PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Merhamet ve cömertlik


beyaznur
02-25-2013, 12:13 PM
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Merhamet imandandır. Bu din, bugüne kadar merhametle gelmiştir. (Yeminle söylüyorum, kim Allahü teâlânın mahlûklarına merhamet ederse, Allah ona merhamet eder) hadis-i şerifi, merhametin önemini bildirmektedir. Resulullah'ın, Hazret-i Hasan’la Hazret-i Hüseyin’i öptüğünü gören biri, (Benim on çocuğum var. Hiçbirini öpmedim) der. O kişiye, (Merhamet etmeyen, merhamete kavuşamaz) buyurur. (Cömertlik öyle güzel bir huydur ki, insanın kötü huylarını örter. Cimrilik öyle kötü bir huydur ki, insanın güzel huylarını örter) hadis-i şerifi, cömertliğin güzelliğini, iyiliğini; cimriliğin ise kötülüğünü göstermektedir. Hiçbir cimri, Allah dostu olamaz. Evliya zatlar hep vermiştir. Verince, alandan daha çok sevinen, hakiki mümindir. Cömertlik, Cenab-ı Hakk’ın çok sevdiği bir ahlâktır. Bu, her kula nasip olmaz. Cömert bir kâfire, son nefeste iman nasip olma ihtimali çoktur.
Büyük zatlar, (Essahîü habîbullah, velev kâne fâsıkan. El-bahîlü adüvvullah, velev kâne ârifen = Cömert, fâsık da olsa, Allah'ın habibidir. Cimri ise; ârif, âbid bile olsa, o Allahü teâlânın düşmanıdır) buyuruyorlar. (Cömerdin yemeği şifadır. Cimrininki derttir, zehirdir) hadis-i şerifi aynı durumun vahametini bildirmektedir. İnsanların başına geçecek kişide aranacak ilk vasıf, cömertlik ve merhametli olmaktır. Fakir bir müşrik, (Ben çok fakirim, bana bir şeyler ver!) diye sadaka isteyince, Peygamber efendimiz, (Peki, şu vadiye bir bak!) buyurur. Bakınca, ovaları dolduran koyun sürüsünü görür. (Bu koyunların hepsi senindir, al bunları götür!) buyurur.Müşrik şaşırır, (Yâ Resulallah, bu sürüyü almadan önce, başka bir şeye kavuşmak istiyorum. Bana Müslümanlığı anlatın, ben Müslüman olmak istiyorum) der.
İşte bu cömertlik karşısında Müslüman oluyor. Sürüyü alıp köyüne gidiyor. Fakir bildikleri adamın sürüsünü görünce köydeki herkes olan biteni merak ediyor. Bunun üzerine olanları anlatır: (Ben çok insan gördüm, ama öncekilere benzemeyen öyle bir cömert gördüm ki beni benden aldı. O zattan, sadaka istedim, o bana bu kadar sürü verdi. Bunu bu zamanda kim yapar? Ne olur hepiniz gidin Müslüman olun!)
Orada bulunan herkes bölük bölük giderek Müslüman oldular.

Şahin***
02-25-2013, 12:15 PM
emeklerine saglık Nur

beyaznur
02-25-2013, 12:39 PM
http://s2.rimg.info/6ea2297dbe04f74990cf407c45102caf.gif

beyaznur
02-25-2013, 12:40 PM
sz<

Allah vereni sever

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Bizim dinimiz iyilik etmek, şefkat dinidir. Kur’an-ı kerimde, (Muhakkak ki Allah iyilik edenlere yardım eder, verenleri sever) buyuruluyor. Allah, verene verir. Vermek bir haslettir, huydur. İnsanlar genelde cimridir, vermeyi sevmez. Bu yüzden de dertten kurtulmaz, çünkü durgun su pislik tutar, mikrop kaynağı olur.
Peygamber efendimiz Medine’ye hicret edince, (Ey Eshabım, iki şeyi olan, birini versin, iki evi olan, birini versin, iki hurması olan, birini versin, bir hurması olan, yarısını versin!) buyurdu. Niye vermeyi çok teşvik ediyor? Çünkü bir gün canımızı vereceğiz. İnsan vermeye alışmazsa, en kıymetli varlığı olan canını nasıl verecek? Ölüm acısını en çok çeken, en zor can veren müminler, dünyada vermeye alışmayanlardır. Şimdiden kendimizi alıştıralım. Zamanımızdan, imkânlarımızdan Allah yolunda verelim, fakir fukaraya sadaka verelim. Kârlı çıkacağız. Yardımdan vazgeçmeyelim, yardım isteğimizi köreltmeyelim, yardıma muhtaç arkadaşlarımıza sahip çıkalım. Çünkü sadaka vermek belayı defeder. Ayrıca Peygamber efendimiz, (Hastalıklarınızı sadaka vererek tedavi edin!) buyuruyor. Yemek yedirelim, elbise, para verelim, güler yüz verelim, ziyaret edelim, kaynaşalım.
Yarın çok geç olur. Bugünü yaşıyoruz, an bu andır. Yarını düşünmek, yarına göre hesap yapmak, zaten felaketin başlangıcıdır. Ne garanti var elimizde? Belki son günümüzü yaşıyoruz, belki son namazımızı kılıyoruz, belki son nefeslerimizi veriyoruz.
Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan.
Âlem-i İslam’ın başına çöken kara bulutlar, felaketler, boşuna değildir. Kur’an-ı kerimin daha ilk başlangıcında, (İnfâk edin!) yani (Verin!) buyuruluyor. İnsanoğlu cimridir, egoisttir, sanki kendi mülküymüş gibi, her şeye mutlak sahip olmak gibi bir ahmaklık iddiasındadır. Hâlbuki mülk Allah’ındır. Bizim vücudumuz bize ait değil ki, mülk bizim olsun. Her gün binlerce insan ölüyor. Nerede kaldı onların malları, idealleri, imkânları? Hepsi bitti, hayâl oldu. Peki, onlar insan da biz değil miyiz? Biz insanız da, onlar insan değil mi? (Verdiğin senin malındır, alıp tükettiğin değil) hadis-i şerifini de düşünerek, elimizdekilerin bizde kalması için hayra sarf etmeliyiz.

beyaznur
02-25-2013, 12:45 PM
Nefsi temizlemek ve hakiki iman

Sual: Nefsimizi nasıl temizleriz?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Nefs-i emmare, dine inanmaz. Bunun için nefsi tezkiye etmek, kötülüklerden temizlemek ve faziletlerle doldurmak gerekir. Şems suresinde, (Nefsini tezkiye eden kurtuldu. Nefsini, günahta, cehalette, dalalette bırakan zarar etti) buyuruldu. Bekara suresinin (Kalblerinde hastalık vardır) âyet-i kerimesi ile bildirilen hastalık, tedavi edilmedikçe, hakiki iman ele geçmez. Kalbi hasta olanın imanı, imanın suretidir. Nefsini temizleyen hakiki imana kavuşur. Yunus suresinin, (Allahü teâlânın evliyası için azap korkusu, nimetlere kavuşmamak üzüntüsü yoktur) mealindeki âyet-i kerimesindeki müjde, hakiki imana kavuşanlar içindir.

Herkesin nefsi, baş olmak sevdasındadır. Başkasının emri altına girmeyi asla istemez. Nefsin bu arzusu ilah olmak, herkesin kendine tapınmasını istemek demektir. Allah’a ortak olmak ister. Daha da ileri giderek bizzat ilah olmak ister. Hadis-i kudside, Allahü teâlâ, (Nefsine düşmanlık et, çünkü nefsin, benim düşmanımdır) buyuruyor. Demek ki nefsin isteklerine boyun eğmek, Allahü teâlânın bu düşmanına yardım etmek olur. Bu ise ne korkunç bir afettir. Dinin bütün emir ve yasakları nefsi ezmek, taşkınca isteklerini önlemek içindir. Dine uyuldukça nefsin istekleri azalır. Nefs, temizlenmedikçe, üstünlük sevdasından vazgeçmez.

Nefsi temizlemek için en tesirli ilaç, kelime-i tevhidi söylemektir. Dışarıdan gelen kötü istekler, şeytandan gelmiş olmakla beraber, geçici hastalıktır. Küçük bir ilaç ile kolayca giderilebilir:
(Şeytanın aldatması elbette zayıftır.) [Nisa 76]

Nefsi kötülüklerden temizlemelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(En üstün cihad, nefs ile yapılan cihaddır.) [İ.Neccar]

Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
Gençlik, ömrün en kıymetli zamanıdır. İnsanın sıhhatli, kuvvetli olduğu zamandır. Bu zaman, her gün geçiyor, azalıyor, ihtiyarlık yaklaşıyor. Yazıklar olsun ki, en şerefli, en lüzumlu iş olan, marifetullahı kazanmayı, hayal olan ömrün sonuna bırakıyoruz. En şerefli olan zamanlarını, en zararlı, en kötü şey olan nefsin arzularına kavuşmak için sarf ediyoruz. Peygamber efendimiz, (Yarın yaparım diyen, aldandı) buyurdu. Allahü teâlâ, insanları ve cinleri marifetullaha ve Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak için yarattı. Nefslerimizin arzuları peşinde koşan bizler, ne zaman aklımızı başımıza toplayacağız? İnsanın, Allahü teâlânın marifetine kavuşmasına mani olan en kuvvetli düşman nefsin arzularıdır. Bu arzular bitip tükenmez. Hepsi de çok zararlıdır. Maksudun, mabudundur buyuruluyor. Maksadın, arzun ne ise, ilahın odur. (Nefslerinin arzularını ilah edinenler) âyet-i kerimesi, bunun vesikasıdır.

[Marifetullah, Allahü teâlânın zatını ve sıfatlarını tanımaktır. Zatını tanımak, anlaşılmayacağını anlamaktır.]

Nefse uymaktan kurtulmak, dünya nimetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefs, Allahü teâlâ ile kul arasında en büyük perdedir. (Ebu Bekr Tamsitani)

İbadetlerin en kıymetlisi, nefse uymamaktır. (Sehl bin Ab. Tüsteri)

Her işte, nefsin arzularına uymak, nefse tapınmak olur. Nefsine uyan, küfre girebilir veya haram işlemeye başlar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Hasislik, nefse uymak ve kendini beğenmek felakete sürükler.) [Taberani]

(Akıllılık alameti, nefse hakim olmak ve öldükten sonra gerekenleri hazırlamaktır. Ahmaklık alameti, nefse uyup, Allah’tan af ve merhamet beklemektir.) [Tirmizi]

Tefsir-i Azizi’de buyuruluyor ki:
Allahü teâlânın merhameti sonsuz olduğundan, nefsin felakete sürüklenmesine mani olmak istedi. Hem nefsin arzularına uymayı sınırlayan, hem de nefsi temizleyip emmarelikten yani aşırı, taşkın olmaktan kurtaran emirler ve yasaklar gönderdi. Bir insan, işlerini yaparken, İslam dinine uyarsa, nefsi emmarelikten kurtulup mutmainne olur. Bu zaman şehveti ve gadabı faydalı olarak çalıştırır. Bu bakımdan nefse uymak, tatlı gelir. Dine uymak ise, bu arzuları frenlediği için acı, zor gelir. Akl-ı selim sahibi olan, nefsine uymaz. İslam dinine uyar. Aklı dinlemeyen kimse ise, nefsine uyar.

Şerefüddin Ahmed bin Yahya Müniri hazretleri buyuruyor ki:
İslamiyet, nefsin arzusu olan şehvet ve gadabın yok edilmesini değil, her ikisine hakim olup, dine uygun kullanılmasını emreder. Süvarinin atını ve avcının köpeğini yok etmesi değil, bunları terbiye ederek, kendilerinden faydalanması gerektiği gibidir. Yani, şehvet ve gadab, avcının köpeği ve süvarinin atı gibidir. Bu ikisi olmadıkça, ahiret nimetleri avlanamaz. Fakat, bunlardan faydalanmak için, terbiye ederek, dine uygun kullanılmaları gerekir. Riyazet, bu iki sıfatı yok etmek için değil, terbiye edip dine uymalarını sağlamak içindir.

Nefsimiz kâfirdir
Sual: S. Ebediyye’de, (Her mümin, nefsini tezkiye için, yani nefsin yaratılışında mevcut olan küfrü ve günahları temizlemek için, her zaman, “La ilahe illallah” sözünü çok söylemelidir) deniyor. İslamiyet’te herkes, yaratılışta, günahsız olarak doğmuyor mu?
CEVAP
Evet, günahsız doğuyor; fakat içimizdeki nefsimiz, kâfirdir. İnsana hep kötülük yaptırmak ister. Onun gıdası küfür, haram ve mekruhlardır. Yaratılışı böyledir. Bir âyet-i kerime meali:
(Nefs-i emmare, elbette günahları, kötülükleri emreder.) [Yusuf 53]

Bir hadis-i şerif meali:
(İnsanın en kuvvetli düşmanı nefsidir.) [Deylemi]

Kâfir olarak yaratılan bu nefsi temizlemek için, kelime-i tevhidi çok söylemek gerektiği bildiriliyor.

Hakiki iman nedir?
Sual: Hakiki imana kavuşmak için ne yapmak gerekir?
CEVAP
İslamiyet'in emirlerini yapmak nefsin tezkiyesi yani küfürden temizlenmesi ve kalbin tasfiyesi yani günahlardan temizlenmesi içindir. Nefis temizlenmedikçe ve kalb selamet bulmadıkça, hakiki iman hasıl olmaz. Felaketlerden, azaplardan kurtulmak için, hakiki imana kavuşmak lazımdır.

İman, üç kısımdır:
1- Dinin hükümlerini bilmeyen, ana babasından gördüğü gibi ibadet eden, inanan kimselerin imanına Taklid-i iman denir. Böyle kimselerin imanının gitmesinden korkulur.
2- Dinin hükümlerini yani farz, vacip, sünnet, müstehap, mubah, haram, mekruh ve müfsidi ilmihalden öğrenip amel eden kimselerin imanına iman-ı istidlali yani delil ile anlayarak bilmek demektir. Böyle kimselerin imanı kuvvetlidir.
3- Ariflerin imanıdır. Herkes dinsiz olsa, onun kalbine asla şüphe gelmez. Onun imanı peygamber imanı gibidir. Buna iman-ı hakiki denir.

