SevgiForum.NET  




Go Back   SevgiForum.NET > Etkinlikler > Ayın Konusu

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
      #1  
Alt 01.07.2020
Sahra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 10.09.2013
Üye No: 1639
Mesajlar: 12.482
Likes : 1855
Karizma Puanı: 72433
Sahra isimli Üye şuanda  online konumundadır
Gözlerin anlattığı cümleyi suskunlar dinler.
Standart 51. Ayın konusu Ahde Vefa
Bu ay ki konumuz Ahde Vefa inşallah
Değerli arkadaşlarımız zaman zaman hayatımızda vefasızlık konusunda zarara uğradığımız sıkıntı çektiğimiz hadiseler olmuştur. Sizlerin yaşadığı tecrübelerde yola çıkarak bu konuyu ele alalım

Size göre ahde vefa nedir ?
Vefasızlığa sebep olan unsurlar nelerdir ?
Kendimizi vefasızlık noktasında öz eleştiri yaptığımız oldu mu ?

Sizlerinde değerli katkılarıyla karşılıklı fikirlerimizi ifade ederek saygı sevgi çerçevesinde konumuzu işleyelim inşallah










Alıntı ile Cevapla
Sponsored Links
01.07.2020
  #2
Onursal Üye
 
deniz gözlüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 14.03.2013
Üye No: 450
Yaş: 58
Mesajlar: 3.541
Likes 845
Rep Puanı: 8981
Etiketle: @deniz gözlüm
Online-Ofline
deniz gözlüm isimli Üye şuanda  online konumundadır



Vefa nedir?
CEVAP
Vefa, sevgide devamlılık demektir. Vefa demek, ihtiyaç hâlinde ona yardım etmektir. Arkadaş, öldükten sonra, onun çoluk çocuğunu, yakınlarını sevmek, onlarla ilgiyi kesmemek de vefadandır. Müslüman vefakâr olur. Vefakâr olmanın, yani sırf Allah rızası için sevmenin mükafatı büyüktür.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kıyamette hiç bir himayenin bulunmadığı zaman, Allahü teâlânın himayesinde bulunacak yedi kişiden biri, birbirini [sırf Allah rızası için] sevenlerdir.) [Buhari]

Vefa, dostlukta, bağlılıkta sebat etmektir. Arkadaşa yaptığı iyiliği az görmek, onun yaptığını çok bilmek vefadandır.

Vefa demek, gerek hayatta iken ve gerekse öldükten sonra sevgi ve ilgiyi devam ettirmek demektir. Ölen bir kimseye az bir vefa göstermek, hayatta yapılan çok iyiliklerden daha makbuldür. Çünkü insan, hayattaki arkadaşına bir iyilik edince, belki bir karşılık bekleyebilir. Öldükten sonra yapılacak iyiliğe riya karışması zor olur. Ölüler için dua ve istigfar edilir. Yapılan iyiliklerin sevabı bağışlanır. Hayattaki akrabalarına, dostlarına iyilik edilir. Peygamber efendimiz, ihtiyar bir kadına ikramda bulundu. Sebebini soranlara, (Bu kadın, Hatice hayatta iken bize gelir giderdi. Ahde vefa, dindendir) buyurdu.

Vefanın gereğindendir ki, insan sevdiği arkadaşının dostlarını, akrabalarını da sevip haklarını gözetmelidir! Çünkü insan, yakınlarına gösterilen ilgiye daha çok memnun olur. Sevgi, sevgilinin her şeyini, ona yakından uzaktan ilgili olan her şeyi sevgili kılar. Bunun için, “Sevgilinin kapısındaki köpek, sevenin kalbinde, diğer köpeklerden üstün ve ayrı bir yer tutar” denmiştir.

Âlimler, “Evlada hizmet, babasına hizmet demektir” buyurmuşlardır. Evlada hizmet babayı sevindirdiği gibi, evlada düşmanlık da babayı üzer. Diğer yakınlarının durumu da böyledir. Arkadaşının dostu ile düşman olmamak veya düşmanı ile dost olmamak da vefadandır. Arkadaş vefat ettikten sonra da, onun yakınlarına ilgi göstermek, sağlığında ilgi göstermekten daha kıymetlidir. Arkadaşın yanında, “Şu benim, şu senin” dememeli! İbrahim bin Şeyban hazretleri, “Bu benim kalemim, diyenle arkadaşlık etmezdik” buyururdu. “Bunu senin için yaptım!” demek de onu minnet altında bırakmak olur, soğukluğa sebep olur. Âlimler, “Çağırdığımız zaman nereye, diye soranla arkadaşlık etmezdik” buyurmuşlardır. Arkadaşın kusurlarını görmemek, mürüvvetten, vefadandır.

