SevgiForum.NET

SevgiForum.NET (https://www.sevgiforum.net/index.php)
-   Aşk'a Ve Sevgi'ye Dair (https://www.sevgiforum.net/ask-ve-sevgi-ye-dair-28.html)
-   -   Bir Değil Binmiş AŞK .. Gün Değil Ömürmüş AŞK (https://www.sevgiforum.net/ask-ve-sevgi-ye-dair-28/bir-degil-binmis-ask-gun-degil-omurmus-ask-1574.html)

Painfully 31.12.2012 00:46

Bir Değil Binmiş AŞK .. Gün Değil Ömürmüş AŞK
 
Bir değil binmiş AaŞşKk.. Gün değil ömürmüş AaŞşKk..




Sevdiğim hani derler ya ‘aşk sadece bir kere yaşanır tek bir kere’ yalanmış meğer. Bir değil binmiş aşk. Gün değil ömürmüş aşk.

Bilmiyorlarmış aşkı teke sığdıranlar aşkın sonsuz olduğunu. Aşkın tekte kalmayacağını..

Bende öyleydim . aşkı teke sığdıranlardandım bende. Ama sen,, sen geldiğin gün, seni gördüğüm gün değiştim. Aşk tek olamaz dedim. Aptallık dedim aptallık..

Neden mi,

Çünkü ben her gün senin bana farklı bakışlarına aşık oldum.

Çünkü ben her gün senin farklı gülüşüne aşık oldum.

Her gün değişen alo deyişine aşık oldum.

Her defasında beni daha içten, daha sıcak öpüşüne aşık oldum..

Her defasında gözlerime bakarak bana sarılışına aşık oldum.

Senin ‘naaber’ deyişine aşık oldum.

Yanına gelirken o yaşadığım heyecana aşık oldum.

Her defasında benim yüzümden yaşanan kavgalarımıza aşık oldum.

Senin bana sıcacık seni seviyorum aşkım demene aşık oldum.

Elimi tutuşuna kıskanışına kızmana aşık oldum.

En önemlisi her gün her an bu duygular bu sözler değişirken hiç değişmeyeceğini bildiğim
seni seven yüreğime
Beni seven yüreğine
Aşık oldum.
Aşık oldum ya bu kadar şeye hadi desinler aşk bir keredir diye.
Aşık oldum ya ötesi de yok artık.
Aşık oldum ya ….

Painfully 31.12.2012 00:46

Kaçtiğin Şehir mi, Yoksa Yüreğin mi?


Hani gitmeler vardır ya,gidersin,
gidersin ama yeniden aynı yere dönersin.
Çare değildir gitmeler.
Şehirden kaçarsın ama kendinden,
yüreğinden,sevdandan kaçamazsın.
Şehir geride kalmıştır ama sevdan aynı yerde durur.
Şehri koparıp attığın gibi atamazsın içindeki yaralı sevdayı.
Bir kez daha gözlerin dolar,
ardına bakıp geride bıraktığın sevgiliye son bir kez bakarsın.
Son bir vedadır,yolun sonunda geride kalan.
Son bir elvedadır,kanayan yürekte tek kalan geriye.
Yollar gidilir... Şehir geride kalır....
Ama yara hep kanar.
Sıcacıktır asla kabuk bağlamaz.
Vurmuştur bir kere soğuk bir el keskin hançeriyle.
Sevda girmiştir zehir gibi kanına.
Şehir geride kalır ama zehir hala kanında akar.
"Kaçtığın sevgili ya da şehir değildir asla kaçtığın kendi yüreğindir aslında."
Adı kaçmakta olsa;
köşede yine seni bekleyen bir sevda ve kanayan bir yara vardır...
Sorarsın kendine kaçtığın şehir mi yoksa yüreğin mi...

Painfully 31.12.2012 00:46

Beklentisiz sevmeyi hiç denediniz mi?

Hiç beklentisiz sevdiniz mi?
Yani "Bugün telefon etmedi" demeden, "Şu an nerede acaba?" diye kendi kendinizi yemeden, "Yaş günümü hatırlayacak mı acaba?" diye bir beklenti içine girmeden...

