PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Gerçekçilik Akımının Doğuşu


JustWatch
10-28-2012, 09:23 PM
Gerçekçilik Akımının Doğuşu
Endüstrileşen Kuzey ile tarımla uğraşan ve köle çalıştıran Güney arasındaki Amerikan Sivil Savaşı (1861-1865) Amerikan tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Savaştan önceidealistler ateşli bir şekilde insan haklarını savunuyor özellikle köleliğin kaldırılmasını destekliyorlardı; savaştan sonra ise Amerikalılar giderek ilerlemeyi ve “kendini yaratan adam” modelini idealleştirmişlerdir. Bu devir milyoner imalatçı ve vurguncunun devriydi; Darwin’in biyolojik evrim teorisi ve “en güçlü olan hayatta kalır” düsturu topluma uygulanmış ve bazen iş dünyasının başarılı kodamanlarının ahlak dışı yöntemlerine göz yumulmuştu.

Savaştan sonra iş dünyasına birden büyük bir canlılık geldi. 1869 yılında hizmete açılan yeni kıtalararası demiryolu sistemi ile 1861 yılında faaliyete geçen kıtalararası telgraf sistemiendüstrinin malzeme ve pazarlara erişmesini sağladı[ haberleşme olanağını sundu. Ardı kesilmeyen göçmen akını ise görünüşte bitip tükenmez bir ucuz işçi gücü kaynağı oldu. 23 milyonu aşkın yabancı – ilk yıllar Alman İskandinav ve İrlandalı; sonraki yıllarda sayıları giderek artan Orta ve Güney Avrupalı -- 1860 ve 1910 yılları arasında büyük gruplar halinde Amerika’ya akın etti. 1860 yılında çoğu Amerikalı çiftliklerde veya küçük köylerde yaşıyordu; ancak 1919 yılına gelindiğinde nüfusun yarısı yaklaşık 12 şehirde yoğunlaştı.

Kentleşme ve endüstrileşme sorunları ortaya çıktı: İnsanlar kötü evlerde üst üste yaşamaya başladılar; sağlıklı olmayan koşullar düşük ücret (“ücretli kölelik”) zor çalışma koşulları ve iş dünyasında yetersiz kısıtlamalar baş gösterdi. İşçi sendikaları ortaya çıktı; grevler ise emekçilerin içinde bulundukları kötü koşulları ülke çapında yansıttı. Çiftçiler de kendilerini Doğu’nun “para çıkarlarına” karşı mücadele ederken buldular. 1860’tan 1914’e kadar[Amerika Birleşik Devletleri küçüktarımla uğraşan eski bir koloni ülkesinden muazzam modern ve endüstriyel bir ülkeye dönüştü. 1860’ta dış borcu olan bir ülke 1914 yılında dünyanın en zengin ülkesi oldu. Birinci Dünya Savaşı çıktığında Amerika Birleşik Devletleri dünyada önemli bir güç haline gelmişti.

Endüstrileşme arttıkça yabancılaşma da arttı. Dönemin iki büyük romancıları olan Mark Twain ve Henry James bu duruma farklı tepkiler verdiler. Twain kendi mitini yazarken Güneye ve Batıya baktı; Amerika’nın kırsal ve sınır boylarında yaşayan kesiminden esinlendi; James ise yeni kozmopolit olmuş Amerikalıların yapısını değerlendirebilmek için geriyeAvrupa’ya baktı.

Samuel Clemens (Mark Twain) (1835-1910)

Mark Twain (Resim: Thaddeus A. Miksinskihttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif Jr.)

Daha çok takma adı Mark Twain ile bilinen Samuel Clemenshttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif Missouri eyaletindeki Mississippi Nehrinin sınır kasabası olan Hannibal’da doğdu. Ernest Hemingwayhttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif Amerikan edebiyatının tümünün Twain'in muhteşem kitabı Huckleberry Finn’in Maceraları’ndan geldiğini söylemiştir. 19. yüzyılın başlarındaki Amerikan yazarları tumturaklıhttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif duygulara hitap edenhttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif gösterişli bir üslûp kullanma eğilimindeydiler; çünkü hâlâ dili İngilizler kadar zarif bir biçimde kullandıklarını kanıtlamaya çalışıyorlardı. Twain’in kabahttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif gerçekçi ve günlük dile dayanan tarzı ise Amerikan yazarlara ulusal seslerini duyurabilmeleri açısından yeni bir yaklaşım sunmuştur. Twainhttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif ülkenin iç kısımlarından gelen ilk büyük yazardı ve ülkenin bu kısmının kendine özgü mizah dolu argosunu ve dil kullanımı konusunda geleneklere kafa tutan tutumunu benimsemişti.

Twain ve 19. yüzyılda yaşamış diğer Amerikan yazarlar için gerçekçilik yalnızca edebi bir teknik değildi: Gerçekçilik aynı zamanda gerçeği söylemenin ve gelenekleri yıkmanın bir yoluydu. İşte bu nedenle bu akım yazarları son derece özgürleştiriyor ve bir şekilde toplum tarafından tuhaf karşılanıyordu. Bunun en çok bilinen örneği Huck Finn’in hikâyesidir; yoksul bir çocuk olan Huck Finn vicdanının sesini dinleyip zenci bir kölenin özgürlüğüne kavuşmasına yardım etmeye karar verir; ancak bu davranışının aynı zamanda kanunları çiğnediği için cehenneme gitmesine yol açacağını da düşünmektedir.