Arkadaşın dost ve akrabalarını arayıp sormak vefakârlığın şartlarındandır. Onların haklarına riayet, arkadaşa ikram etmekten daha kıymetlidir.

Vefasızlık şeytanın hoşuna gider. Mesela arkadaşlar arasındaki sevginin azalması, kırgınlığın zuhur etmesi şeytanı çok sevindirir. Şeytanı sevindirmemek, onun oyununa gelmemek için vefakâr olmalı, arkadaşın kusurlarını fazilet, hakaretlerini de iltifat kabul etmeli. İki arkadaştan biri, diğerine sert bakınca, şeytan sevinip oynar. Allahü teâlâ, (Şeytan, aralarını bozmaması için, kullarım güzel konuşsun!) buyuruyor. (İsra 53)

Onun için kırıcı ve üzücü konuşmaktan ve sert bakmaktan uzak durmalıdır! Allah dostlarının duruşu bile sevgi telkin eder. Böyle bir kimse, makam sahibi de olsa, eski arkadaşlarını arar. (Kerem sahipleri, darlık zamanlarında kendileriyle düşüp kalkanları, genişlik zamanlarında da ararlar) denmiştir.

Sıkıntılı anında arkadaşın yardımına koşmalı, “Kara gün dostu” olmalıdır. Şeytan, nefs ve kötü arkadaş, ara bozmaya çalıştığı için arkadaşlığı devam ettirmek zor olur. Bunun için, “Arkadaşlık ince ve lâtif bir cevherdir. Korunmasını bilmezsen kazaya uğrar!” demişlerdir. Bu cevheri korumak; arkadaşta kusur aramamak ve hiçbir hatasını görmemekle olur. Çünkü kusursuz insan olmaz. Kusurunu görünce, onu bırakmamalı ve demeli ki:
Bu seferlik affet belki de bilmez
Sürçen atın başı hemen kesilmez.

Kusursuz insanla herkes geçinir. Asıl yiğitlik, kusurlu arkadaşla iyi geçinmektir. Daima onu kendine tercih etmelidir! Vefakâr olmanın şartlarından biri de, dostun sevmediklerini, düşmanlarını sevmemektir. Dostun düşmanı ile birlikte gezmek, düşmanlıkta ortak olmak demektir.

Eski zatlardan birinin oğluna vasiyeti şöyle:
(Oğlum, herkesle arkadaşlık edilmez. İhtiyaç içinde olduğun zaman senden uzaklaşan, genişlik zamanında malına göz diken ve yükseldiği vakit sana üstünlük taslayan kimse ile arkadaş olma!)

O halde, ihtiyacı olan arkadaşa yardım etmeli, ondan bir menfaat beklememeli ve ona karşı hiçbir üstünlük göstermemelidir! Her şeye itiraz eden, hayır öyle değil, diyen, arkadaşlarını düşman etmekle kalmaz, bütün insanların nefretini kazanır.

Vefalı, bir okuyucumuz, yayınlarımızdan istifade edip bizi tanıdıktan sonra, uzun bir mektup yazmış. Mektubunu yayınlamak yerine, sadece bir beytini yayınlamak bize kâfi fikir verir. Vefalı dostumuz diyor ki:
Herkes dost gibiydi, siz yabancıydınız bize,
Şimdi herkes yabancı, sizler dostsunuz bize.
Sahra, Mısra_34, güneşinoglu ve 6 digerleri bunu begendiler..
  Alıntı ile Cevapla
01.07.2020
  #3
Yöneticiİnsanı farklı yapan, affettikleri, güçlü yapan sabrettikleri, kendisi yapan ise vazgeçtikleridir.
 
byabdullah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 26.07.2013
Üye No: 1132
Mesajlar: 5.270
Likes 2317
Rep Puanı: 12704
Etiketle: @byabdullah
Online-Ofline
byabdullah isimli Üye şimdilik offline konumundadır