Sevdiniz mi hiç?
Onun, size ait bir mal olmadığını kabul edip, onu özgür yaşamı ile sevmeyi denediniz mi?
Yanındaki erkek/kız arkadaşına aldırmamayı öğrenip ama aldırmıyormuş gibi yapmadan, gerçekten aldırmadan,
"Bitecekse biter , bunu ben değiştiremem, beni sevmeyi bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi" diye düşünüp.
Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan vazgeçebildiniz mi hiç?

Hiç beklemeden çalan bir kapıda, onu karşınız da görmek ne güzeldir bilir misiniz?
Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden...
Ve beklemeden gelen bir "seni seviyorum" mesajının tadına varabildiniz mi hiç?

Siz istediğiniz için değil, o istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar?
Ve beklentisiz sevmenin tadına bakabildiniz mi hiç? "Bugün beni hatırlamadı" yerine "Hiç beklemiyordum, senin geleceğini" diyebilmek ne güzeldir oysa...

Onu boğmadan, kendinizi boğmadan sevebilmek ne güzeldir... Sahiplenme duygusundan uzak, sevmenin, sevilmenin tadına varabildiniz mi hiç?

Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sevgi sözcükleri ile kendi kendinizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize,
Hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu?

Beklentisiz sevin...
Ben, beklentisiz seviyorum...

"Niye aranmadım" diye düşünüp kendini kendinizi yiyeceğinize, hiç beklenmedik bir "Seni özledim" mesajı ile aşkı yakalayın..

Beklentisiz sevin...
Ben, beklentisiz seviyorum...

O, sizin sevgiliniz oldu için değil.
Ona tapulu malınız gibi, çantanız, arabanız gibi davranma hakkınız olduğunu düşünmeden.
Onu sevdiğiniz, onun da sizi sevdiği için sevin...

Sevgiye karışan "beklenti" denen illeti hemen silin aşkın ak sayfalarından...
Göreceksiniz ki, o zaman aşk, başka bir güzel...
Göreceksiniz ki, o zaman sevgili, daha bir romantik...
Göreceksiniz ki, o zaman sevmek ve sevilmenin damaklarda bıraktığı tat, yıllanmış şarap gibi, beklenti zehrine karışmadan bir başka döndürüyor insanın başını..


""Ben, beklentisiz seviyorum... ""

Onun nerede olduğunu merak etmiyorum...
"Beni bugün neden aramadı" diye geçirmiyorum içimden, aramadığı zamanlarda...
Geleceğe dair hayallerim de yok zaten...

Ben, sevgiyi yaşıyorum...

Onun yanımda olduğu anlar o kadar değerli, o kadar kıymetli ki... Gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek beklentilerle mahvetmiyoruz o anları...

Beklentisiz seviyoruz...
Sevdiğimiz için seviyoruz...

Hayalsiz, geleceksiz, beklentisiz... Anlık seviyoruz...

Deneyin... Beklentisiz, sevmeyi deneyin bir gün...
Beklentilerle boğduğunuz aşklarınıza acıyacaksınız...

Painfully 31.12.2012 00:46

aşk gider acısı kalır


Aşk için bahar.Tehlike her yerdedir...
Vuruluverirsin hiç ummadığın birine.
Ama öyle çarpar ki kalbin, duracak gibi aldatır seni.
Bahardan sonra yaz gelir...
Hepimiz biliriz, sabun köpüğü gibidir yaz aşkları.


