PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ateş Düştüğü Yeri Yakar


!!can_dedim!!
07-25-2013, 09:56 AM
Yazın aldığım ayakkabı ayağımı fena vurmuştu. Şaka değil gerçekten. En son cildiyeciye gitmek zorunda kalmıştım. Ve bana antibiyotikli krem vererek resmen yüzülmüş olan derimi yaklaşık 1,5 ay tedavi etmişti. Daha yeni yeni iyileşmeye başladı ayağım, topallayıp durmaktan kurtuldum sonunda.

Bu süreci geçirdiğim zaman zarfında yoldaki herkesin yürüyüşüne bakıyordum. Hani ben aksayıp duruyorum ve yürürken canım acıyor ya… Algıda seçicilik işte gözüm hep ayaklarda… Havalar soğudu ve o soğukta bile terlik giymeyi düşündüm; hatta evden çıkmamayı bile göze almıştım. Zira hiçbir şekilde ayağımı herhangi bir kalıp içine sokacak durumda değildim… Şimdi sokakta garip gurup yürüyen birini görsem ya da yürüyüşünde normalin ötesinde başka bir şey hissetsem bakış açım eskiye nazaran daha farklı oluyor. “Belki ayakkabı vurmuştur” diyebiliyorum mesela… İnsan yaşamadıkça, hissetmedikçe veya tecrübe etmedikçe başkalarının yaşanmışlıklarını, hissettiklerini, onun duygularını ve düşüncelerini anlamakta zorlanabiliyor. Karşıdaki insan için tamamen yabancı kavramlar olduğu zaman yaşananlar, cendereye sokulan şahsın sıkıntısını, bunalımını bir türlü anlayamıyor.

Herhangi bir yakınınızın sorununu dinliyorsunuz ve teselli etmeye çalışıyorsunuz. Sizin için en mantıklı ve onun için en doğrusu olduğuna inandığınız yaklaşımla yaklaşıyor; belki de akıl veriyorsunuz. Siz aynı durumda olsanız nasıl davranacaksanız o şekilde davranmasını bekliyor ve hatta kendinizi tutamayıp sinirleniveriyorsunuz bile. Olabildiğince sorunuyla ilgileniyorsunuz onun için yeterli olabilmeyi umut ederek yalnız bırakmamaya çalışıyorsunuz. Ama gerçekte o ne istiyor, nasıl bir fırtına kopuyor içinde bihaber oluyorsunuz. Eğer onun yaşadığı sıkıntıları zamanında siz de yaşadıysanız veyahut bir benzeri duygu yoğunluğu geçirdiyseniz, karşınızdakinin aklından geçenleri ve içinde bulunduğu ruh halini anlamanız biraz daha kolaylaşıyor. Ama hepsi bu… Onu sadece anlıyorsunuz; ama hissettiklerini hissedemiyorsunuz. Acısı sadece onun kalbini dağlıyor. Ateş, harının en yoğun halini düştüğü yerde tüttürüyor gerçekten.

Hepimiz için bu böyledir. Derinden üzüldüğümüz olaylar olmuştur hayatımızda. Pek çok yakınımız bize destek olmak ve acımızı paylaşmak için yanımızda bulunmuş; sırtımızda bize güç veren el olmuştur eminim. Fakat sadece onların varlığını bilmek rahatlatmıştır bizi. Yoksa söyledikleri, anlattıkları veya tavsiyeleri değil. Ateş düştüğü yeri yakmıştır. Ve canı acıyan biz olduğumuz için kimi zaman bağıra bağıra, kimi zamansa sessizce gözyaşlarımızı akıtmışız, yatağa yattığımızda kendimizle baş başa kalmışızdır. Gün içinde içimizden geçenler ve kalbimizden sökülenler ise cabası. Sabah güneş doğmasın isteriz kimi zaman ya da kendimizi on katlı bir binanın tepesinden kafa üstü yere çakılmış hissederiz. Hiçbir şey eskisiyle aynı olmayacakmış gibi gelmiştir bize, belki de hala eskisi gibi olamamıştır kim bilir…

Zamanında anlamakta zorlandığım kimi duyguları daha bir anlar oldum maalesef. Kırılmışlıkları daha bir yürekten hisseder. Kimseyi kınamamayı öğrendim. “Asla yapmam” ya da “Ben olsam asla böyle davranmam” dememeyi. Asla, asla denmemesi gerektiğini ve ya duruma göre pek çok şeyin göze alınabileceğini. Doğrunun, yaşadığın anda kalbinde hissettiğin şey olduğunu ve bunu sadece insanın kendisinin bilebileceğini öğrendim. Ateşin yalnızca düştüğü yeri yaktığını… Mücadele ederken bile kendi kalabilmenin ne kadar özel olduğunu öğrendim. Ama en zor mücadelenin kendinle yaptığın mücadele olduğunu…

Kim ne derse desin eninde sonunda kendi doktorunuz kendiniz oluyorsunuz. İyileşmek için, yaralarınızın kapanması için ve de hala kendiniz kalabilmeniz için…

3Liflys
07-26-2013, 11:14 PM
güzel paylaşım

Eylem
07-28-2013, 08:26 PM
Allah razı olsun teşekkür ederim