Akıl yolu ile kalbde hasıl olan iman, imanın suretidir. Çünkü nefis, bu imanın tersini istemekte, küfründe inat ve ısrar etmektedir. Böyle iman, safra hastasının, şekerin tatlı olduğuna iman etmesi gibidir. Her ne kadar inandım dese de, vicdanı, şekeri acı bilmektedir. Safrası düzeldikten sonra, şekerin tatlı olduğuna hakiki iman hasıl olur. İmanın hakikati de, nefsin tezkiyesinden ve kalbin itminanından [hakiki imana kavuştuktan] sonra kalbde hasıl olur. İşte böyle hakiki iman yalnız Evliyada bulunur ve elden gitmez. Şu âyet meali bu müjdeyi göstermektedir:
(Biliniz ki, Allah’ın Evliyası için, azap korkusu, nimetlere kavuşmamak üzüntüsü yoktur.) [Yunus 62]

Said bin Cübeyr hazretleri diyor ki: Üç türlü kalb vardır:
1- Müminin kalbidir. Temiz ve sevgi ile Allahü teâlâya bağlıdır.
2- Katı, ölü kalbdir. Kimseye acımaz.
3- Hasta kalbdir. Hastalık, münafıklık hastalığıdır.

İlki kurtulucu, son ikisi ise azaptadır. Müminin kalbi selimdir. Kalbi selim övülüyor. Bir âyet meali:
(Kalbi selim ile gelen hariç, o gün, mal ve çocuklar fayda vermez.) [Şuara 88-89]

Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlâyı tanımak iki türlüdür:
1- Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi tanımak,
2- Tasavvuf büyüklerinin tanımaları.

Birinci şekildeki imanda nefs azgınlığından vazgeçmemiştir, iman hakiki değil, mecazidir. Bu iman gidebilir. İkincisinde nefs de imana geldiği için iman yok olmaktan korunmuştur. (Ya Rabbi, senden sonu küfür olmayan iman istiyorum) hadis-i şerifi ve Nisa suresinin (Ey iman sahipleri, iman edin) mealindeki 136. âyet-i kerimesi de hakiki imanı bildirmektedir. Bu âyet, (Hakiki imana kavuşun) manasındadır. İmam-ı Ahmed hazretleri ilim ve ictihadda çok yüksek dereceye sahip olduğu hâlde, hakiki imana kavuşmak için Bişr-i Hafi [ve Zünnun-i Mısri] hazretleri gibi evliyanın sohbetinde bulundu. İmam-ı a'zam hazretleri de, ömrünün son yıllarında Cafer-i Sadık hazretlerinin sohbetinde bulunduktan sonra, (Bu iki sene olmasaydı, Numan helak olurdu), yani (Hakiki imana kavuşamazdım) buyurdu. Her iki imam da ilimde ve ibadette son derece ileri oldukları halde, tasavvuf büyüklerinin sohbetinde bulunarak marifeti ve bunun meyvesi olan hakiki imanı elde ettiler. (2/10)

Senaullah-i Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:
Tasavvufta fena makamına kavuşan, muhakkak imanla ölür. Bekara suresinin (Allahü teâlâ imanınızı zayi etmez) mealindeki 143. âyeti ve (Allahü teâlâ, kullarının imanlarını geri almaz. Fakat âlimleri yok ederek ilmi geri alır) hadis-i şerifi, hakiki imanın ve batın ilminin geri alınmayacağını göstermektedir. (İrşad-üt-talibin)

Hubbi fillah buğdi fillah olmadıkça da hakiki imana kavuşulamaz. İki hadis-i şerif meali:
(Allah’ı sevmeyen ve Onun düşmanlarını düşman bilmeyen, hakiki iman etmiş olmaz. Müminleri Allah için seven ve kâfirleri düşman bilen, Allah’ın sevgisine kavuşur.) [İ.Ahmed]

(Allah’ın dostunu seven, düşmanını düşman bilen kâmil iman sahibi olur.) [Ebu Davud]

beyaznur
02-25-2013, 12:50 PM
Nefsin fayda ve zararları

Sual: Günah diye bir şey olmasaydı, şeytan veya nefsimiz yaratılmasaydı da, herkes Cennete girseydi daha iyi olmaz mıydı?
CEVAP
Şeytanı da, nefsimizi de, günahı da yaratan Allahü teâlâdır. Sanki niçin yaratıyor gibi bir sual bu. Hikmetlerini bilmesek de kabullenmekten başka çaremiz yoktur.

Bu dünyada, her mahlukta, her şeyde, Allahü teâlânın hem rahmet sıfatı, hem de, kahır, gadab sıfatı zuhur etmektedir.

Su, insanların, hayvanların ve bitkilerin yaşamaları için, temizlik için yemek, ilaç yapmak için gerektiği gibi, denizde binlerce insan boğulmakta, sel suları evleri yıkmakta, çok soğuk su içen, hasta olmaktadır. Suyun böyle zararları vardır diye suyu istemeyiz diyebilir miyiz?

Ateş, ekmek, yemek pişirmek için, kışın ısınmak için gerektiği gibi, içine düşeni yakar. Elektrik, çok yerde işimize yaradığı halde, yangına sebep olur, insana çarpınca, hemen öldürür. Her ilaç bir derde deva olduğu halde, fazlası zararlı olur. Her şey böyledir.

İşte nefsimiz de bunlar gibidir. Hem faydalı, hem zararlı tarafları vardır. Nefsin yaratılması, insanların yaşaması, üremesi ve dünya için çalışmaları ve ahiret için cihad sevabı kazanmaları içindir. Allahü teâlâ, nefsi böyle nice faydalar için yarattı. Fakat nefsimiz birçok lezzetlere doymaz. Allahü teâlâ bütün insanlara merhamet ederek, acıyarak, nefse hakim olup, zararlı arzularını önlemeleri için, akıl da yarattı.

Akıl, insan beyni vasıtası ile, his uzuvlarından, şeytan ve nefsten kalbe gelen arzuları inceleyerek, iyilerini, kötülerinden ayıran bir kuvvettir. Ayırırken yanılmazsa akl-ı selim denir.

Allahü teâlâ, ayrıca Peygamberler göndererek, hangi şeylerin faydalı, iyi ve hangi şeylerin zararlı, kötü olduklarını ve nefsin bütün arzularının kötü olduğunu bildirdi. Akıl, nefsin isteklerini Peygamberlerin iyi dedikleri şeylerden ayırıp, kalbe bildirir, kalb de, aklın bildirdiğini tercih ederse, nefsin arzularını yapmayı irade etmez. Yani beyin vasıtası ile, hareket uzuvlarına bunu yaptırmaz.

Kalb, dinimizin iyi dediklerini, irade eder ve yaptırırsa, insan saadete, mutluluğa kavuşur. Kalbin, iyiden, kötüden birini irade etmesine kesb denir.

İnsanın hareket organları, beynine, beyni de kalbine tâbidir. Kalbin emrine uygun hareket ederler. Kalb, beyin vasıtası ile his organlarından ve ruh vasıtası ile taraf-ı ilahiden ve akıldan, melekten, hafızadan, nefsten ve şeytandan gelen tesirlerin toplandığı bir merkezdir.

Kalb, akla uyunca, nefsin yaratılmış olması, insanların sonsuz nimetlere kavuşmalarına mani olmaz. Kalbin nefse aldanmaması, ona uymaması, nefs ile cihad-ı ekber olur. Allahü teâlâ cihad edenlere, Cennette yüksek dereceler vereceğini bildiriyor. Nefs, insanların cihad sevabına kavuşmalarına meleklerden üstün olmalarına sebep olmaktadır.

Nefs, iki tarafı keskin bıçak gibidir. Hem de, zehirli ilaç gibidir. Doktorun tavsiyesine göre kullanan, bundan fayda kazanır. Aşırı kullanan helak olur. İslamiyet, nefsin helak edilmesini, yok edilmesini değil, terbiye edilmesini, ondan faydalanılmasını emretmektedir. İnsanlarda nefs olmasaydı, insanlık kalmaz, meleklik hasıl olurdu. Halbuki, beden birçok şeylere muhtaçtır. Yemek, içmek, uyumak, istirahat etmek gerekir. Süvariye hayvan gerektiği gibi, insana da beden gerekir. Hayvana bakmak gerektiği gibi, bedene hizmet etmek de gerekir. İbadetler beden ile yapılmaktadır.
İnsanda, akıl, kalb ve nefs denilen kuvvetler vardır. Aklın ve nefsin yeri beyindir. Kalbin yeri yürektir. Elektriğin aküde, pilde bulunması gibidir. Ruh [can] ise, bedenin her yerinde bulunur. Kalb, nefse uyarsa günah işler. İnsanın azaplara, felaketlere sürüklenmesine sebep, kendisidir. Kalbinin İslamiyet’e uymayıp, nefsine uymasıdır.

Bazı kimseler de şehvet ve öfkeyi yok etmek için açlık çekerek riyazet yapıyorlar. Bu uygun değildir. Çünkü İslamiyet, şehvetin ve öfkenin yok edilmesini değil, her ikisine hakim olup, dine uygun kullanılmalarını emretmektedir. Süvarinin atını ve avcının köpeğini yok etmeleri değil, bunları terbiye ederek, kendilerinden faydalanmaları gerektiği gibidir. Yani şehvet ve öfke, avcının köpeği ve süvarinin atı gibidir. Bu ikisi olmadıkça, ahiret nimetleri avlanamaz. Fakat bunlardan faydalanabilmek için, terbiye ederek, dine uygun kullanılmaları gerekir. Terbiye edilmezler, azgın olup, dinin sınırlarını aşarlarsa, insanı felakete sürüklerler. Riyazet yapmak, bu iki sıfatı yok etmek için değil, terbiye edip dine uymalarını sağlamak içindir. Bunu sağlamak da, herkes için mümkündür.

Muhammed aleyhisselam da (Ben insanım. Herkes gibi ben de kızarım) buyururdu. Ara sıra kızdığı görülürdü. Kızması, hep Allahü teâlâ için olurdu. Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde, (Öfkelerini yenen) kimseleri övmektedir. (Al-i İmran 134)

beyaznur
02-25-2013, 01:03 PM
http://img204.imageshack.us/img204/3102/tsk113vv6.gif

beğenin için

beyaznur
02-25-2013, 03:02 PM
KUTSAL İKLİMDE DUA

İslâm'ın temel ibadetlerinden biri olan Hac, duanın bütün unsurlarını bünyesinde toplamaktadır. Haccın her bir ânında, her bir mekanında duaya yer verilmiştir. Hac-dua ilişkisi son derece kuvvetli olduğu içindir ki, bu mübarek vazifeyi yapacak kardeşlerimize bu hususta yardımcı olacağı düşüncesiyle bu kitapçık hazırlanmıştır. (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/WebYayinDetay.aspx?ID=298184) http://www.diyanet.gov.tr/turkish/webkutuphane/h_anlamak.jpg (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/WebYayinDetay.aspx?ID=298185) HACCI ANLAMAK

Toplumu Din konusunda aydınlatmakla görevli bulunan Başkanlığımız öteden beri hac ibadetini yerine getirmek isteyen vatandaşlarımıza da sorumluluk alanı çerçevesinde ve imkanları ölçüsünde hizmet sunmaya çalışmakta ve bu hizmetlerin geliştirilmesi için çaba harcamaktadır. (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/WebYayinDetay.aspx?ID=298185) http://www.diyanet.gov.tr/turkish/webkutuphane/hacrehberi2.jpg (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/WebYayinDetay.aspx?ID=5) DİYANET HAC İLMİHALİ

633 sayılı yasayla, toplumu Din konusunda aydınlatmak, itikat, ibadet ve ahlâkla ilgili işleri yürütmek üzere görevlendirilmiş bulunan Başkanlığımız, yaklaşık çeyrek asırdan beri yurtiçinde ve yurtdışındaki vatandaşlarımızın hac ibadetini yerine getirmelerinde onlara yardımcı olmakta ve rehberlik etmektedir. (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/WebYayinDetay.aspx?ID=5) http://www.diyanet.gov.tr/turkish/webkutuphane/umre_kitap.jpg (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/WebYayinDetay.aspx?ID=298186) UMRE REHBERİ

Umre, Müslüman'ın hayatında dönüm noktası teşkil eden ibadetlerdendir. Bu ibadet, kişinin manevî dünyasını geliştirmesi ve yenilemesi için önemli bir fırsattır. Kişisel açıdan bir manevî gelişim yolculuğu olarak nitelendirilebilecek bu kutsal seyahatin amacına uygun bir şekilde gerçekleşebilmesi için, bilinçli bir şekilde yerine getirilmesi gerekir. (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/WebYayinDetay.aspx?ID=298186) http://www.diyanet.gov.tr/turkish/webkutuphane/hicaz_2008.jpg (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/WebYayinDetay.aspx?ID=299905) FOTOĞRAFLARLA KUTSAL TOPRAKLAR

Hemen her dinde mevcut olan kutsal zaman ve mekan inancı İslam dininde hac ibadeti bünyesinde yer almaktadır. Sözlükte gitmek, yönelmek ve ziyaret etmek anlamlarına gelen hac, dini bir terim olarak belirli bir zaman diliminde kutsal kabul edilen mekanları dini maksatla ziyaret etmeyi ifade eder. (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/WebYayinDetay.aspx?ID=299905)

beyaznur
02-25-2013, 03:19 PM
Kurumsal


Tanıtım (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/TanitimMenu.aspx)
Açıklama ve Duyurular (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/AçıklamaDuyurular.aspx)

Birimler


Din Hizmetleri Gen. Müd. (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dinhizmetleriweb/giris.htm)
Hac ve Umre Hiz. Gen. Müd. (http://hac.diyanet.gov.tr/)
Dini Yayınlar Gen. Müd. (http://www.diyanet.gov.tr/yayin/default.asp)
Eğitim Hizmetleri Gen. Müd. (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dinegitimi)
İnsan Kaynakları Gen. Müd. (http://personelweb.diyanet.gov.tr/personel/personelweb.html)
Strateji Geliştirme Başkanlığı (http://www.diyanet.gov.tr/strateji_gelistirme_baskanligi/index.php)
Gençlik ve Spor Kulübü (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dspor)


http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/asts/imgs/cami2012.jpg (http://www.diyanet.gov.tr/camilerhaftasi/)

beyaznur
02-25-2013, 03:41 PM
Kabe'ye Güzelleme - Halil Altuntaş (http://www.diyanet.gov.tr/)
Ey yadigârı bize Hazret-i İbrahim'in,
Dünyada ilk mabedi, O "Rahman ve Rahim"in...