Bence öyle basit değil.
Henüz silinmedi hiçbirinin yarası benden.
Aşk gitti ama acısını bıraktı, iz kaldı.
Güz aşkları mevsimine dönünce dönence, pencereye sinmiş insanlar gelir gözümün önüne.Ve yavaş yavaş görünürler etrafta.
Kimi yaza girerken terk ettiği aşkını, kimi yaz aşkını düşünür.
Kimi ayrılık planlar ama hala yüreği yanar.
Kimi terk edilmişliği sindirmeye çalışır.
Çok azdır taze aşk yakalayan.
Sanki bir doğum öncesi ölüm gibidir.
Sonra kış gelir.
Kimi yüzsüzler yazın hiç aldatmamış gibi eski sevgilisine döner;kimi sadıklar kavuşur... Kimi yalnızdır, kimi yorgun...
O yorgunlar için kış uykusu başlar...
Belki de taze baharlara, taze aşklara enerji depolarlar...
Aşk dört mevsimdir herkesin sözlüğünde.
Ama nedense bana bu anlattıklarımı çağrıştırmaz.
Saçmaladım belki de bir paragraf boyu.
Yalan attım.
Aslında doğru olsalar bile yalanlardı çünkü, hissetmediklerimi yazdım.
Ezbere konuştum.
Aşk , kelimesi içimde gebe olduğum bir kelimedir.
Her duyuşumda doğum sancısı çeker, doğuramam.
Ama gözlerimin önüne o gelir.
Sadece bir bakışına karın ağrıları, suyla yatışmalar.
Bir tebessüme ömür bulmak.


İtiraf.
Saatler süren telefon konuşmaları.İlk duygular, çocuksu güzellikler.Ve sonra..... Nefessiz kalmacasına ağlamalar.Izdırap çığlıkları...Kış..Kış..Kış..... Azap....Ve sonunda doğan gün....
Hemen her mevsim aşık olmuşumdur birilerine....
Hatta sonbaharda bile...
Ama onca ufaklı büyüklü sevda içinde, böylesine derinde var olan,böyle yaktı mı iz bırakan, bu kadar çaresiz bırakan,bu kadar arzu illetine hasta eden, bu kadar dizginsiz, sorgusuz,başına buyruk, acımasız, bu kadar bugünsüz sevda görmedim.
Ve işte hiç biri böyle koyup, böyle yıkıp gitmedi.
Ondan önce hiç biri içimden bir şey götürmemişti.
Ondan sonrası zaten götüremez çünkü, götürülecek bir şey kalmadı..
İşte o insan, beni aşka karşı böyle kelimesiz böyle hayretli, böyle çaresiz, isteksiz bırakıp gitti..
Şimdi ben nefretten bile aciz isem bana bir şeyler borçlu.
"""İçimden söküp aldığı bir şeyleri.""""
Bana beni borçlu.
Herkesi seven o sersem yüreğimi..
Benden alıp kaçtığı o masum kızı borçlu.
Bana bir dün, birde yarın borçlu.
Benim ne günahım vardı da aşk için üç kelime etmekten aciz kalacaktım.
Benim ne günahım vardı da her mevsim başka meyve yemek varken iştahsız kalacaktım.
Yoktu elbet günahım..
Onunda yoktu ya..
Öfkem susmama engel...
Ama ikimizin de suçu yoktu...
Suçlu yoktu..
Benim mevsimim sonbaharsa, yaza, kışa, bahara dönmez...
Benim gibilerin nasibi pencere önüne sinip, mazide yaşamak,kendinle kanlı bıçaklı düellolar yapmak...
Kendinle savaşmak , hırpalamak...
Yaptığının farkına varıp ,bir de üstüne onun için cezalandırmaktır...

Painfully 31.12.2012 00:46

Zehir Olup Dolaşssan Damarlarımda...

Gecenin karanlığına yaslanıp gözlerine yıldızları ördüğüm zaman diliminden yazıyorum bu pulsuz mektubu.
Yüreğimi kelimelere ilmekleyip yine sana yağıyorum yağmurlara gebe kalmış yüreğimle.
Bir gece yarısı içten ice kanayan yokluğunu gözlerime gömüp her sabah güneş ile yine sana doğuyorum.
Perdelerine eğilip gözlerinin karanlık duvarlarını yıkıyorum kirpiklerimde asılı kalmış gözyaşlarımla.
Dağınık saçlarını rüzgarla tarayıp bulutlarla taçlandırılmış dağlarımın son kardelenlerini örüyorum saçlarının ince tellerine..