1884 yılında çıkan Twain'in bu başyapıtında olaylar bir Mississippi Nehri köyü olan St. Petersburg’da geçer. Alkolik bir sarhoşun oğlu olan Huckhttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif babasının sarhoş olduğu sırada kendisini öldürmeye çalışmasının hemen ardından saygın bir aile tarafından evlat edinilir. Huck can korkusuyla kaçar ve kendini ölmüş gibi gösterir. Bu kaçışında Huck’a bir kimsesiz daha katılır; köle Jimhttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif sahibi Miss Watson tarafından nehrin aşağısında bir yere satılacaktır; ancak Güneyin bu iç kesiminde kölelerin katlandığı koşullar daha serttir. Huck ve Jim görkemli Mississippi nehrinde bir salla kaçmaya çalışırlar; ancak buharlı bir gemi sallarını batırınca ayrılırlar ve daha sonra birbirlerini tekrar bulurlar. Başlarından sayısız komik ve tehlikeli macera geçer; bu maceralar aynı zamanda toplumun çeşitliliğinihttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif cömertliğini ve bazen de zalim mantıksızlığını yansıtır. Romanın sonunda Miss Watson’ın Jim’i zaten serbest bıraktığı ve saygın ailenin de vahşi çocuk Huck’ın bakımını üstlendiği ortaya çıkar. Ne var ki Huck uygar toplumun kurallarına katlanamaz ve Kızılderili topraklarına kaçmayı planlar.

Romanın sonunda okur klasik Amerikan "saflığı” efsanesinin başka bir versiyonuyla karşılaşır: Bakir vahşiliğe gidenhttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif “uygarlığın” kişiyi ahlaki olarak çöküntüye uğratan etkilerinden uzaklaştıran açık yol. James Fenimore Cooper'ın romanlarıhttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif Walt Whitman'ın açık yol dizelerihttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif William Faulkner'ın The Bear (Ayı)’ı ve Jack Kerouac'ın On the Road (Yolda) bu sembolün edebiyattaki diğer örnekleridir.

Henry James (1843-1916)

Henry James (Kongre Kütüphanesinin İzniyle)

Henry Jameshttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif sanatınhttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif özellikle edebiyat sanatının “hayat yarattığıhttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif fırsat yarattığıhttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif önem yarattığı”nı yazmıştır. James’in kurgusuhttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif çağının en bilinçlihttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif en sofistike ve en zor kurgusudur. James “uluslararası tema”sıyla dikkat çekmiştir; bu tema saf Amerikalılar ile kozmopolit Avrupalıların karmaşık ilişkilerini ele alır.

James’in biyografisini kaleme alan Leon Edel yazarın ilk veya "uluslararası" evresinin The American (1877)http://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif Daisy Miller (1879) ve başyapıtı The Portrait of a Lady (Bir Kadının Portresi) (1881) adlı eserleri ile çevrildiğini söyler. Sözgelimi The American (Amerikalı) adlı eserdehttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif saf ama zekihttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif idealist ve kendi çabalarıyla milyoner olmuş bir işadamı olan Christopher Newman evlenecek kız bulmak için Avrupa’ya gider. adlı eserdehttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif saf ama zekihttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif idealist ve kendi çabalarıyla milyoner olmuş bir işadamı olan Christopher Newman evlenecek kız bulmak için Avrupa’ya gider. Newman’in soylu bir aileden gelmemesi gerekçesiyle gelinin ailesi evliliğe karşı çıkıncahttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif Newman’in eline intikamını alması için bir fırsat geçer; ancak bu fırsatı kullanmamaya karar vererek ahlaki değerler açısından bu aileden üstün olduğunu kanıtlar.

James’in ikinci dönemi deneyciliğe dayanır. Yazar The Bostonians (Boston’lular) (1886) adlı eserinde feminizm ve sosyal reformuhttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif The Princess Casamassima (Prenses Casamassima) (1885) adlı eserinde ise siyasi dalavereleri ele alarak yeni konulara el atar. Üçüncü veya “en önemli” evresinde ise James tekrar uluslararası konulara döner; ancak bu kez bu konuları giderek artan bir sofistikelik ve psikolojik irdeleme ile ele alır. Karmaşık ve nerdeyse efsanevi sayılabilecek The Wings of the Dove (Güvercinin Kanatları) (1902)http://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif The Ambassadors (Büyükelçiler) (1903) (ki James bunun en iyi romanı olduğunu düşünür) ve Golden Bowl (Altın Kupa) (1904) bu döneminde verdiği eserlerdir. Twain’in eserlerindeki ana tema genellikle hile ile gerçeklik arasındaki güldürücü farktır; James’in eserlerinin ana teması ise algıdır. James’in eserlerinde kişinin kendisinin farkında olması ve diğerlerini doğru biçimde algılamasıhttp://www.forum.maviyesilege.com/images/smilies/blank.gif bilgeliğe ve fedakârlık dolu bir sevgiye giden tek yoldur.