Sen buradasın diye -bence haklı bir yorum-
Dünyayı kâinatın merkezi sayıyorum.

Nurdan bir hale gibi çevrende "pervane"ler,
O anda, o mekânda neler yaşanır, neler...

Örtü'n şerrin kesilmez hücumlarına perde,
Böyle güzel olmadı siyah başka bir yerde.

İbrahim kurdu seni, koruyucun Yaradan,
Bu himaye tükenmez, çağlar geçse aradan.

Nerdeyse temelini atan ustanın izi,
Zaman tüneline al, oraya götür bizi.

Susuz, otsuz bir yurda can verdin damar gibi,
Gönülleri suladın pınar gibi, kar gibi.

Dağların cendereye aldığı bir vadide,
Seninle her şey güzel, taşlar bile nadide.

Yanık kum taneleri sana doğru savrulur,
Ters yöne savrulanlar hasret ile kavrulur.

Senden ayrıdır diye gözü yaşlı "Hatîm"in,
O hüznü giderirdi, gücü yetse Yetim'in.

Bizler kızgın güneşin suya hasret çölüyüz,
Çölün bir damla suya hasret çeken gölüyüz.

Susamış gönüllerin katmerlisi bizde var,
Böyle bir susuzluğu senden başka ne savar.


Nice kalbi kilitli insan nara yanıp da
Sana düşman kesildi, bunu kolay sanıp da.

Yüz geri etti sana yan bakan sefilleri,
Bir ibret dersi gibi, Ebrehe'nin filleri.

Bir maceraya mekân Safâ-Merve arası,
Bir şefkat tufanı ki, derinlerde yarası.

Ümit dolu telaşı hâlâ sürer Hâcer'in,
Sa'yettikçe müminler ürperin kalbi yerin.

Ne hikmettir, siyah renk senin kalbinde makbul,
Etten kalp kararırsa helak olur gider kul.

Bilal, rengiyle mutlu, kutlu taş siyah diye,
Çatındaki ilk ezan ona büyük hediye.

Gün doğar ve gün batar, döner zamanın çarkı,
Senin aşkın doldurur çölü sulayan arkı.

Ağlasam dilim suskun, duruşum dile gelse,
Pişmanlık feryatlarım yedi kat göğü delse.

Gölgelenir miyim ki Rabbim izin eder de,
En Büyük Peygamber'in gölgelendiği yerde.

Ey kalbim, hiç gecikme, o nur evine sığın,
Her sığınağı bırak, "Onur Evi"ne sığın.

Kirin pasın silinsin aydınlığın eliyle,
Yıkansın gönül dünyan mağfiretin seliyle.

Ey Kâbe! Civarında rahmet var oluk oluk,
Ben de orada olsam hiç olmazsa bir soluk.

Ellerim arşa açık, şuurum içe dönük,
Dizlerim yere çökmüş, nefis ateşi sönük

Bir halde teslim olup, dünyayı pula satsam,
Gözyaşımla kapının eşiğini ıslatsam.

beyaznur
02-25-2013, 03:41 PM
Necid Çöllerinden Medine'ye - Mehmet Akif Ersoy (http://www.diyanet.gov.tr/)
- Yâ Nebî, şu hâlime bak!
Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahranın;
Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın!
Harîm-i pâkine can atmak istedim durdum;
Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum.
"Tahammül et!" dediler... Hangi bir zamana kadar?
Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var!
Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak;
Önümde durmadı artık, ne hânümân, ne ocak...
Yıkıldı hepsi... Ben aştım diyâr-ı Sûdân'ı,
Üç ay "Tihâme!" deyip çiğnedim beyabanı.
Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada;
Yetişmeseydin eğer, yâ Muhammed, imdada:
Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin;
Akar sular gibi çağlardı her tarafta sesin!
İrâdem olduğu gündür senin irâdene ram,
Bir ân için bana yollarda durmak oldu haram.
Bütün heyâkil-i hilkatle hasbıhâl ettim;
Leyâle derdimi döktüm, cibâli söylettim!
Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü...
Nücûma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?
Azâb-ı hecrine katlandım elli üç senedir...
Sonunda alnıma çarpan bu zâlim örtü nedir?
Beş altı sineyi hicran içinde inleterek,
Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek?
Demir nikaabını kaldır mezâr-ı pâkinden;
Bu hasta ruhumu artık ayırma hâkinden!
Nedir o meş'ale? Nurun mu? Yâ Resûlallâh!...

beyaznur
02-25-2013, 03:43 PM
Ayet-i Kerimeler

Hac ve Umre ile ilgili Ayet-i Kerimeler (http://www.diyanet.gov.tr/)


قَدْ نَرٰى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَٓاءِۚ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضٰيهَاۖ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ

“(Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.” (Bakara, 2/144) [1] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftn1)
2.
اِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَٓائِرِ اللّٰهِۚ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ اَوِ اعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ اَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَاۜ وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًاۙ فَاِنَّ اللّٰهَ شَاكِرٌ عَل۪يمٌ
“Şüphesiz Safa ile Merve, Allah’ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kâbe’yi ziyaret eder ve onları da tavaf ederse, bunda bir günah yoktur.[2] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftn2) Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah onu bilir, karşılığını verir.” (Bakara,2/158) (http://www.dinim.org/kuran/bakara/bak157_158.htm)

3.
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَهِلَّةِۜ قُلْ هِيَ مَوَاق۪يتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّۜ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰىۚ وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَاۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
“Sana, hilâlleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.”[3] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftn3) (Bakara,2/189) (http://www.dinim.org/kuran/bakara/bakara189.htm)
4.
وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰهِۜ فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ وَلَا تَحْلِقُوا رُؤُ۫سَكُمْ حَتّٰى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُۜ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضًا اَوْ بِه۪ٓ اَذًى مِنْ رَأْسِه۪ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ اَوْ صَدَقَةٍ اَوْ نُسُكٍۚ فَاِذَٓا اَمِنْتُمْ۠ فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْۜ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌۜ ذٰلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ۟

“Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır) sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin.” (Bakara, 2/196) (http://www.dinim.org/kuran/bakara/bakara196.htm)
5.

اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌۚ فَمَنْ فَرَضَ ف۪يهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّۜ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ
“Hac (ayları), bilinen aylardır.[4] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftn4) Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.” (Bakara, 2/197)

6.

لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْۜ فَاِذَٓا اَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِۖ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدٰيكُمْۚ وَاِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الضَّٓالّ۪ينَ ثُمَّ اَف۪يضُوا مِنْ حَيْثُ اَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
“(Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizin lütuf ve keremini istemekte size bir günah yoktur. Arafat’tan ayrılıp (sel gibi Müzdelife’ye) akın ettiğinizde, Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin.[5] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftn5) Onu, size gösterdiği gibi zikredin. Doğrusu siz onun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlardan idiniz.
Sonra insanların akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah’tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Bakara, 2/198-199)
7.
فَاِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَذِكْرِكُمْ اٰبَٓاءَكُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْرًاۜ فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ
Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anışla Allah’ı anın. İnsanlardan, “Ey Rabbimiz! Bize (vereceğini) bu dünyada ver” diyenler vardır. Bunların ahirette bir nasibi yoktur.[6] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftn6) (Bakara, 2/200) (http://www.dinim.org/kuran/bakara/bak199_200.htm)

8.
نَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَم۪ينَۚ ف۪يهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰه۪يمَۚ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًاۜ وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلًاۜ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ
“Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâ’be’dir.
Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim[7] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftn7) vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.)” (Al-i İmran, 3/96-97) (http://www.dinim.org/kuran/aliimran/aliimr93-97.htm)
9.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَٓائِرَ اللّٰهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَٓائِدَ وَلَٓا آٰمّ۪ينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَانًاۜ وَاِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواۜ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ اَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اَنْ تَعْتَدُواۢ وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۖ وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ﴿﴾
“Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu din) nişanelerine[8] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftn8), haram aya[9] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftn9), hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab’lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ’be’ye gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz) avlanın. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.” (Maide, 5/2) (http://www.dinim.org/kuran/maide/maide2.htm)
10.
وَاَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْت۪ينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَم۪يقٍۙ لِيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْلُومَاتٍ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِۚ فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْبَٓائِسَ الْفَق۪يرَۘ ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَت۪يقِ
“Hani biz İbrahim’e, Kâbe’nin yerini, “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle” diye belirlemiştik.
İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.
Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde[10] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftn10) (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin. Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler.” (Hac, 22/26-29) (http://www.dinim.org/kuran/hacc/hac.htm#26)



[1] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftnref1) . Hz.Peygamber, Hicrî ikinci yılın ortalarına kadar namazlarda Kudüs cihetine yöneliyor, fakat hep Kâbe’ye yönelme emrinin gelmesini bekliyordu. Bir ikindi namazı sırasında Allah Teâlâ, Kâbe’ye doğru yönelmesini emretti. Kudüs’e doğru yönelerek başlanan bu namaz Kâbe’ye yönelerek tamamlandı. Bu olayın geçtiği yerde yapılan mescit, bugün “Mescid-i Kıbleteyn”, yani iki kıbleli mescit diye anılmaktadır.

[2] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftnref2) . Safa ile Merve, Kâbe’nin doğu tarafında bulunan iki tepenin adıdır. Bu iki tepe arasında usulünce gidip gelme demek olan “sa’y”, Hz.İbrahim, eşi Hacer ve oğlu İsmail’e dayanan bir geleneğin ihyası olup, haccın ve umrenin vaciblerindendir. Cahiliye döneminde Safa ve Merve tepelerinde putlar bulunuyor ve müşrikler de bu tepeler arasında sa’y ediyorlardı. İslâm gelince mü’minler, bu eski müşrik uygulaması sebebiyle, Safa ve Merve arasında sa’y etmekten endişe etmişlerdi. Bu âyet onların endişesini gidermektedir.

[3] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftnref3) . Hz.Peygamber’e, “Hilâl niçin önce iplik gibi incecik görünüyor, sonra kalınlaşıp nihayet daire şeklini alıyor?” diye soru yöneltilmişti. Âyetin bu kısmında söz konusu soruya, ayın hareketlerinin zaman tayininde, özellikle hac, oruç ve zekât gibi ibadetlerin vakitlerinin belirlenmesinde kıstas olduğu ifade edilerek cevap verilmektedir.

[4] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftnref4) . Hac ayları, Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür.

[5] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftnref5) . Meş’ar-i Haram, Müzdelife’de bir yerdir. Müzdelife vakfesinin burada yapılması sünnettir.

[6] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftnref6) . Tefsir kaynaklarında ifade edildiğine göre, İslâm’dan önce müşrikler hac işlemlerini tamamladıktan sonra Müzdelife’de oturur, atalarını anar, onlara ve kendilerine ait başarılarla öğünürlerdi. Bu âyette, müslümanlara, müşriklerin bu âdetine uymamaları ve Allah’ı çok anmaları hatırlatılmaktadır.

[7] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftnref7) . Âyette geçen “Makam-ı İbrahim”in ne olduğu konusunda tefsir bilginleri çeşitli görüşler belirtmişlerdir. “Hac ibadetinin yapılması sırasında ziyaret edilen yerlerden biri”, “Kâbe”, “Harem diye bilinen alan”, “Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken iskele olarak kullandığı ve halkı hacca davet ederken üzerine çıktığı taşın bulunduğu alan” şeklindeki açıklamalar bunlardan bazılarıdır.

[8] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftnref8) . Meâlde geçen “nişaneler” kelimesi, âyetteki “şeâir” kelimesinin karşılığı olarak kullanılmıştır. “Şeâir”, alametler, işaretler ve semboller demektir. Burada kastedilen, dinin belirgin alametleri, işaretleri ve sembolleridir. Özellikle de haccın eda edildiği kutsal yerler ve bazı hac fiilleridir.

[9] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftnref9) . Haram ay ifadesiyle Muharrem, Zilka’de, Zilhicce ve Receb aylarından her biri kastedilmektedir.