Seni hasret kelimelerinin dilsiz duvarlarına çizilmiş bir figürden öte kelebegin gözyaşlarıyla yazıyorum.
Nedenini soracak olursan gülüm; toprağa düşen her gözyaşında ciceklerin dudaklarında her zaman yaşa diye.
Biliyorum her canlı gibi bir gün vuslat şurubunu Azrail'in avuçlarından kana kana içecegiz.
Her insan gibi toprağı gözlerinden öpüp bulutların kanatlarında bu dünyadan göçecegiz .
Lakin unuttuğun birşey var sevdiğim.
Bedenler çürüse de, diller unutsa da satırlara ilmeklenmiş gözlerin her zaman yaşayacak. Sen benim yürek bahçemde Zümrüd-ü Anka'nın gözyaşlarıyla beslenen ve gözlerimde nefes bilinen bir yudum ömürsün

Her gün gözlerinde yeniden doğmak için avuç içlerine bir bebek gibi kıvrılıp soluklarına gömülüyorum yine.
Kirpiklerine yaslanmış rüzgarların kanatlarına uzanıp gözlerinin huzurunu soluyorum.
Yalnızlık anbarından bir dirhem sevgini dudaklarıma değdirip sana geliyorum. Toprağa mevzilenmiş güneşe seni anlatıp sonsuzluğa çiziyorum güllerin gözyaşlarında yıkanmış ismini.
Seni " sende " yaşamaya geliyorum.
Şehvet yüklü duygularına kiracı olmaya değil; dizlerinde kütük misali ağlamak için yüreğine geliyorum.
Ben gözlerine kangren acıları sermeye değil; yüzünün coğrafyasında cicek açmış gülüşleri gözlerine ilmeklemeye geliyorum.
Yaşadığım şehrin tüm ışıklarını söndürüp yüreğinin aydınlığında karanlıklarımı ezmeye geliyorum.
Haydi gözyaşlarınla sil terli yüreğimi, gülüşlerinle öp seni kirpiklerinden kıskanan gözlerimi. Nefeslerinden bir yudum sun susuz dudaklarımın kurak topraklarına.
Yanına geldiğimde, zehir olup dolaşsan damarlarımda.
Durma sevdiğim, imkansızlığına gömülmektense gülüşlerinin kurak toprakları olsun mezarim.
Üşüdüm mü toprağın altında, sarılırım avuç içlerine bir cocuğun annesinin göğsüne kıvrılması gibi.
Susadım mı, kirpiklerine uğrar kana kana içerim sevgini..
Şimdi şehrimin tüm ışıklarını söndür ve şah damarıma sür kör bıçaklarını. Varlığının huzurunda sonlansın sen kokan kelimelerim.
Bir yudum mutluluğun hazzında vur beni.
Gözlerim, gözlerinden başka yurt bilmesin.
Dizlerim, yüreğin gölgesinde toprağa sarılıp son kez gözlerinde gülümsesin Cennetin gölgelerine.
Saçlarından örülmüş darağacındaki urganım olsun parmakların.
Zehir olup dolaşsın damarlarımda keskin bakışların.
Şimdi seni seviyorum diyen dilime kilit son kez vur ve şah damarımdan süzül içeriye. Zehrini sür hücrelerimin dudaklarına.
Bal diye kana kana içsin damarlarım ölümün zehrini.
Ne olur üzülme hicranım.
Ölüm, senin kollarından gelmeli.
Çünkü; sen benim yüreğimin satırlarına örülmüş ölümsüzlüğümsün





Günahlarına kefil olmuşken,
Şah damarlarımdan süzül içeriye.
Zehrini bal diye içerim sen bende yaşarken.
Şehrimin tüm ışıklarını söndürüp
Acılarını kilitle üzerime.
Kurtlanmış sancıları giydirip bedenime,
Ölümün ipini geçir gözlerime

Ne olur sus ölüm meleğim,
Dizlerine eğilsin yüreğim.
Senin ellerinden ölmenin ödülünü
Göğsümün sol yanına takayım.
Haydi zehir olup dolaş damarlarımda.
Azrail'in kollarına senin avuçlarından kanatlanayım...

