaydi zaman zaman ictihadinin degişmesi gerekirdi ve bu görüş degişikligi yüzünden itham edilirdi.

Bu gerekcelere cevap :
a)Hz. Peygamberin vahiy beklemesi, belki kendi ictihadiyla henüz sonuca varamadigi yerlerdedir. Belki de ictihad konusu olmayan bir hüküm icin vahyi beklemiştir. Ya da o konuda ictihad etmemesi istenmiştir.

b)Hz. Peygamberin ictihadinin yaygin olarak nakledilmemesi ise, her ne kadar Hz. Peygamber bununla amel (teabbud) etse de insanlarin Hz. Peygamberin ictihadina muttali olamamalari yüzünden olabilir. Belki de halen nass inmekte olsa bile, Hz. Peygamber, nass inmedigi zaman ictihad ile amel ediyordu. Böylece tipki, nisab ve yol azigina (zad) malik oldugunda zekat ve hacc ile mükellef olacak olan fakat henüz bunlara malik olmayan kişi gibi olur. Yani (nisab ve yol azigina malik olmayan kişinin zekat ve hacc emrine muhatab olmamasi anlamina gelemeyecegi gibi) nassin halen inmekte olmasi, Hz. Peygamberin ictihadla amel etmedigini (muteabbed olmadigini) göstermez.

c)Hz. Peygamberin kanaat degişikligi yüzünden töhmet altinda kalacagi iddiasina gelince ; böyle bir gerekceye dayanilamaz. Cünkü Hz. Peygamber, nesh sebebiyle de töhmet altinda birakilmaya calişilmiştir. Nitekim Allah Teala “Onlar senin bir uydurmaci (mufteri) oldugunu söylüyorlar”[Nahl, 16/101] demiştir. Bu durum (yani onlarin böyle söylüyor olmalari) neshin imkansizligini göstermez.

Diger taraftan biz de ayni mantikla bunun tam tersini söylebiliriz. Şöyle ki : Eger Hz. Peygamber ictihad ile muteabbid olmasaydi, muctehidlerin kazandigi sevabi kacirmiş olurdu ve muctehidlerin sevabi Hz. Peygamberden daha cok olurdu. Böyle bir söz de ayni şekilde tutarsizdir. Cünkü, risaleti yüklenme ve Allah´tan aldigini eda etme sevabi her sevabin üstündedir.

Denirse ki :
Peki, ibadetlerin ve zekat nisablarinin ve miktarlarinin ictihad yoluyla konulmasiyla teabbud edilebilir mi?

Cevap :
Bunu imkansiz yapan bir şey olmadigi gibi, bu imkansiza ve mefsedete de yol acmaz. Şayet iş (emir) maslahata mebni ise, Allah Tealanin, kullarinin salahini peygamberinin ictihadinin ulaştigi sonuclarda görmesi hic de uzak (yadirganacak) bir şey degildir.

Kaderiler, Hz. Peygamberin zanni bazi hususlarda maslahata (salah) uygun düşse bile her konuda maslahata uygun düşmesi mümkün degildir diyerek buna karşi cikmişlardir. Bu görüş sakattir. Cünkü Allah´in kullarinin maslahatina olan şeyi Hz. Peygamberin ictihadina ilka etmesi uzak bir şey degildir. İşte bu akli cevazdir. Bunun vukuu ise, imkansiz olmamakla birlikte biraz uzaktir.

Anlaşilan odur ki, bütün bunlar (ibadetlerin ve zekatlarin nisab ve miktarlarinin tayini), detayi belirleyen sarih vahiy kanaliyla olmuştur.(El-Mustasfa/imam Gazali, Ct. 2, Sf. 315-326/Yunus Apaydin)

Not allowed! Not allowed!

Konu ALI25 tarafından (17.12.2019 Saat 00:25 ) değiştirilmiştir.
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı





Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 03:40.



Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.



  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
SevgiForum

Powered by vBulletin® Version 3.8.11 Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.