[10] (http://www.diyanet.gov.tr/hacveumre/index.php/bilgiler,2,ayet_i_kerimeler#_ftnref10) . İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre, bu belli günler Zilhicce’nin ilk on günüdür. Onuncu günü Kurban bayramının ilk günü olmaktadır.

beyaznur
02-25-2013, 03:47 PM
Hadis-i Şerifler

Hac ve Umre ile ilgili Hadis-i Şerifler (http://www.diyanet.gov.tr/)

1.
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ خَطَبَنَا رَسُولُ اللّٰهِ قفَقَالَ
يَا أَيُّهَا النَّاسُ! كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْحَجُّ. قَالَ: فَقَامَ الْأَقْرَعُ بْنُ حَابِسٍ فَقَالَ: أَفِي كُلِّ عَامٍ يَا رَسُولَ اللّٰهِ ؟ فَقَالَ: لَوْ قُلْتُهَا لَوَجَبَتْ، وَلَوْ وَجَبَتْ لَمْ تَعْمَلُوا بِهَا، وَلَمْ تَسْتَطِيعُوا أَنْ تَعْمَلُوا بِهَا، الْحَجُّ مَرَّةٌ، فَمَنْ زَادَ فَهُوَ تَطَوُّعٌ.
İbn-i Abbas'tan (r.a.) rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
"Rasûlullah (s.a.s.)bize hitap ederek şöyle buyurdu:
Ey insanlar! Hac size farz kılındı. Bunun üzerine el-Akra' b. Hâbis ayağa kalkarak:
- Ey Allah'ın elçisi! Hac her yıl mı (bize) farzdır? diye sordu.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.)şöyle buyurdu:
- Yok, hayır. Bir defadır. Kim daha fazla yapacak olursa, o nâfiledir." (Müslim; “Hac”, 412; Tirmizî, “Hac”, 5, Tefsir-i Sûre (5), 15. Nesâî, “Menâsik”; “ 1. İbn-i Mâce; “Menâsik”, 2; Dârimî; “Menâsik”; 4; Ahmed b. Hanbel, I, 255, 292, 301, 321, 325; II- 508. )

2.
عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ خَطَبَنَا رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ « أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ فَرَضَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ الْحَجَّ فَحُجُّوا » . فَقَالَ رَجُلٌ أَكُلَّ عَامٍ يَا رَسُولَ اللّٰهِ فَسَكَتَ حَتَّى قَالَهَا ثَلاَثًا فَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ « لَوْ قُلْتُ نَعَمْ لَوَجَبَتْ وَلَمَا اسْتَطَعْتُمْ
Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Allah’ın Elçisi bize konuşma yaptı ve,- “Ey insanlar! Allah size haccı farz kılmıştır, haccediniz” buyurdu.
Bir sahâbî,
- “Ey Allah’ın Elçisi! Her yıl mı?” diye sordu. Peygamberimiz, sükût etti cevap vermedi. Sahâbî sorusunu üç defa tekrarladı, bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.),
- “Eğer ‘evet’ deseydim her yıl hac yapmak farz olurdu, buna gücünüz yetmezdi” cevabını verdi. ( Müslim, “Hac”, 412. bk. İbn Mâce, “Menâsik”, 2.)
3.
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ سُئِلَ النَّبِيُّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَيُّ الْأَعْمَالِ أَفْضَلُ؟ قَالَ: إِيمَانٌ بِا للّٰهِ وَرَسُولِهِ. قِيلَ: ثُمَّ مَاذَا؟ قَالَ: جِهَادٌ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ. قِيلَ: ثُمَّ مَاذَا؟ قَالَ: حَجٌّ مَبْرُورٌ.
Ebu Hureyre’den (r.a.) rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
"Peygamber (s.a.s.) 'e:
- Amellerin hangisi daha fazîletlidir? diye sorulunca, o şöyle buyurmuştur:
- Allah'a ve Rasûlüne îmân etmektir.
-Sonra hangisidir? diye soru­lunca, şöyle buyurmuştur:
- Allah yolunda cihâddır.
- Sonra hangisidir? diye sorulunca, şöyle buyurmuştur:
- Kabul olunmuş hacdır." (Buhârî; “Hac”, 4; “ İman”, 18; Müslim, “İman”, 135.)
4.
عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ وَإِقَامِ الصَّلاَةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ وَحَجِّ الْبَيْتِ وَصَوْمِ رَمَضَانَ

İbni Ömer (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"İslâm dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak." (Buhârî, “Îmân”, 1, 2; Tefsîru sûre (2), 30; Müslim, “Îmân”, 19–22. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 3; Nesâî, îmân 13.)
5.
عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ - رَضِىَ ا للّٰهُ عَنْهُ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِىَّ صَلَّى ا للّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ
مَنْ حَجَّ للّٰهِ فَلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ رَجَعَ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ
Ebû Hüreyre (r.a.) dedi ki, ben Resûlullah (s.a.s.) ‘ın şöyle buyurduğunu işittim:
"Kötü söz söylemeden ve büyük günah işlemeden hacceden kimse, annesinden doğduğu gündeki gibi günahsız olarak (evine) döner." (Buhârî, “Hac”, 4, “Muhsar”, 10)
6.
عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ - رَضِىَ ا للّٰهُ عَنْهُ - أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ

الْعُمْرَةُ إِلَى الْعُمْرَةِ كَفَّارَةٌ لِمَا بَيْنَهُمَا ، وَالْحَجُّ الْمَبْرُورُ لَيْسَ لَهُ جَزَاءٌ إِلاَّ الْجَنَّةُ
Ebû Hüreyre (r.a.) 'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Umre ibadeti, daha sonraki bir umreye kadar işlenecek günahlara kefârettir. Mebrûr haccın karşılığı ise, ancak cennettir." (Buhârî, “Umre”, 1; Müslim, “Hac”, 437. Ayrıca bk. Tirmizî, “Hac”, 88; Nesâî, “Menâsik”, 3, 5, 77; İbni Mâce, “Menâsik”, 3.)
7.
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللّٰهِ ـ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ـ أَنَّهُ قَالَ
الْحُجَّاجُ وَالْعُمَّارُ وَفْدُ اللَّهِ إِنْ دَعَوْهُ أَجَابَهُمْ وَإِنِ اسْتَغْفَرُوهُ غَفَرَ لَهُمْ ‏
Ebû Hüreyre (r.a.) 'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Hac ve Umre yapanlar Allah'ın misafirleridir. O'ndan birşey isterlerse, onlara cevap verir. Af isterlerse, onları affeder. " (İbn Mâce, “Menâsik”, 5).
8.
عَنْ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ ‏ تَابِعُوا بَيْنَ الْحَجِّ وَالْعُمْرَةِ
فَإِنَّ الْمُتَابَعَةَ بَيْنَهُمَا تَنْفِي الْفَقْرَ وَالذُّنُوبَ كَمَا يَنْفِي الْكِيرُ خَبَثَ الْحَدِيدِ ‏
Hz. Ömer (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
" Hac ve umreyi peşi peşine yapınız. Bu ikisi, körüğün; demir, altın ve gümüşün pasını yok ettigi gibi, fakirliği ve günâhları yok eder. Mebrûr haccın sevabı ancak cennettir" (Tirmizî, “Hac”, 2; Nesâî, “Hac”, 6; İbn Mâce, “Menâsik”, 3)

9.
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّ امْرَأَةً مِنْ خَثْعَمَ سَأَلَتِ النَّبِىَّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ غَدَاةَ جَمْعٍ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللّٰهِ فَرِيضَةُ اللّٰهِ فِى الْحَجِّ عَلَى عِبَادِهِ أَدْرَكَتْ أَبِى شَيْخًا كَبِيرًا لاَ يَسْتَمْسِكُ عَلَى الرَّحْلِ أَفَأَحُجُّ عَنْهُ قَالَ نَعَمْ
İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre; Has’am kabilesinden bir kadın Müzdelife günü Rasûlullah (s.a.s)’e: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’ın kullarına farz kıldığı hac ihtiyar babama da farz oldu. Babam yolculuk yapmaya dayanamaz, onun yerine ben haccedebilir miyim?” dedim. Peygamber (s.a.v)’de: “Evet” buyurdu.( Nesai, “Menâsikü'l-Hac”, 9; Ayrıca bkz. Buhârî, “Hac”, 1, “Cihâd”, 154, 162, 192, “Edeb”, 68; Müslim, “Hac”, 407, “Fedâilü's–sahâbe”, 135, 137.)
10.
عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَعْمَرَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
الْحَجُّ عَرَفَاتٌ الْحَجُّ عَرَفَاتٌ الْحَجُّ عَرَفَاتٌ أَيَّامُ مِنًى ثَلاَثٌ ( فَمَنْ تَعَجَّلَ فِى يَوْمَيْنِ فَلاَ إِثْمَ عَلَيْهِ وَمَنْ تَأَخَّرَ فَلاَ إِثْمَ عَلَيْهِ ) وَمَنْ أَدْرَكَ عَرَفَةَ قَبْلَ أَنْ يَطْلُعَ الْفَجْرُ فَقَدْ أَدْرَكَ الْحَجَّ
Abdurrahman b. Ya’mer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Hac arafattır, Hac arafattır, Hac arafattır, Minâ günleri ise üç gündür.”
“... Kim iki gün içerisinde Minâ’dan Mekke’ye dönerse ona günah yoktur, kim de geri kalırsa yolunu Allah ve kitapla bulduğu takdirde günaha girmemiş olur...” (Bakara,2/ 203) Fecr doğmadan önce Arafat’a yetişen kişi Hacca yetişmiş olur. (Tirmizi, “Tefsîru'l-Kur'ân”, 2)
11.
قَالَتْ عَائِشَةُ إِنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ مَا مِنْ يَوْمٍ أَكْثَرَ مِنْ أَنْ يُعْتِقَ اللّٰهُ فِيهِ عَبْدًا مِنَ النَّارِ مِنْ يَوْمِ عَرَفَةَ وَإِنَّهُ لَيَدْنُو ثُمَّ يُبَاهِى بِهِمُ الْمَلاَئِكَةَ فَيَقُولُ مَا أَرَادَ هَؤُلاَءِ

.Âişe (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Allah, hiçbir günde, arefe günündeki kadar bir kulu ateşten çok azat etmez. Allah mahlukata rahmetiyle yaklaşır ve meleklere karşı onlarla iftihar ederek "Bunlar ne diliyorlar?" buyurur" (Müslim, "Hac", 436; İbn Mâce, "Menâsik", 56)

beyaznur
02-25-2013, 03:52 PM
Makaleler

• Haccın Anlam Haritası - Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ (http://www.diyanet.gov.tr/)