Painfully 31.12.2012 00:46

Sözlerin artık ikna etmediği bu yaşımda,
ağlamak da artık zor geliyor,
zoruma gidiyor.
Benden sana, söylemesi zor, yazması kolay bir kelime;
Hoşçakal.
Aldatıldığımı bildiğim bu geceden sana son bir yazı,
son bir hatıra.
Seni her çağırdığımda, artık yüreğime yumruk atamayacaksın.
Ben de bir başkasının yasak bahçesine uğramayacağım.
Artık ne gelmeni isteyeceğim, ne de kalmanı....
Bu akşam masamdaki tek bir mumu kendim için yaktım.
Senin oturduğun iskemle boş, ev boş...
İhanetin resmi boşlukta çizili...
Şimdi sen bir başka masada başka gözlerlesin.
Yüreğindeki pembe yalanlar büyüdükçe büyüyor.
Karaya çalan pembeler...
Kim, kimi kandırıyor bu alemde?
Kumdan kalelerimiz her dalgada yıkılıyor.
Kimseyi yolundan döndürecek gücüm yok artık.
Dayanıksızım, dayanaksızım...
Olduğun yerde kal...
Hoşçakal...

Painfully 31.12.2012 00:46

Aşktan Bahseden Bütün Şarkıları Azat Ettim Beynimden

Aşktan bahseden bütün şarkıları
Azat ettim beynimden bu gece..
Çenemde kilitli kalmış bütün cümleleri
Ki özgür olsalar da söylenmeyeceklerdi belki çoğu !!
Sana Seninleyken
Sensizlikten bahseden cümlelerimin

Aşkı anlatan bütün şarkıları
Azat ettim beynimden
Hani o üç kuruşa meyhane köşelerinde okunan
Hani o üçüncü kadehten sonra olma sahte kahramanların
Alkol kokan ağızlarından geceye yayılan
O ucuz şarkıları.

Acıları alkolle evcilleştirmenin bir faydası yok
Yahut bütün şarkıları silip atmanın beynimden
Bu gece bir şiir yazsam yeter
Sana
Seninleyken
Seni özlemeyi anlatan...

Painfully 31.12.2012 00:46

Hayatının yarısına ağlıyordu



Acil servisin iç burkan kokusuyla verdiği davete karşılık verdi. Hasta yakını gibi görünmeyi becerebildiği ve acil servisin güvenlik görevlileri her gece değiştiği için bir acı sevici olduğunu yine belli etmemişti. Doktorlar servisin dışında sohbet ettiğine göre içerisi kalabalık değildi. ‘Kesat bir gece.’ diye geçirdi içinden; ama ölümün kapıyı ne zaman çalacağının belli olmayacağını bir imam kadar iyi biliyordu.

Tepedeki hastaneye çıkan yokuştan siren sesleri duyuldu. Gözleri hiçbir ölümlünün göremeyeceği bir biçimde karanlık karanlık parladı. O, bu ninni sesinin yumuşaklığıyla ölgün gözlerini yumdu. Bir sinema kapısında aşığını bekleyen geçkin bir dul kadar heyecanlıydı. Ambulans kapıya dayandı. Hasta altmış yaşlarında bir kadındı. Yanında kocası olduğunu tahmin ettiği, lacivert çizgili pijamasının üzerine gri bir süveter giymiş, sakallı, aynı yaşlarda bir adam kaygılı, sulu gözlerle kadına bakıyordu. Birileri ‘sedye’ diye bağırıyordu. Yaşlı adam çatlak, güçsüz bir sesle ‘sedye’ diye bağırmak istiyordu. Olmuyordu.

Kadını acil servise aldılar. Kocası dışarıda kalmıştı. Yaşlı adam dünyanın neresinde olduğundan habersiz etrafına görüşsüz gözlerle bakıyordu. O, ciğerlerini korkunun soğuk kokusuyla dolduruyordu. Sırası gelmişti. Şimdi hasta yakını rolünü oynama zamanıydı. Yaşlı adamın yanına yaklaştı, koluna girdi. Yaşlı adam ne koluna girene baktı, ne de yürümekte olduğunun farkındaydı. Acı sevici, adamı dışarı çıkardı. Cebinden sigara çıkardı, ihtiyara uzattı. İhtiyar aldı, dudaklarının arasına koydu. Acı sevici, adamın sigarasını yaktı.