Ey Allah'ın misafirleri, aziz kardeşlerim;
Bizleri burada, huzurunda bir araya getiren Yüce Rabbime hamdolsun!
Sevgili Peygamberimiz, gerçek yol göstericimiz, gönüllerimizin sultanı Muhammed Mustafa'ya sonsuz salât ve selâm olsun!
Sevgili kardeşlerim!
Bir ömür boyu bu yolculuğu beklemiştiniz. Daha önce belki defalarca kalbinizi oralara göndermiştiniz, hayalen tavaflar etmiştiniz. Ama şimdi ise Allah nasip etti, buradasınız. Kendi ayaklarınızla buraya geldiniz. Günde beş vakit yöneldiğiniz kıblenize, Kâbe'nize, kavuştunuz ve kendinizi keşfe karar verdiniz.
Evinizden, yurdunuzdan, eşinizden, işinizden, çevrenizden, dostunuzdan ayrıldınız ve Hz. İbrahim'in, Hz. Muhammed'in (SAS) çağrısına karşılık vermek için buraya geldiniz. Yıllardır bunun için hazırlık yaptınız; yemediniz içmediniz, gezmediniz tozmadınız, tasarruflarınızı bir köşede biriktirdiniz; Allah'ın evini, Rasulünün doğup büyüdüğü, tevhit mücadelesi verdiği bu kutsal toprakları ziyaret etmek, hac etmek üzere bu yolculuğa hazırlandınız. Ama biliyorsunuz ki hacı olmak sıradan bir olay değildir. Büyük bir sınavdan, derin bir çileden geçip azgın bir ateşte pişerek eşsiz bir tanıklığın kıyısına varmaktır.
İbadetlerimiz, Müslüman kalma şuurumuzu diri tutan sembollerdir. Çünkü bunlar bizi Allah'a yaklaştırır. Hac, bir niyetin karara, bir kararın eyleme dönüşmesidir. Bir semboller haritasıdır hac ve bu sembollerdeki manaları bilerek karar vermektir.
Yola çıkarken ailenizle, eşinizle, dostunuzla helâlleştiniz. Dünyada iken ölüm elbisesine, ihrama büründünüz. Ahirete, mahşer gününe gider gibi kefeninizi giydiniz. Bu kefen ihramdır. Şimdiye kadar kıymet ölçüsü olarak bildiğiniz her şey; servet, makam, milliyet, cinsiyet, beşerî üstünlükleriniz ne varsa hepsi ihramın rengi içinde eridi ve sadece Rabbinize kul olduğunuzu gördünüz. Renksiz, dikişsiz, rozetsiz, bayraksız bir elbise! Bu elbise sizi dünyevî bütün güç ve imkânlardan soyutladı. Yeşil bir yaprağa, yürüyen bir karıncaya, uçan bir sineğe bile zarar veremez oldunuz.
Mikad bölgesine, harem bölgeye böyle bir elbiseyle bütün insanlarla eşitlenerek ve telbiye getirerek; "Lebbeyk Allahumme lebbeyk!" diyerek girdiniz; geldim, buyurun Allahım dediniz. Ayaklarınızda onun yolunun yorgunluğu, dudaklarınızda ona yakınlığın yankısı, gözlerinizde ona hasretin pırıltısı vardı. Yürüdünüz ve duaların eriştiği makama erdiniz. Yürüdünüz ve secdelerin biriktiği havuza aktınız! "Lebbeyk Allahumme lebbeyk!" dedikçe kâinatın sesi dudaklarından taştı!
Sonra Kâbe'ye koştunuz. Bütün sembollerin merkezinde yer alan ve fizikî yapısı sade, ama manevî değeri çok yüce; Hz. Adem'den Hz. İbrahim'e, Hz. İbrahim'den Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed'e (SAS) doğru çok kadim, insanlık tarihi kadar eski bir merkeze; tevhit merkezine koştunuz! Kulluğunuzun keskin sıratlarla sınanacağı yere doğru uçtunuz. Bu uçuş size uzaklaşma duygusunu değil, yakınlaşma duygusunu yaşattı; gurbet değil, sıla oldu! Çünkü Kâbe'nin yüzü öylesine tanıdık, kokusu öylesine bildik, sıcaklığı öylesine kuşatıcı geldi ki size; başka hiçbir sevgi bu denli çekici olamazdı. Ona doğru koştunuz, ama kendinize, kendinizi aşarak sevgililer sevgilisine, Yüce Yaratıcıya vardınız.
Allah'ın evini tavaf etmeye başladınız. Allah'ın evini, Kâbe'yi solunuza alarak; kalbinizi ona yakın kılarak, kalbinizi ona vererek tavaf ettiniz. Bakışlarınız her şartta kara bir taşın nuru ile buluştu. Kararan, taşlaşan kalpler bu nurla eridi. Düşündünüz; Peygamber Efendimiz bunun önünde durmuştu, sonra mübarek dudaklarıyla onu öpüp ağlamıştı. Bu taş hesap günü, o büyük gün gören gözünüz, konuşan diliniz, mutmain olmuş kalbiniz olur inşallah! Tavaf etmeye başladınız; zaman durmuş, mekân susmuş, siz ise ne yürüyor ne konuşuyorsunuz, âdeta sonsuzluğa doğru akıp gidiyorsunuz. Makam-ı İbrahimde Kâfirun suresini okuyarak tevhide ulaştınız, bir olanla birleştiniz. Bu ne büyük bir mutluluk! Safa ile Merve arasında sa'y ettiniz, kurtuluş suyunu aramak için tıpkı Hz. Hacer validemiz gibi koştunuz. Kimden kaçıp kime doğru koştunuz! Beşerî olandan ilâhî rahmete koştunuz. Nefes nefese bütün uzaklıkları yakınlaştırarak, Yüce Yaratıcının bize ne derece yakın olduğunu hissederek Safa ile Merve arasında koştunuz. Hz. Hacer validemizin telâşıyla umuda, Zemzeme koştunuz; ona kavuştunuz, ondan kana kana içtiniz. Birlik içinde yok olarak susuzluğunuzu gidermeye çalıştınız. Zemzem, Hz. Hacer validemizin susadığı yerde kevserdi. Onun mütevekkil kalbine akan bir ab-ı hayattı. Küçük İsmail'e, Hz. İsmail'e bir rahmet müjdesiydi. Babası Hz. İbrahim'in ayrılık ateşine ebedî bir serinlikti. Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (SAS) dudağından âlemlere rahmet olarak taşan bir yağmurdu. Ve siz, bu suyu içtiniz. Varlığı-yokluğu, gurbeti-sılayı, kevseri-aşk ateşini, rahmeti-sonsuzluğu içtiniz. Ama sorumluluğu da içtiniz; insan olma sorumluluğunu, mümin olma sorumluluğunu içtiniz!
Şimdi yolumuz uzaklaşa uzaklaşa Kâbe'nin sahibine yakın olma adına Arafat'a düştü. Arafat'tan Müzdelife'ye ve oradan da Mina'ya doğru gerçekleşecek bir akışa hazırlanıyoruz. Ulvî bir çağlayandan aşağı doğru akmak üzere basamak basamak yükseleceğiz. Bugün arife. Kâbe'den uzaklaşıp onun sahibine yakın olma günü. Hz. İbrahim'in kalbini kanatan Kâbe'den kopma günü. Hem ayrılık ham de vuslat günü. Bir duruş, bin duruluş ve diriliş günü. Yaratıcıyla muarefe günü. Cebel-i Rahme'nin eteğinde Hz. Adem ve Hz. Havva'nın çocukları, Hz. İbrahim'in davetlisi olarak şimdi Arafat'tasınız, Arafat'tayız. Arafat marifettir, marifetullahtır, Allah'ı bilmektir. Arafat bir mahşerdir. Ölüm elbisesini giymiş, sorguya hazır bir vaziyette Yüce Yaratıcıya yönelmek için toplanmaktır.
Burada, Arafat'ta kendi kendinizi sorguluyorsunuz; hayata gelişin gayesini, bu hayatın sonunun ne olacağını, hatta giyim kuşama varana kadar değiştirerek, âdeta hayatın amacını yeniden sorgulama imkânı buluyorsunuz. Peygamber Efendimiz, "Dünyada her an yolcu gibi hareket et." buyuruyor. Dünyada ebedî kalacakmış gibi değil, bir yolda olduğunu düşünerek hareket et.
Sevgili kardeşlerim!
Yarın akın akın Müzdelife'ye, Meş'ar-i Hareme gideceksiniz. "Lebbeyk Allahumme lebbeyk!" diyerek telbiye getireceksiniz. Yarın, beyaz güvercinler misali Meş'ar-ı Hareme doğru uçma zamanıdır. Arafat'ta gündüz kaldık, Meş'ar-ı Hareme yoluculuk gece ve karanlıkta olacak. Sınav hâlâ devam ediyor. Taşları Meş'ar-ı Harem toprağından bizzat kendi ellerinizle toplayacaksınız. Başkasından medet ummak boşuna! Taş toplarken elinizle yaptıklarınızı düşüneceksiniz. Hayatınız bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçecek. Gecenin karasında, kalplerin karasını aklamak için kendinizi unutup Rahmana yöneleceksiniz. Dua edecek, namaz kılacak, vakfe yapacaksınız. Günahlarınız ve pişmanlıklarınız için bir taraftan tövbe ederken, bir taraftan da onları defetmek, taşlamak üzere Mina'yı arzulayacaksınız. Gece boyu Müzdelife'de kalırken bakışlarınızı afaktan enfüse çevirmeniz gerekecek. Kulağınızda Peygamber Efendimizin Veda Hutbesinden şu sözler yankılanacak: Hepiniz Âdem'densiniz, Âdem ise topraktandır!
Mina'da Cemerat var, şeytan taşlama var. Mina zaten aşırı istek, arzu demektir. Günün ilk ışıklarının gecenizi ve gönlünüzü aydınlatmasıyla mahşerin kalabalığına karışma zamanı gelecek. Müzdelife'nin zahidi iken Mina'nın mücahidi olmaya çalışacaksınız. Yorgun bedenlere, çökmüş omuzlara, yaklaşan bayram sabahının muştusu imdat edecek. Göreceksiniz ki gece ay haccediyordu, gündüz ise güneş! Mina emniyet mekânı, sınavın sonucunu alacağınız mekândır. Sakın, o atmak için topladığınız taşları sadece taş sanmayınız. O taşlar, sizin bugüne kadar biriktirdiğiniz kusurlarınız, günahlarınız, kötülüklerinizdir. Şimdi o taşları atarken hem Şeytanı hem de kendi kötülüklerinizi taşlamış olacaksınız. Şeytanı ve kötülükleri uzaklaştırırken Rabbinize yakınlığı, kurbiyeti elde edeceksiniz. Bu kurbiyeti, kurbanla pekiştireceksiniz.
Mina bayram sabahıdır, kurtuluş günüdür. Gözleriniz, bedeniniz yorgun, ama kalbiniz dipdiridir. Nefsin kötülüklerinden, dünyanın gelip geçiciliğinden, esaret zincirlerinden kurtulmak için şeytanı taşladıktan sonra Kâbe'yi tavaf edecek, Safa ile Merve arasında sa'y edeceksiniz. Artık sizin için bu bir bayramdır. Bayram günü müminlerin diriliş günüdür. O gün hacı olduğunuz gündür. Bayrama kavuştuğunuz için kurban keseceksiniz. İhramdayken bir otu koparmak yasaktı, şimdi Allah'a bağlılığın gereği bir canlıyı kurban edeceksiniz. Kurban ettiğin deve, koyun, inek değil; heva ve hevesiniz, şehvetiniz, iradenizdir. Onun rızası için hepsini kurban etmelisiniz ki bayramı yüreğinizde, yakınlığı öz benliğinizde hissedebilesiniz. Çünkü bu bayram Kurban Bayramı, bu bayram yakınlık bayramı, bu bayram kurbiyet ânıdır. Önce taş atacaksınız, attıkça paklanacaksınız. Bu da bir sınavdır. Sonra bir baş kurban edeceksiniz, can sınavından geçeceksiniz. Daha sonra tıraş gelecek; sembolik olarak kendi varlığınızın bir parçasını da kurban edeceksiniz. Kurban Bayramı haccın anlamını yaşayanların bayramıdır, velev ki çok uzak coğrafyalarda olsalar bile. Sizler burada, bu yakınlaşmayı yaşayanlar, kazandığınız güzellikleri gittiğiniz yerlere taşıyacaksınız. Kendi mekânlarınızda manevî bir kan dolaşımına sebep olacak, tertemiz kanlar olacaksınız. Damarlarda dolaşan taptaze kan! Daha sonra kimi hacılara hicran yolu, kimilerine hacılara hasret yolu gözükecek. Kimi hacılara ise hicret yolu.
Değerli kardeşlerim!
İşte bütün bunları hac ibadetiyle yaşayacaksınız. Siz böyle bir yola çıkarak yolda olduğunuzu gösteriyorsunuz. Böylece hac, sizin için bir yeniden diriliş provası oluyor.
Şimdi haccı, bütün bu muhteşem sembollerle birlikte düşünelim. Evet, hac bir mahşerdir. Dünyada iken bir yere gidiyorsunuz, sembolik olarak kefeninizi giyiyorsunuz, Allah'ın huzuruna gidiyorsunuz, oradan mahşere çıkıyorsunuz, mahşerde bir sorgulamadan geçiyorsunuz! Sonra tekrar Allah'ın evine gidiyorsunuz, oradan da dünya hayatına, bu hayata geri dönüyorsunuz! Peygamber Efendimizin ifadesiyle annemizden doğmuş gibi; arınmış, temizlenmiş ve şuurlanmış olarak yeniden hayata dönüyorsunuz.
Unutmayalım ki hac, aynı zamanda ilâhî aşka bir yöneliştir. Âşıkın maşuka doğru hareket etmesi, sevenin sevgilisine doğru gitmesidir. Bizim kültürümüzde sufîler, Kâbe'yle ilgili Kur'an'da ve Hadiste geçen bütün sıfatları insanın kalbi için kullanmıştır. Beytullah demişlerdir, Kâbe'nin adı Beytullah'tır. Çünkü Allah'ın tecelli edeceği en güzel mekân insan-ı kâmilin kalbidir. Yahut Beytulharam demişlerdir. Bunu da insanın gönlü için kullanmışlardır. Çünkü sevgiliden başkasının oraya girmesi haramdır, demişlerdir. Biliyorsunuz cemaatle kılınan namazda imamlar, yönünü cemaate dönerler. Kıbleyi, Kâbe'yi arkalarına alırlar. Sufiler der ki zaten bunun böyle olması gerekir; imamların arkasına aldığı bir Kâbe'dir, yönünü döndüğü cemaatte kaç kişi varsa o kadar Kâbe'dir. Çünkü gönül Allah'ın evidir.
Bakınız bizim Yunus Emre'miz ne diyor:
Ak sakallı bir koca
Bilinmez hâli nice
Emek vermesin hacca
Bir gönül yıkar ise
Yunus Emre der hoca
Gerekse var bin hacca
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir

Bu, haccın anlamını geri plâna atmak değildir. Hac kelimesindeki asıl gayeyi, şuurlu kararı ifade etmektir.
Bir iki cümleyle de haccın sosyal boyutuna değinmek istiyorum.
Birincisi, hac insanları ahlâklı kılmak için bir eyleme tâbi tutmaktır. Yüce Mevlâmız, hacda şehvet yok, öfke yok, kötülük yok, haklı olsan dahi tartışma yok buyuruyor. Bunlar, İslâm'ın günlük hayatta da bizden istediği hasletlerdir. Bu manevî ortamda bunları uygulamaya koyarak bir alıştırma yapıyoruz. Yarın evinize, yurdunuza bu hasletleri kazanmış olarak dönmüş olacaksınız.
Biliyorsunuz vakfe haccın farzlarından biridir. Peygamber Efendimiz, "Elhaccu arefe" buyuruyor. Yani hac tanışma, bilişme ve muarefedir. Dünyadaki bütün Müslümanlar bir araya geliyorlar, tanışıyorlar, bilişiyorlar, evrensel bir kongre gerçekleştiriyorlar, birlikte hareket ediyorlar, aynı kelimeyi "Lebbeyk Allahumme lebbeyk!" terennüm ediyorlar, her biri tevhit nehrinin bir damlası oluyor.
Hac ibadeti diğer ibadetlere benzemez; bütün ibadetleri içinde toplar. O bir eğitimdir; tevhit eğitimidir, ahlâk eğitimidir, sosyal eğitimdir. Neyi niçin yaptığını bilmektir.
Yüce Rabbimize dua edelim. Bütün kardeşlerimize bizim gibi haccı nasip etsin. Yolumuzu, kalbimizi aydınlatsın. Bizi, terk ettiğimiz cahilliklerimize geri döndürmesin. Bütün dünya Müslümanlarına aydınlık gelecek nasip etsin. İnsanlık İslâm'la kurtuluşa ersin.
Rabbim haccımızı makbul eylesin, gayretimizi karşılıksız bırakmasın, günahlarımızı bağışlasın! Rabbimiz bize dünyada ve ahirette iyilik ver, bizi cehennem azabından koru, iyilerle birlikte cennete koy, hidayete erdikten sonra kalplerimizi saptırma; annemizi, babamızı ve bütün Müslümanları bağışla! Ülkemizi, cennet vatanımızı her türlü kötülükten koru. Milletimizin dirlik ve düzenini daim eyle. Velhamdu lillâhi rabbil âlemin...

Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ
(31.01.2004-Arafat Konuşması)




• Haccı Anlamak - Prof. Dr. İ. Hakkı Ünal (http://www.diyanet.gov.tr/)


Arap dilinde "gitmek, y&ouml;nelmek, ziyaret etmek" gibi anlamlar i&ccedil;eren hac kelimesi, bir fıkıh terimi olarak, imk&acirc;nı olan her M&uuml;sl&uuml;manın belirli bir zaman i&ccedil;inde, belirli mek&acirc;nları ziyaret etmek ve beli bazı din&icirc; g&ouml;revleri yerine getirmek suretiyle yaptığı ibadete tekab&uuml;l eder.
Hac, aslında manev&icirc; ve derun&icirc; bir tecr&uuml;bedir; &ccedil;&uuml;nk&uuml; Isl&acirc;m'daki diğer b&uuml;t&uuml;n ibadetlerde olduğu gibi hac ibadetinde de aslolan, ta'lil değil teslimiyettir; akl&icirc;leştirme değil i&ccedil;selleştirmedir. Daha a&ccedil;ık birşekilde s&ouml;ylemek gerekirse hac, birtakım din&icirc; ve/veya d&uuml;nyev&icirc; faydalar i&ccedil;eriyor olmasından ziyade, &ouml;ncelikle ve &ouml;zellikle Allah emrettiği i&ccedil;in yapılan ve yapılması gereken bir ibadettir. Esasen, ibadet ve ubudiyetin doyumsuz hazzı da burada saklıdır.
Kanaatimizce, aklın ta'abbud&icirc; alana m&uuml;dahil kılınması, diğer bir deyişle, ibadetin rasyonalize edilmesi, kulluktan hasıl olan neşeyi t&ouml;rp&uuml;ler. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; akıl hep sebep, illet ve menatla meşgul olur. Bu y&uuml;zden durup dinlenmeden, "ne, ni&ccedil;in ve neden" diye sorup sorgular. Hac s&ouml;z konusu olduğunda, akıl, doğasında m&uuml;ndemi&ccedil; bulunan o isyank&acirc;rlık uyarınca yine &ccedil;ok sorular sorar.
Evet, akıl sorular sormaktan kendini alamaz. Tıpkı Hz. &Ouml;mer'in Hacer-i esved karşısında, "Allah'a andolsun ki, senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum; eğer Ras&ucirc;lullah seni istil&acirc;m ediyor g&ouml;rmeseydim, ben de seni istil&acirc;m etmezdim." (Buh&acirc;r&icirc;, Hac, 57) veya "Eğer Ras&ucirc;lullah'ı seni &ouml;perken g&ouml;rmeseydim seni &ouml;pmezdim" (Buh&acirc;r&icirc;, Hac, 60) demekten kendisini alamadığı gibi... Ancak, Hz. &Ouml;mer'in bu ilgin&ccedil; s&ouml;z&uuml;nden de hemen anlaşılacağı gibi, ta'abbudi, alanda tayin edici unsur akıl ve ictihad değil iman, adanış ve teslimiyettir. Bu sebeple, ibadetin ger&ccedil;ek mahiyetini belirlemeye y&ouml;nelik &ccedil;aba, akıldan ziyade kalp ve g&ouml;n&uuml;lle kaim olmalıdır.
Nitekim Allah, hacca dair ş&ouml;yle buyurur: "Safa ve Merve, Allah'ın dininin nişanelerindendir." (Bakara,158. Il&acirc;h&icirc; semboller hakkında ayrıca bkz. Hac, 32, 36). Yani Safa ve Merve, birer il&acirc;h&icirc; işaret ve nişanedir.
Bilindiği gibi insanlar, din&icirc; ve gayri din&icirc; pek &ccedil;ok şeye paha bi&ccedil;ilemeyecek bir sembolik ve semiyotik değer atfeder ve bu değer atfını &ccedil;oğu zaman, hatta hi&ccedil;bir zaman aklen gerek&ccedil;elendirme ihtiyacı hissetmediği gibi, tartışma konusu yapmaya da yanaşmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, hayat sadece elle tutulup g&ouml;zle g&ouml;r&uuml;nen ve akılla temellendirilen eşya ile k&acirc;im değildir. Din ve ibadet denen din&icirc; tecr&uuml;be de b&ouml;yledir. Daha a&ccedil;ık&ccedil;ası, din sadece beyaz ve siyahtan, yani emir ve yasaktan oluşan bir alan değildir.
B&uuml;t&uuml;n bu s&ouml;ylenenlerden Isl&acirc;m'ın akıl dışı bir din olduğu sonucuna varılmamalıdır. Bil&acirc;kis, Allah'ın Kur'an'da emrettiği t&uuml;m vecibeler, mutlak surette pek &ccedil;ok hikmet i&ccedil;erir. S&ouml;zgelimi, namazın hayasızlıktan alıkoymak gibi &ccedil;ok &ouml;nemli bir işlevi vardır. Zek&acirc;t, sosyal adaleti tesis y&ouml;n&uuml;nde emsalsiz bir fonksiyona sahiptir. Oru&ccedil;, hac ve sair vecibeler i&ccedil;in de &ccedil;ok sayıda hikmetten s&ouml;z edilebilir. Ancak b&uuml;t&uuml;n bunlar, birtakım d&uuml;nyev&icirc; ve beşeri fay-dalar i&ccedil;ermesinden ziyade, sırf Allah buyurduğu i&ccedil;in ifa ve icra edilmesi gereken vecibelerdir.
&Ouml;zetle, kulluk ya da ibadet, gizemli ve b&uuml;y&uuml;l&uuml; bir tecr&uuml;bedir. Bunun gizemi irrasyonel oluşunda, b&uuml;y&uuml;s&uuml; ise aşkın bir varlığa m&uuml;teveccih oluşunda saklıdır. Isl&acirc;m'daki hac farizasının ta şıdığı sembolik anlam da işte tam bu noktada tebar&uuml;z eder. S&ouml;zgelimi, Allah'ın tayin ettiği iki nişane olan Safa ve Merve arasında icra edilen sa'y, M&uuml;sl&uuml;manın sırf Allah istediği i&ccedil;in katıldığı bir y&uuml;r&uuml;y&uuml;şt&uuml;r. Sa&lsquo;y adı verilen bu y&uuml;r&uuml;y&uuml;şe Safa tepeciğinden başlanır ve Merve'de tamamlanır. M&uuml;sl&uuml;man, Saf&acirc; ve Merve'de durup K&acirc;be'ye d&ouml;ner, ellerini duada olduğu gibi kaldırıp Allah'a hamdeder, tekbir ve tehlilde bulunur, Hz. Peygamber'e sal&acirc;t-&uuml; sel&acirc;m getirir ve yine dua eder.
Burada aslolan, aklı kapıdışarı ederek tam bir teslimiyet ve samimiyetle Allah'a yakarışta bulunmak ve yine tam bir tezell&uuml;lle, O'nun huzurunda bulunmanın farkında olmaktır. Bu farkında oluş i&ccedil;inde Safa ve Merve, nesnel ve fiziksel durum ve konumundan bambaşka bir anlam kazanır. Dahası, onlar artık bir kaya veya toprak par&ccedil;ası değil, kendisine tezell&uuml;lle dua ve niyazda bulunulan zat-ı il&acirc;hiyyenin huzurudur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, "Safa ve Merve bana ait birer nişanedir" diyen bizatihi O'dur.
Safa ve Merve hakkında s&ouml;ylediklerimiz, K&acirc;be'nin g&uuml;neydoğu k&ouml;şesine tavafın başlangı&ccedil; noktasını belirlemek amacıyla yerle ştirilen 30 cm. &ccedil;apındaki kara taş (Hacer-i esved) i&ccedil;in de aynıyla ge&ccedil;erlidir. Tavafa başlama noktasını g&ouml;stermek gibi bir pratik faydası bulunan bu taşın manev&icirc; değerine dair &ccedil;ok sayıda rivayet vardır. Bu rivayetler, birtakım efsanevi tel&acirc;kkilerden kaynaklanmaktadır. Oysa hacer-i esved, &ouml;nce Hz. Ibrahim'in sonra da Hz Peygamber'in ve ashabının hatırasını yadetmeye vesile olan bir sembol ve nişanedir. Nitekim Hz. Peygamber'den ve ashaptan gelen bazı rivayetler uyarınca hacer-i evsedi istil&acirc;m sırasında okunması m&uuml;stehap addedilen duanın i&ccedil;eriği de a&ccedil;ık&ccedil;a bu noktaya i şaret etmektedir:
"Allah'ın adıyla, Allah en b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Allah'ım! Sana iman etmemin, kitabını tasdik etmemin, ahdine vefa g&ouml;stermemin ve peygamberin Muhammed'in s&uuml;nnetine uymamın bir işareti veya nişanesi olarak [Hacer-i esvedi istil&acirc;m ediyorum]." (Bismillahi ve'll&acirc;hu ekber. Allah&uuml;mme &icirc;m&acirc;nen bike ve tasd&icirc;kan bikit&acirc;bike ve vef&acirc;en biahdike ve't-tib&acirc;an li s&uuml;nneti nebiyyike Muhammedin sallall&acirc;hu aleyhi ve sellem... (Bkz. Heysem&icirc;, Mecmeu'z-Zev&acirc;id, III. 239-240). fiu halde, hacer-i esved, &ouml;z&uuml;nde kutsal bir taş değil, Hz. Ibrahim'den başlayan ve Hz. Peygamberle birlikte devam edip g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar gelen bir din&icirc; geleneğin ihya ve ibkasına vesile teşkil eden bir sembold&uuml;r. Dolayısıyla, Allah'ın bu konudaki emrine boyun eğmek, kulluk ve itaat gibi manev&icirc;, ruhi ve derun&icirc; tecr&uuml;beleri birtakım rit&uuml;ellerle izhar etmek gibi bir sembolik anlam taşır.
Işte bu sembolizm uyarınca K&acirc;be de Beytullah (zat-ı il&acirc;hiyyenin evi) diye nitelendirilir. K&acirc;be Allah'ın evi olduğuna g&ouml;re hac da bir bakıma sıla-i rahimdir. fi&ouml;yle ki, ebeveyn ve yakın akraba her zaman sevilir, bedenler ayrı olsa da g&ouml;n&uuml;ller onlarla birlikte olur &ccedil;oğu zaman. Ancak g&ouml;n&uuml;llerin bir olması, gerek sevginin ispatına, gerekse ayrılıktan doğan hasret ve &ouml;zlemin giderilmesine kifayet etmez. Bizzat gidip g&ouml;rmek, ziyaret edip halleşmek, helalleşmek gerekir. Işte hac da bir anlamda, bizzat Allah Te&acirc;l&acirc;'nın belirlediği mek&acirc;nı ziyaret etmek ve b&ouml;ylece O'na m&uuml;teveccih olan sevgiyi ızhar ve ispat etmektir. Bunun i&ccedil;indir ki, M&uuml;sl&uuml;man telbiyede ş&ouml;yle der: "Buyur Allah'ım, emrine amadeyim buyur! Davetini duydum, Sana y&ouml;neldim. fierikin yok Allah'ım! Emrine uydum, kapına geldim. Hamd Sanadır; nimet Senin, m&uuml;lk senindir. fier&icirc;kin yok Allah'ım!"... Işte haccın ifade ettiği sembolik anlam bu yakarışta saklıdır. Vallahu A'lem.
Hacer-i esved, &ouml;z&uuml;nde kutsal bir taş değil, Hz. Ibrahim'den başlayan ve Hz. Peygamberle birlikte devam edip g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar gelen bir din&icirc; geleneğin ihya veibkasına vesile teşkil eden bir sembold&uuml;r. Dolayısıyla, Allah'ın bu konudaki emrine boyun eğmek, kulluk ve itaat gibi manev&icirc;, ruhi ve derun&icirc; tecr&uuml;beleri birtakım rit&uuml;ellerle izhar etmek gibi bir sembolik anlam taşır.
Hac, manev&icirc; ve derun&icirc; bir tecr&uuml;bedir; &ccedil;&uuml;nk&uuml; Isl&acirc;m'daki diğer b&uuml;t&uuml;n ibadetlerde olduğu gibi hac ibadetinde de aslolan, ta'lil değil teslimiyettir; akl&icirc;leştirme değil i&ccedil;selleştirmedir. Daha a&ccedil;ık bir şekilde s&ouml;ylemek gerekirse hac, birtakım din&icirc; ve/veya d&uuml;nyev&icirc; faydalar i&ccedil;eriyor olmasından ziyade, &ouml;ncelikle ve &ouml;zellikle Allah emrettiği i&ccedil;in yapılan ve yapılması gereken bir ibadettir.




• Varlıktan hiçliğe akmak - Dr. Ömer Menekşe (http://www.sevgiforum.net/)

Tavaf, zerreden k&uuml;rreye b&uuml;t&uuml;n bir &acirc;lemin zikrine dahil olmaktır. K&acirc;be etrafında &ouml;teler &ouml;tesine s&uuml;z&uuml;l&uuml;ş&uuml;n adıdır tavaf... Bedenin y&uuml;k&uuml;n&uuml; hafifletmektir. İnsanların nura koşan pervaneler gibi K&acirc;be'nin etrafında u&ccedil;uşmasıdır tavaf... Deryaya d&uuml;şen damlalar gibi aynı girdap i&ccedil;inde d&ouml;nmektir.
K&acirc;be: Kıblegah
Masiva ile mavera arasındaki sınır &ccedil;izgisidir K&acirc;be... Y&uuml;z&uuml;m&uuml;z&uuml; beş vakit d&ouml;nerken i&ccedil;imizin aydınlandığı yerdir. Yolunu şaşırmışların y&ouml;n&uuml;n&uuml; bulmakta zorlanmadıkları merkezdir K&acirc;be... Kuzey ve g&uuml;ney kollar onu... Doğu ve batı bekler onu... B&uuml;t&uuml;n y&ouml;nleri kuşatandır, y&ouml;n g&ouml;steren kılavuzdur K&acirc;be...
K&acirc;be:, Beytullah
K&acirc;be, Beytullah... Yani Allah'ın evi... m&uuml;'minlerin kalbinin m&uuml;şterek attığı bir mihrap ve "İnsanlar i&ccedil;in vaz'edilen ilk ev..." takdir ve tebciliyle y&uuml;celtilmiş ilk mabed...
K&acirc;be... Temellerini Hz. İbrahim ve Hz. İsmail'in birlikte y&uuml;kselttiği y&uuml;ce mabed... K&acirc;be... M&uuml;sl&uuml;manların kıblesi... b&uuml;t&uuml;n camilerin merkezi, temsilcisi ... G&ouml;zlerin ve g&ouml;n&uuml;llerin he-defi... milyarlarca insanın vuslat i&ccedil;in, ona kavuşup eteğine tutunarak g&ouml;zyaşı d&ouml;kmek i&ccedil;in, etrafında b&uuml;y&uuml;k bir aşkla d&ouml;nmek i&ccedil;in can attığı kutsal mek&acirc;n...
Kesrette Vahdet
K&acirc;be, siyah &ouml;rt&uuml;s&uuml;yle, beyazlara b&uuml;r&uuml;nm&uuml;ş insanları kendine &ccedil;eken, cazibesiyle etrafında d&ouml;n-d&uuml;ren, kesrette vahdeti sağlayan mekan...
K&acirc;be... Varlıktan hi&ccedil;liğe akmak, hi&ccedil;likte yine kendini bulmaktır. Orada a&ccedil;ılır kilidi &uuml;st&uuml;m&uuml;ze kapanan kapıların... K&acirc;be'de a&ccedil;ılır kapısı g&ouml;n&uuml;l saraylarının... En zifiri karanlıklar K&acirc;be'de aydınlanır. G&ouml;n&uuml;l d&uuml;nyamızdaki karmaşa ve gerginliklerden kurtulup huzura erdiğimiz yerdir K&acirc;be...
Irkları, renkleri, milliyetleri, dilleri, sosyal stat&uuml;leri farklı, fakat gayeleri ve hedefleri aynı milyonlarca M&uuml;sl&uuml;man aynı heyecan, aynı ama&ccedil; ve aynı aşkla hareket etmekte ve K&acirc;be'ye ulaşarak aynı d&uuml;ş&uuml;nce ve ruh birliğiyle tavafa girmektedir. Bu bakımdan K&acirc;be, İslam kardeşliğinin canlı bir şekildekendini g&ouml;sterdiği tabloları i&ccedil;eren sahnelerle doludur. K&acirc;be'nin etrafında tavaf edenlerin Harem-i Şerifteki muhteşem manzaraları bunun fiili olarak sahnelendiği bir alandır. Orada tevhidin simgesi olan birlik vardır. &Ccedil;oklukta birlik olmak... Birlikte kendini yeniden bulmak... M&uuml;minler denizindekaybolmak ne b&uuml;y&uuml;k saadettir.
Kalp ve K&acirc;be
Teslimiyetin yeridir K&acirc;be, k&acirc;inatın kalbinin attığı yerdir. Allah'a b&uuml;t&uuml;n dış y&ouml;nelişlerin merkezi nasıl K&acirc;be ise, i&ccedil; y&ouml;nelişlerin merkezileştiği yer de kalptir. Birisi madd&icirc;, diğeri manev&icirc; K&acirc;be'dir. Al-lah'a kulluk i&ccedil;in kurulan (vaz'edilen) ev nasıl K&acirc;beise, Allah'a iman i&ccedil;in insanın &ouml;z&uuml;n&uuml; teşkil edeny&ouml;n de g&ouml;n&uuml;l evi olan kalptir.
K&acirc;inatın kalbi K&acirc;be ile kalbin k&acirc;besi iman buluştuğunda hakikat y&ouml;r&uuml;ngesine varılmış olunur.Uzağın ve yakının yakın olduğu bir vuslattır bu...
K&acirc;be, zamanımıza kadar &ccedil;eşitli nedenlerle yıkılmış, fakat insan eliyle yeniden yapılmıştır. Kalp &ouml;yle mi? Sonlu somutun (K&acirc;be) inşası kolay; sonsuz soyutun (kalbin) inşası zordur. Bu y&uuml;zden Allah sevgisi i&ccedil;in yaratılmış bu kutsal mek&acirc;na, g&ouml;n&uuml;le zarar vermek, onu incitmek, kırmak bir bedbahtlıktır.
G&ouml;n&uuml;l K&acirc;besinin ne denli &ouml;nemli olduğunu g&ouml;n&uuml;ller sultanı Mevl&acirc;na ş&ouml;yle dile getirir:
"Eğer senin g&ouml;nl&uuml;n varsa, g&ouml;n&uuml;l K&acirc;be'sini tavafet. Topraktan yapılmış sandığın K&acirc;be'nin m&acirc;n&acirc;sı g&ouml;n&uuml;ld&uuml;r. Cen&acirc;b-ı Hak g&ouml;r&uuml;nen, bilinen suret K&acirc;be'sini tavaf etmeyi, kirliliklerden temizlenmiş, arınmış bir g&ouml;n&uuml;l K&acirc;be'si elde edesin diye sana farz kılmıştır."(Divan-ı Kebir. 3/430, &Ouml;t&uuml;ken Neşriyat, trc.Şefik Can)
Tavaf
Tavaf, Hacer&uuml;'l-Esved'in hizasından başlayarak K&acirc;be'nin etrafında yedi defa d&ouml;nmek...
Nazarg&acirc;h-ı ilahi olan kalbimiz Beytullah'a d&ouml;n&uuml;kken başlar tavaf... Benmerkezimizin y&ouml;r&uuml;ngesinden &ccedil;ıkıp, Rabbimizin rızası dairesine girip ibadet aşkıyla d&ouml;nmenin adıdır tavaf...
D&ouml;nerken Beytullah'ın etrafında, &ouml;nce kendi &ouml;z&uuml;ne d&ouml;nmektir tavaf...
Aynı mana etrafında d&ouml;ner milyonlarca insan... Bir kutlu d&ouml;n&uuml;ş ki saat y&ouml;n&uuml;n&uuml;n tersine... Zamana meydan okurcasına...
Tavaf, zerreden k&uuml;rreye b&uuml;t&uuml;n bir &acirc;lemin zikrine dahil olmaktır. K&acirc;be etrafında &ouml;teler &ouml;tesine s&uuml;z&uuml;l&uuml;ş&uuml;n adıdır tavaf... Bedenin y&uuml;k&uuml;n&uuml; hafifletmektir. İnsanların nura koşan pervaneler gibi K&acirc;be'nin etrafında u&ccedil;uşmasıdır tavaf... Deryaya d&uuml;şen damlalar gibi aynı girdap i&ccedil;inde d&ouml;nmektir.
Y&uuml;rekten bağlılığın sembol&uuml;d&uuml;r tavaf... Her şeyi feda edebileceğimizi g&ouml;stermektir yaratıcıya... O'ndan başkasına boyun eğmeyeceğimizin, yalnız O'na sığınacağımızın, O'ndan başkasına ibadet i&ccedil;in y&ouml;nelmeyeceğimizin işaretidir tavaf... Tavaf ilahi iradeye boyun eğmektir. "Teslim oldum Allah'ım, buyur, emrindeyim" demektir.
Tavaf ve D&ouml;n&uuml;ş
K&acirc;inatta her şey tavaf h&acirc;linde... Zerreden k&uuml;rreye her şey d&ouml;n&uuml;yor...
Elektron &ccedil;ekirdeğin etrafında, ay d&uuml;nyanın, d&uuml;nya g&uuml;neşin, g&uuml;neş sistemi saman yolunun merkezi etrafında durmadan d&ouml;n&uuml;yor.... D&ouml;nme ve değişimle ayaktadır k&acirc;inat...
Anlam denizi, hikmet deryaları da b&ouml;yle değil mi? D&uuml;ş&uuml;nce &ccedil;ekirdeği etrafında d&ouml;ner duygular, ikisinin denge b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; sağlandığında anlam v&uuml;cut bulur, hikmet taşları oluşur. D&uuml;ş&uuml;ncenin duyguyla buluşmasından doğan şevkin terkibiyle şekillenir anlamlar...
Uzun bir s&uuml;re&ccedil;tir k&acirc;inatın kurulması... Hikmet gergef gergef dokumuştur onu... Atomun yaratılması, molek&uuml;llerin oluşması... Nice devirlerin d&ouml;nmesiyle g&uuml;n y&uuml;z&uuml;ne &ccedil;ıkmıştır d&uuml;nya g&uuml;n&uuml;...
Kalbimiz k&acirc;inattan k&uuml;&ccedil;&uuml;k ve kıymetsiz mi? Onun kurulumu i&ccedil;in de k&acirc;inatı izlememiz gerek-miyor mu? K&acirc;inatın &ouml;z&uuml; insan, insanın modeli k&acirc;inatsa birbirimize bakarak &ouml;ğreneceğimiz &ccedil;okşey var.
G&uuml;zellik, k&acirc;inatın kapılarını kalple, kalbin kapılarını k&acirc;inatla a&ccedil;makla kendini g&ouml;sterir, hayat lezzete d&ouml;ner. Kapılar karşılıklı kapalıysa her yer karanlıktır. G&ouml;n&uuml;l kapılarını a&ccedil;mak gerek...


• Kutlu Yolun Kutlu Yolcusu - Dr. Senai Demirci (http://www.sevgiforum.net/)

Bir buz tanesi havuzda eridiğinde benliğini ve bi&ccedil;imini yitirir. G&ouml;r&uuml;n&uuml;şte kayıp i&ccedil;indedir ancak bir havuza katılmıştır ve varlığını havuza d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r. Hac yolcusu da kimliğini kardeşlerinin havuzunda eritmeye hazırlanır.
D&uuml;nyanın b&uuml;t&uuml;n yolları hacının kalbine &ccedil;ıkar. Kutlu yolcu, hayatının i&ccedil;inde g&ouml;llenen tutku ırmaklarının yatağını K&acirc;be'ye y&ouml;nlendirir. Su gibi başını taşlara vura vura, vardığı her yeri hayata boğarcasına, uğradığı her y&ouml;reye can sunarcasına, Sevgili'nin evine doğru akar. O g&uuml;ne kadar ona gelen b&uuml;t&uuml;n yollar, kalbinde kavşaklanıp K&acirc;be'nin y&ouml;n&uuml;ne y&ouml;nelir. Hac yolcusu, k&acirc;inatın kalbine varan yola d&uuml;şer.Varlığın yoğrulduğu mek&acirc;ndır Mekke; kulluğun kristalleştiği andır K&acirc;be'ye varış.Her hacı, K&acirc;be'nin eteğinde biriken secdeleri Rabbin katına taşıyan nur&acirc;ni kuşun kanatlarının teleklerindeki t&uuml;ylere tutunmaktadır. Varlığın kalbine doluşan kan olur da, Kudret Eli'nin heran tuttuğu kevnin nabzına katılır. Hac yolcusu, varlığın biricik nişanesidir. Hac yolcusu varlığını sadeleştirir; kimliğini bire indirir. Rabbi adına olmayan bağları &ccedil;&ouml;zer, nefsi adına y&uuml;klendiği y&uuml;kleri &uuml;zerinden atar. Rabbi'yle &uuml;nsiyeti olan insandır o sadece. Her beşerin unutayazdığı s&ouml;z&uuml; yeniden hatırlayandır: "Ben Senin kulunum." Her ademoğlunun vazge&ccedil;ebileceği vaadin hatırlatıcısıdır: "Ben Allah i&ccedil;inim ve Allah'a d&ouml;n&uuml;c&uuml;y&uuml;m." Yol yolcuların adımlarıyla yol olur. Yol yolcuların bakışlarıyla g&uuml;zelleşir. Hac yolcusu, yeniden var edildiğini bilir.Bir buz tanesi havuzda eridiğinde benliğini ve bi&ccedil;imini yitirir. G&ouml;r&uuml;n&uuml;şte kayıp i&ccedil;inde dirancak bir havuza katılmıştır ve varlığını havuza d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r. Hac yolcusu da kimliğini kardeşlerinin havuzunda eritmeye hazırlanır. Yolun sonunda, yola başlarken yanında taşıdığıvarlığını K&acirc;be'nin girdabında yitirecektir. Varlığının dibine vardığı yerde nur&acirc;n&icirc; bir kevsere katılır; ruhunu kutlu nefhaya iade eder. Artık hacı olur; haccın anlamına sembol olur.Hac yolcusu, yolun sonuna varamaz.Yol ehli bilir ki yol da yolun sonu kadar g&uuml;zeldir. Yolcuya y&uuml;r&uuml;mek d&uuml;şer; yolda olmak yakışır. Haccın sonunda durulmak yoktur hacıya. K&acirc;be'nin eteğinde durmak yoktur yolcuya. Alnının değdiği yerde yeni bir yolculuğun kapısı bekler hacıyı. Kıblesini bulduğu anda yeni yolculuklara kanat a&ccedil;ar hacı. Yolun sonu K&acirc;be de-ğildir; &ccedil;&uuml;nk&uuml; aslolan ev değil, evi bize sevgilieyleyen Sevgililer Sevgilisidir. Hac yolcusunun g&ouml;zlerinde ışıltılar saklıdır. D&ouml;nse de, verdiği s&ouml;zden d&ouml;nmez hacı. Geri gelse de, K&acirc;be'den gelmez. İster istemez bıraksa da, kutlu ellerini bırakmaz En Sevgili'nin. Aramızdadır ama &ouml;telerin t&uuml;rk&uuml;s&uuml;n&uuml; s&ouml;yler bize. İ&ccedil;imizdedir ama başka d&uuml;nyaların sırrını fısıldar y&uuml;reklerimize. Herkesin sona bıraktığını &ouml;ne almıştır hacı; K&acirc;be'nin Rabbine yakınlık sevdası vardır alnında. Herkesin &ouml;ne aldığını sona bırakmıştır; d&uuml;nyanın kavgasına uzaklık hevesi vardır g&ouml;zlerinde. Bakınca sanki K&acirc;be g&ouml;r&uuml;n&uuml;r g&ouml;zlerinin ışıltısında. Alnında Hacer'&uuml;l Esved dokunuşu taşır gibidir. Ellerinde En Sevgili'nin sel&acirc;mı &ccedil;i&ccedil;eklenmektedir. Y&uuml;z&uuml;nde &ouml;telerin muştusu saklıdır.
Hac yolcusu, bulduğunu yitirir, yitiğini bulur. Hep avu&ccedil;larında bulduğu d&uuml;nyayı avu&ccedil;larından d&ouml;kerek giyer ihramını yolcu. Hep ellerinde biriktirdiği m&uuml;lk&uuml; savurarak diline dolar"Lebbeyk!"leri. Hep kalbini bağladığı sevdaları y&uuml;z &uuml;st&uuml; bırakarak y&uuml;z&uuml;n&uuml; kıbleye &ccedil;evirir hac yolcusu. Hep &ccedil;ok eylediği varlığını azaltarak,hep var bildiği benliğini yitirerek gelir Rabbiyle tanış olmaya. Elinde olanları yitirdiği anda, kalbinin aradığını bulur. Yetimlikten kurtulur; rahmetin kucağında bulur kalbini.
Hac yolcusu, hevasını susturur. Heva ve hevesi var bildik; r&uuml;zg&acirc;r gibi elimizle dokunamadığımız halde &ouml;n&uuml;nde eğildik, s&uuml;r&uuml;klendik, savrulduk. Niyetimiz ise amelin rengi olduğu halde, hayatın hayatı olduğu halde, sular gibi kurudu, yokluğun kuyusuna &ccedil;ekildi. Hac yolcusu niyetini kuyulardan &ccedil;ıkarıp yeniden kalbine alır. Yeni bir niyetin serinliğinde başka niyetlerini yok edip, hevesini h&uuml;k&uuml;ms&uuml;z eyler, hevasını susturur. Yalnız niyet konuşur; yalın bir niyetle K&acirc;be'nin y&uuml;z&uuml;ne d&ouml;ner. Bilir ki, asıl kıble niyettir; K&acirc;be niyetlerin g&ouml;llendiği denizdir. Niyetlenenlerin niyetlerinden kana kana i&ccedil;er.
K&acirc;be'nin eteğinde durmak yoktur yolcuya. Alnının değdiği yerde yeni bir yolculuğun kapısıbekler hacıyı. Kıblesini bulduğu anda yeni yolculuklara kanat a&ccedil;ar hacı. Yolun sonu K&acirc;be değildir; &ccedil;&uuml;nk&uuml; aslolan ev değil, evi bize sevgili eyleyen Sevgililer Sevgilisidir.