İhtiyar: ‘Beyin kanaması’ dedi, ‘Ne olduğunu anlamadım. Tansiyon dediler. Ambulans geç geldi. Yığıldı. Yarın oğlumlar gelecek. Çok hızlı geldik. Yığıldı birdenbire. Sofra da öyle kaldı. Tansiyon dediler ama… Oğlan olsaydı yanımda şimdi… Beyin kanamasından ölür mü insan?’

İhtiyar hep yere bakıyordu. Acı sevici, acısını yüzünden emiyormuş gibi ağzı sulanarak adamı izliyordu.

İhtiyar: ‘Oğlum olsaydı…’ dedi.
Sonra da oğlunu aramak geldi aklına. Cebinden telefonunu çıkardı. Bir lastik iple boynuna tutturduğu gözlüğünü, sarktığı yerden alıp yüzüne taktı. Oğlunun numarasını çevirdi.

Karşı taraf cevap verdi. Acı sevici, kurbanına daha bir yaklaşmıştı.
‘Annen hasta. Yarın gelecektiniz. Yarın gelmeyin. Şimdi gelin. Hastanedeyiz. Ambulans geç kaldı. Ama çok hızlı gidiyordu. Tansiyon dediler. İnsanın beyni mi kanarmış? Tansiyondan dediler. Tamam.’

İhtiyar sessiz sessiz ağlıyordu. Acı sevici, adamın göz yaşlarını cebinden çıkardığı kağıt mendille siliyordu. Ağzının kenarında belli belirsiz bir çizgi şeklinde bir gülümseme uzuyordu göz yaşları eline değdiğinde. Arada bir de ağzına biriken salyaları yutuyordu. İhtiyar başını yerden kaldırıp acı sevicinin yüzüne ilk kez baktı. ‘Allah razı olsun.’ dedi. Acı sevici başıyla adamı selamlayıp içeri girdi.

İhtiyar cebinden bir sigara alıp yaktı. Acı sevici, içerden adamı izliyordu.
Kısa, sarı saçlı, dişi bir doktor, uzun bedenini beyaz önlüğü içinde bir kuğu zarifliğinde, bir ölüm yumuşaklığında acil servisin kapısından çıkarıyordu. Acı sevici bakışlarını hemen doktora yön etti. Kadın, ‘Remziye Yıldız!’ diye bağırdı, ‘Remziye Yıldız!’

İhtiyar sigarasını yere atıp kendisini çağıran sese doğru gidiyordu. Kadın doktorun önüne dikildi. Doktor yaşlı adamın kırmızı gözlerine bakıp:
‘Tüm müdahaleleri yapmamıza rağmen hastayı kaybettik’ dedi, ‘Başınız sağ olsun’.

Adam anlamamış baktı.
‘Kayıp mı ettiniz?’
Doktor bir şey demeden adamın yüzüne bakıyordu.
İhtiyar kadına öfkeyle:
‘Ambulans geç geldi!’ diye bağırdı.
Doktor, ‘Üzgünüm’ dedi.
Adam, ‘Öldü mü?’ diye sordu.
Doktor başıyla ‘evet’ ledi, ‘Cenazeyi istediğiniz zaman alabilirsiniz.’

Adamın başı önüne düştü. Kadın, üzgün olduğunu anlatan cümlesini, yaşlı adamın, gözü yaşlı adamın omzuna eline koyarak yineledi ve acil servisin kapısından içeri girdi.

İhtiyar dışarı çıktı. Sigara yakacaktı, beceremedi. Sigarayı yere attı. Sonra kendini yere attı. Hüngür hüngür ağlamaya başladı. ‘Ambulans geç geldi!’ diye bağırıyordu. Güvenlik görevlilerinin adamı kaldırmak için davrandığını gören acı sevici, onlardan önce ihtiyara ulaştı. Görevlilere, ‘ben ilgilenirim’ gibisinden bir işaret yaptı. Görevliler ihtiyarı, acı sevici olduğunu bilmedikleri adama bıraktı.

İhtiyar hala ağlıyordu. Hayatının yarısına ağlıyordu. Bundan sonrası eksik kalan hayatına ağlıyordu. Acı sevici, adamın acısını ellerini doladığı koltuk altlarından emiyordu. İhtiyarı ambulansların arkasındaki banka oturttu. Bir sigara yakıp ihtiyarın dudakları arasına yerleştirdi. İhtiyar çabuk çabuk birkaç nefes çekti. Biraz sakinledi. Başını kaldırdı. Arka arkaya dizilmiş olan hareketsiz ambulansları gördü. Akıl almaz bir çeviklikle kalkıp ambulansları tekmelemeye başladı. Acı sevici, öfkeyle karışık acının dayanılmaz cazibesiyle adamı yakaladı, yerine oturttu. İhtiyarın sakallı yüzünü ellerine alıp gözlerine baktı. Tıslar gibi bir sesle ‘Herkes ölür.’ dedi. Ellerini adamın yüzünden çekti. Ayağa kalkıp tıslamaya devam etti: ‘Şimdi acını yaşamalısın.’

Ardında bir ölüm meleğiyle konuştuğunu sanan adamı bırakıp hızlı adımlarla uzaklaştı.

Evine geldi. Acıdan bitkin düşmüştü. Kıyafetlerini çıkarmadan bedenini yatağa serdi. Bir süre mutluluk dolu bir gülümseyişle karanlığın gizlediği tavana baktı. Sonra gözlerini yumup ağlamaya başladı.

alıntıdır

Painfully 31.12.2012 00:47

Sanki o koca bir ağaçtıda bizde dallarıydık..
Küçücük fidan olarak büyüdüm kollarında.
Zaman nasılda akıp geçti..
Bahar geldi, yaz geldi, kış geldi....
Arada dökülen onca yaprak onca hayat geçti..

Ben ağacıma öyle bir sarıldımki hiç düşmem hiç kopmam sandım..
Artık koskocaman bir daldım benimde ağaca kazandırdığım yapraklarım baharda açtığım çiçeklerim vardı...

Bilemedim bir rüzgara kapılıp gidebileceğimi..
Birgün ansızın bir fırtına koptu.
Ben ağacıma sarıldıkça rüzgar beni kendi içinde savurdu...

Kimbilir belkide mutluydum.
Belkide o agacın dallarından biri değilde bağımsız olmak istiyordum..
Gün geldi o rüzgarla çekip gittim gün geldi kendime dur dedim...
Ama en çok neye acıdı biliyormusun yüreğim?
Rüzgar beni savurduğu yerde yalnız ve amansız bıraktı..
Oysa ben onunla yeni bir dünyada yer almayı istemiştim..
İşte o zaman dur dedim kendime bitmiş tükenmişsin,
haketmedin bu yalnızlıkları..


Haketmedin beklemeleri...
Bir rüzgara kapılıp gittin delicesine,,
ne o rüzgar unuttumu seni...
Geç oldu ama anladım hiçbir rüzgar için ağacını bırakıp gitme..
Şimdi küçük bir fidanım rüzgarın beni savurduğu yerde yeni bir umutla gelen yağmur taneleri yüreğime aktı...

Hani son bahar ölüm demektir yaa..
İşte o ıslak yaprakların altında beni yeniden yaşattı...

Asla ümitsizliğe kapılma mutlaka bir yerlerde seni hayata döndürecek bir yağmur tanesi vardır..........