beyaznur
02-25-2013, 03:57 PM
Veda Hutbesi (http://www.diyanet.gov.tr/)
Bismillahirrahmanirrahim
"Ey insanlar!
"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha bulusamiyacagim.
"Insanlar!
"Bugünleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir sehir ise, canlariniz, malariniz, namuslariniz da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmustur.
"Ashabim!
"Muhakkak Rabbinize kavusacaksiniz. O'da sizi yapti olayi sorguya cekecektir. Sakin benden sonra eski sapıkliklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayiniz! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulastirsin. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunlari daha iyi anlayan birisine ulastirmis olur.
"Ashabim!
"Kimin yaninda bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her cesidi kalidirilmistir. Allah böyle hükmetmistir. Ilk kaldirdigim faiz de Abdulmutallib'in oglu (amcam) Abbas'in faizidir. Lakin anaparaniz size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme ugrayiniz.
"Ashabim!"
"Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldirilmistir, ayagimin altindadir. Cahiliye devrinde güdülen kan davalari da tamamen kaldirilmistir. Kaldirdigim ilk kan davasi Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nin kan davasidir.
"Ey insanlar!
"Muhakkak ki, seytean su topraginizda kendisine tapinmaktan tamamen ümidini kesmistir. Fakat siz bunun disinda ufak tefek islerinizde ona uyarsaniz, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak icin bunlardan da sakininiz.
"Ey insanlar!
"Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah'in emaneti olarak aldiniz ve onlarin namusunu kendinize Allah'in emriyle helal kildiniz. Sizin kadinlar üzerinde hakkiniz, kadinlarin da sizin üzerinizde hakki vardir. Sizin kadinlar üzerindeki hakkinizi; yataginizi hic kimseye cignetmemeleri, hoslanmadiginiz kimseleri izininiz olmadikca evlerinize almamalaridir. Eger gelmesine müsade etmediginiz bir kimseyi evinize alirlarsa, Allah, size onlarin yataklarinda yalniz burakmaniza ve daha olmasza hafifce dövüp sakindirmaniza izin vermistir. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki haklari, mesru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.
"Ey mü'minler!
"Size iki emanet burakiyorum, onlara sarilip uydukca yolunuzu hic sasirmazsiniz. O emanetler, Allah'in kitabi Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin (a.s.m) sünnetidir.
"Mü'minler!
"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanin kardesidir ve böylece bütün Müslümanlar kardestirler. Bir Müslümana kardesinin kani da, mali da helal olmaz. Fakat malini gönül hoslugu ile vermisse o baskadir.
"Ey insanlar!
"Cenab-i Hakk her hak sahibine hakkini vermistir. Her insanin mirastan hissesini ayirmistir. Mirasciya vasiyet etmeye lüzüm yoktur. Cocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zina eden kimse icin mahrumiyet vardir. Babasindan baskasina ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina intisaba kalkan köle, Allah'in, meleklerinin ve bütün insanlarin lanetine ugrasin. Cenab-i Hakk, bu gibi insanlarin ne tevbelerini, ne de adalet ve sehadetlerini kabul eder.
"Ey insanlar!
"Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. Arabin Arap olmayana, Arap olmayanin da Araap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadir. Allah yaninda en kiymetli olaniniz O'ndan en cok korkaninizdir.
"Azasi kesik siyahî bir köle basinza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'in kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz.
"Suclu kendi sucundan baskasi ile suclanamaz. Baba, oglunun sucu üzerine, oglu da babasinin sucu üzerine suclanamaz.
"Dikkat ediniz! Su dört seyi kesinlikle yapmaycaksiniz:

Allah'a hicbir seyi ortak kosmayacaksiniz.
Allah'in haram ve dokunulmaz kildigi cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz.
Zina etmeyeceksiniz.
Hırsizlik yapmayacaksiniiz..
"Insanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarini ve mallarini korumus olurlar. Hesaplari ise Allah'a aittir.
"Insanlar!
"Yarin beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?"
Saheb-i Kiram birden söyle dediler:
"Allah'in elciligini ifa ettiniz, vazifenizi hakkiyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye sehadet ederiz!"
Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) sehadet parmagini kaldirdi, sonra da cemaatin üzerine cevirip indirdi ve söyle buyurdu:
"Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab!"

beyaznur
02-25-2013, 03:58 PM
Haccı Anlamak (http://www.diyanet.gov.tr/)
Muhterem Mü'minler!
Hac mevsiminin başlamasıyla binlerce vatandaşımız yakınlarıyla birlikte büyük bir heyecan yaşamaktadır. Bu heyecan; mukaddes yolculuğa yaklaşmanın müjdesidir.
Hac İslam'ın temel esaslarından biri olup, imkânı olan Müslümanların Ka'be'yi ve civarındaki kutsal yerleri, belirli vakitlerde usulüne uygun olarak ziyaret etmesi ve belli dinî görevleri yerine getirmesidir. Erkek, kadın şartlarını taşıyan her Müslüman'ın ömründe bir defa haccetmesi farzdır.
Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de: "Gücü yetip de, ulaşabilen insana Allah için Beytullah'ı (Kabeyi) haccetmesi gereklidir" buyurmaktadır.
Değerli Kardeşlerim!
Hac; dilleri, kültürleri, renkleri, ırkları, ülkeleri, sosyal ve ekonomik durumları farklı hedefleri bir olan milyonlarca müslümanın ilahi aşkla bir araya gelmesi, birlikte Allah'a yönelmesidir...
Hac, Allah'a ve onun gösterdiği hedeflere yürüyüştür. Hz. Âdem'den itibaren peygamberlerin ve Hz. İbrahim'in hatırasını benliğimizde yaşamaktır. İlahi vahyin beşiğini, Hz. peygamberin tebliğini ve tevhid mücadelesini yakından tanımak, tarihle bütünleşmek, bir buçuk milyarlık İslam dünyasından bu topraklara davet edilen sınırlı sayıdaki temsilciden biri olmanın hazzını ve sorumluluğunu omuzlarımızda hissetmektir.
Hac; dünyanın dört bir tarafından gelen mü'minlerin birbiriyle tanışmaları, kaynaşmaları ve dertlerini paylaşmalarıdır...
Hac ; iman ve ibadet bilincinin derinleştiği, din kardeşliğinin duygu ve davranışlara yansıdığı, İslâm dinine mensup olmanın gurur ve heyecanın, sabır ve hoşgörünün, yalnızlığın, mahşer duygusunun iç içe yaşandığı müstesna bir zamandır.
Hac, bir Müslüman'ın, malını Allah rızası için feda edebileceğini gösteren büyük bir kulluk göstergesidir. Günlük elbiselerini çıkararak ihrama giren bir Mümin, dünyanın geçici olduğunu, makam, mevki gibi bütün varlığını burada bırakacağını, ahirete sadece kefenle gideceğini yaşayarak hisseder. Manevi duyguları doruk noktasına ulaşır. Diğer bütün Müminlerle birlikte, hep bir ağızdan; "Lebbeyk, Allahümme lebbeyk!" ""Buyur Allahım! Emrine amadeyim Allahım! Senin eşin ve benzerin yoktur. Emret Allahım! Her türlü övgü, sana mahsustur. Nimet de senin, mülk de senin. Senin eşin ve benzerin yoktur."" diyerek "Telbiye"yi okur. Yüce Rabbinden af ve mağfiret diler. Aynı şekilde Kâbe'yi tavaf ederken, Arafat'ta vakfe yaparken kendisi, aile fertleri ve bütün Müslümanlar için dua eder. İşte bu coşku ve heyecanla gözlerden akan yaşlar, günahlara keffaret, ruhlara şifa olur.
Muhterem Mü'minler!
Hac ibadeti, bize yeni bir kulluk şuuru kazandırıp hayatımızda yeni ve güzel bir sayfa açmalıdır. Hutbemizi Peygamber Efendimizin şu hadis-i şerifleriyle bitirelim:
"Kim Allah için hacceder kötü söz ve davranışlardan sakınırsa (kul hakları hariç) annesinden doğduğu gün gibi (temiz ve günahlarından arınmış olarak evine) döner"
"Allah katında makbul haccın karşılığı ancak cennettir"
Dr. Ömer MENEKŞE
Din İşl. Yüksek Krl. Uzmanı

beyaznur
02-25-2013, 03:58 PM
Hac (http://www.diyanet.gov.tr/)
Muhterem Mü'minler!
Hac, İslam dininin beş temel esasından biridir. Hicretin 9.yılında farz kılınmıştır. Hem mali hem de bedeni bir ibadettir. Bu ibadet, ergenlik çağına gelmiş, akıllı, sağlıklı, hür ve gücü yeten her Müslümana farzdır. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de: "Gücü yetip de, oraya ulaşabilen insana Allah için Beytullah'ı (Kabeyi) haccetmesi gereklidir" buyurmaktadır.
Mü'minlerin gayesi, Allah'ın rızasına ermektir. Onları bu gayeye ulaştıracak amellerden biri de hac ibadetidir. Nitekim Hz.Peygamber (s.a.v.), bir hadis-i şeriflerinde: "Günahdan ve noksanlıklardan uzak) makbul bir Haccın karşılığı, ancak cennettir" buyurmuştur.
Muhterem Mü'minler!
Dünyanın dört bir yanında yaşayan, renkleri, ırkları, dilleri, kültürleri ve âdetleri farklı binlerce Müslüman, Hac sayesinde bir araya gelir. Aynı ibadeti yapmanın ve tevhid inancına sahip olmanın mutluluğuna erer. Hac, bir Müslüman'ın, malını ve canını Allah rızası için feda edebileceğini gösteren büyük bir kulluk göstergesidir. Günlük giysilerini çıkararak ihrama giren bir Mümin, dünyanın geçici olduğunu, makam, mevki gibi bütün varlığını burada bırakacağını, ahirete sadece kefenle gideceğini yaşayarak hisseder. Manevi duyguları doruk noktasına ulaşır. Diğer bütün Müminlerle birlikte, hep bir ağızdan; "Lebbeyk, Allahümme lebbeyk!" "Buyur Allahım davetine uydum, emrine âmadeyim. Senin eşin ve ortağın yoktur" anlamına gelen "Telbiye"yi okur. Yüce Rabbinden af ve mağfiret diler. Aynı şekilde Kabe'yi tavaf ederken, Arafat'ta vakfe yaparken kendisi, aile fertleri ve tüm Müslümanlar için dua eder. İşte bu coşku ve heyecanla gözlerden akan yaşlar, günahlara keffaret ve ruhlara şifa olur.
Sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.); "Kim Allah için hacceder de bu sırada kötü söz ve davranışlardan sakınırsa (kul hakları hariç) annesinden doğduğu gün gibi (temiz ve günahlarından arınmış olarak evine) döner" buyurarak, haccın günahlara keffaret olacağını açıklamıştır.
Muhterem Müminler!
Maddi ve manevi çeşitli sıkıntılara katlanarak hacca giden bir müminin, kötü söz ve davranışlardan uzak durması gerekir. Hacca gitmeden önce, mümkün mertebe bu ibadetin âdâbı ile birlikte esaslarını ve orada hangi fiillerin cezayı gerektirip hangilerinin haccı ifsat edeceğini öğrenmelidir. Bu mübarek yolculuğa çıkan bir Mü'min, sabırlı ve hoşgörülü olmalıdır. Kendisini ve temsil ettiği milletini küçük düşürücü davranışlardan sakınmalıdır.
Hutbemi Peygamber (s.a.v.)'in bir hadis-i şerifi ile bitiriyorum: "Ey insanlar! Allah (c.c.) haccı üzerinize farz kıldı. Öyleyse haccediniz"

Eylem
02-25-2013, 07:47 PM
gönlüne yüreğine sağlık beyaznur

beyaznur
02-25-2013, 10:42 PM
allah razı olsun beğeniniziçin

Ayala
09-27-2013, 10:18 AM
Güzel bir konu teşekkür ederim