Painfully 31.12.2012 00:47

küçük bir gülümsemeyle açıyorum gözlerimi


Gözlerimi sıkıca kapamıştım. Kapadım ve herşeyin değiştiğini umarak korkuyla heyecanla açtım. Bambaşka bir yerde ve zamanda olmayı diledim. Gerçekleşti. Geniş bir ofis içinde, masalar, bilgisayarlar, sandalyeler, ofis malzemeleri, yüzlerine alıştığım huylarına bir türlü alışamadığım insanlarla birlikteydim. istanbul''un en hayran en aşık olduğum manzarasına birkaç adım yakınlıkta oturuyor bir kere bile pencereden dışarı bakmıyordum. Bakamıyordum. İstanbul''a kar yağıyordu büyük, beyaz parça parça kar taneleri...Gözlerimi kapadım tekrar ve tekrar açtım. Koskocaman cam bir kutunun içindeki minik insanlarmışız gibi geldi hani şu içinde kardan adam olan ters çevirince beyaz beyaz kar yağan oyuncaklar gibiydi. Yalnız kar içerde değil dışarda yağıyordu. Keşke içeri yağsa keşke bu nedenini bilmediğim ve tanımlayamadığım pisliği temizleseydi beyazlığıyla, serinliğiyle ve aslında kar yağarken duyduğumuz ve tanımlayamadığımız o sessiz sesiyle. insanlar uzak, soğuk, bencil, gaddar, umursamazdı. Bir sürü kötü sıfat geliyordu aklıma. Aklımdan binlerce düşünce birden hızla geçmeye çalışıyordu. Yetişemiyordum herbirine. Çok istemiştim bu ortamı. Tanrı da çok zor sınavlardan sonra gerçekleştirmişti bu arzumu. İstediğin oldu ve hala şikayet ediyorsun cümlesi kulaklarıma doldu. Korkuyla kapadım gözlerimi. Açtığımda sınıfımda çocuklarla birlikteydim. Bir anlık dalgınlığımı fırsat bilip gürültüye şamataya başlamışlardı bile. Ne tuhaf bir hayaldi diye düşünerek oflaya puflaya susturmaya çalıştım herbirini sırayla. karnımda başımda feci sancılar vardı ama ben yine de ayakta olmak bu küçük minicik canların dikkatini çekmek için beynimdeki bilgi kütüphanesini hızla kontrol etmak zorundaydım bana lazım hangi bilgiyi alsam diye. Derdim çocuklarla değildi pek. Yaptığım işin çok güzel yanları da vardı. Kocaman devle mücadele eden küçük çocuğun öyküsünü o güzel küçücük gözlerini kocaman kocaman açarak dinleyişleri, çok güzeldi her zaman. Teknolojinin bebek efendileri olmalarına rağmen saflığa masumluğa umutlara olan inatçı inançlarını hissetmek, ortaya çıkarmak harika bir duyguydu. Hayatın katı acımasız gerçeklerine karşı bu pembe renkli mücadeleleri, dünyada bir ben varım ben olmasam dünya da olmazdı duyguları beni hayran bırakıyordu. Çocukların en çok bu tarafını seviyordum. Fakat içimdeki delik deşik cephelerle gücüm bu işi yapmaya yetmiyordu. Daha sessiz daha sakin daha kendimle olmalıydım. Az önce gördüğüm hayaldeki gibi bir mekanda olmalıydım tabi kabus kısmını saymazsak. O da düşüncelerimin içinde dolaşan kalleş korkularımın oyunuydu bana o kadar da olur canım dedim içimden. Çocuklardan biri yine kıpırdanmaya başlamıştı. Silkelendim etkinliğe devam...

Öğle yemeği sonrası kişisel temizlikleri de bitince uyku saatine geçtik. Çocuklar küçük bedenlerinin ancak sığabileceği küçük ranzalarında uyuyor. Uyku odasının küçük pencerelerinden birindeyim. Hava soğuk. Oda küçük olmasına rağmen bir türlü ısınamıyorum.Pencerelerin yanında mutlaka olması gereken can dostlarım olan ağaçlardan biri de burada var. Dallarına gülümsüyorum. Dışardaki fırtınaya dayanacak kadar güçlü dalların üstlerinde beyaz beyaz kar taneleri...Hem hüzün hem heyecan hem de keşke burada olmasaydım duygusu geziyor kalbimde. Kaloriferin yanında bacaklarımı karnıma çekmiş anne karnına dönmüş uyumaya çalışıyorum. Belki hayata umutlarıma geri dönebilirim o sıcak ıslak diyarda. Gözlerimi kapatıyorum sıkıca!

Derin bir nefes küçük bir gülümsemeyle açıyorum gözlerimi. Kar yağıyor İstanbul''un en güzel manzaralı, insanları kirli ofisine. O oyuncak cam kutunun içindeyim yine. Hangisi gerçek hangisi hayal? Çözemiyorum. Keşke kar içeri yağsa belki temizlenir içerideki bu acımasız kirli hayat! Temizlenir mi ? Ne dersin?

alıntıdır


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 20:29.

Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.1