Vefa dünkü gün gibi geçip gitti.
Hz. Ali


Kimseden vefa görmesem de vefa göstermeye devam edeceğim.
Hz. Ali



İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir.
Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır.
(Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir.
Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir.
Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder.
İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!
Bakara : 177

Ey iman edenler! Akitleri(n gereğini) yerine getiriniz.
İhramlı iken avlanmayı helal saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar dışında kalan hayvanlar, sizin için helâl kılındı.
Allah dilediğine hükmeder.
Mâide : 1

Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra her defasında hiç çekinmeden ahidlerini bozan kimselerdir.
Enfâl : 56

Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden (antlaşma şartlarına uyan) hiçbir şeyi size eksik bırakmayan ve sizin aleyhinize herhangi bir kimseye arka çıkmayanlar (bu hükmün) dışındadır.
Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayınız.
Allah (haksızlıktan) sakınanları sever.
Tevbe : 4

Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınızın dışında müşriklerin Allah ve Resûlü yanında nasıl (muteber) bir ahdi olabilir?
Onlar size karşı dürüst davrandıkları müddetçe siz de onlara dürüst davranın.
Çünkü Allah (ahdi bozmaktan) sakınanları sever.
Tevbe : 7


Onlar Allah'ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.
Ra'd : 21

Allah'a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlar, Allah'ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lânet onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem) onlarındır.
Ra'd : 25

Antlaşma yaptığınız zaman, Allah'ın ahdini yerine getirin ve Allah'ı üzerinize şahit tutarak, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın.
Şüphesiz Allah, yapacağınız şeyleri pek iyi bilir.
Nahl : 91

Allah'ın ahdini az bir karşılığa değişmeyin!
Şayet anlayan kimseler iseniz, şüphesiz Allah katında olan (sevap) sizin için daha hayırlıdır.
Nahl : 95

Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın.
Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.
İsrâ : 34

Andolsun ki daha önce onlar, sırt çevirip kaçmayacaklarına dair Allah'a söz vermişlerdi. Allah'a verilen söz mesuliyeti gerektirir!
Ahzâb : 15

Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah'a biat etmektedirler.
Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir.
Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur.
Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.
Fetih : 10


İSLAM’DA AHDE VEFANIN ÖNEMİ

Cenâb-ı Hak; “Ey îmân edenler! Akitlerin gereğini yerine getirin!” (el-Mâide 5/1) buyurmuştur. Dolayısıyla mü’minler, yaptıkları bütün akidleri îfâ etmelidirler. Öncelikle imân bir akittir. Mü’min, îman ederek Allah’a karşı birtakım taahhütlerde bulunmaktadır. Bunun dışında insan, ferdî ve içtimâî bir çok akidler de yapar. Hangi türden olursa olsun, bütün bu akidlerin yerine getirilmesi gerekir. Zîrâ dînin esâsı, îmânın hükmü ve Allah’ın emri budur.

İçtimâî nizâmın teşekkülünde ve devâmında ahde vefânın, mühim bir yeri vardır. Zîra fert ve cemiyet hayatının gelişmesi karşılıklı münâsebetlere, bunlar da çeşitli anlaşma ve sözleşmelere bağlıdır. Bunlar olmaksızın içtimâî ve iktisâdî hayatın gelişmesi ve devâm etmesi mümkün değildir. Bu sebeple insanların şikâyetlerinin önemli bir kısmı ve işlerin aksamasının temel sebebi umûmiyetle ahde vefâsızlıktır. Yapılan akde uymayı istemek kazanılmış bir hak, onu yerine getirmek de kabul edilmiş bir vazîfedir. Verdiği sözü tutmayan kimse, karşı tarafın hakkını ödememiş ve kendi vazîfesini de yerine getirmemiş olur. Allah:

“Verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen söz sorumluluğu gerektirir.” (el-İsrâ 17/34) buyurarak kullarını bu husûsta dikkatli olmaya çağırmaktadır. Bu güzel ahlâkı insanın özüne sindirmesi, kendi lehine olacağı gibi onun gereğini yerine getirmemesi de yine kendi aleyhine olacaktır. Ahdine vefâsızlık eden insanların çevrelerinde güvensizlik, kin ve öfke hâkim olurken, ahidlere riâyet edilen muhitlerde huzûr ve sükûn teşekkül eder, herkes birbirine saygı ve sevgi ile bağlanır. Cenâb-ı Hak bu kimselere büyük lütuflarda bulunacağını şöyle ifade etmektedir:

“…Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefâ gösterirse, Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” (el-Feth 48/10)
Sahra, Mısra_34, güneşinoglu ve 7 digerleri bunu begendiler..
  Alıntı ile Cevapla
01.07.2020
  #4
Yöneticiİnsanı farklı yapan, affettikleri, güçlü yapan sabrettikleri, kendisi yapan ise vazgeçtikleridir.
 
byabdullah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 26.07.2013
Üye No: 1132
Mesajlar: 5.270
Likes 2317
Rep Puanı: 12704
Etiketle: @byabdullah
Online-Ofline
byabdullah isimli Üye şimdilik offline konumundadır




PEYGAMBERİMİZİN SEVMEDİĞİ İNSANLAR

Peygamber Allah Teâlâ’nın; “Ben kıyâmet günü şu üç (kısım) insanın düşmanıyım.” buyurduğunu bildirmiş, ilk olarak da “Allah adına yemin ettikten sonra sözünden cayan kişi”yi zikretmiştir. (Buhârî, Buyû, 106) Diğer bir hadisinde, verdiği sözden dönen kimsenin, bu huyu terk edinceye kadar münâfıklıktan bir sıfat taşıdığını bildirmiştir. (Buhârî, Îmân, 24) Başka bir hadîs-i şerifinde de böyle kimselerin kıyâmet gününde karşılaşacakları acı manzarayı şöyle tasvîr etmiştir:

“Kıyâmet günü, ahdine vefâ göstermeyen kimselerin arkasında bir bayrak bulunacak ve vefâsızlığı ölçüsünde o bayrak yükseltilecektir.” (Müslim, Cihâd, 15) Yani ahdine vefâsızlık eden kişi o gün, mahşer halkı arasında teşhir edilecek ve yaptığı haksızlık ölçüsünde bayrağı yükseltilerek, daha fazla insan tarafından görülmesi sağlanacaktır. Bu da onu daha fazla rezîl ve rüsvâ edecektir.

İbn-i Abbâs Hazretleri: “Kim ahdini bozarsa, Allah mutlaka ona bir düşman musallat eder.” (Muvatta, Cihâd, 4) demek sûretiyle sözüne sâdık olmayanların, Allah Teâlâ ve kulları tarafından sevilmeyeceğini ve musîbetlere mâruz kalacağını bildirmiştir.

Sahra, Mısra_34, eRkam ve 5 digerleri bunu begendiler..
  Alıntı ile Cevapla
01.07.2020
  #5
Yöneticiİnsanı farklı yapan, affettikleri, güçlü yapan sabrettikleri, kendisi yapan ise vazgeçtikleridir.
 
byabdullah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 26.07.2013
Üye No: 1132
Mesajlar: 5.270
Likes 2317
Rep Puanı: 12704
Etiketle: @byabdullah
Online-Ofline
byabdullah isimli Üye şimdilik offline konumundadır




PEYGAMBERİMİZİN AHDE VEFÂSI

Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de, va’dine sâdık olduğunu, verilen bir sözün, katında asla değişmeyeceğini bir çok defâ beyân buyurur. Resûl-i Ekrem Efendimiz, ashâbından birinin cenaze namazını kıldırdıktan sonra şöyle duâ etmiş ve Allah Teâlâ’yı ehl-i vefâ diye vasıflandırmıştır:

“Allâhım! Falan oğlu falan Sana emânettir ve Sen’in teminâtın altındadır. Artık onu kabir fitnesinden ve cehennem azabından koru. Sen sözünde duran ve hamde lâyık olansın...” (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 54-56) Duâda geçen “Ehlü’l-vef┠ifadesi Allah Teâlâ’nın ahdine sâdık ve her türlü övgüye lâyık olduğunu, verdiği emânı geri almayıp gereğini yerine getirdiğini, iyi davrananları mükâfatlandırdığını, hakkı ve haklıyı dâima gözettiğini anlatmaktadır. Yüce Rabbimiz bu sıfatını kullarında da görmeyi sevdiği için:

“Bana olan ahdinize vefâ gösterin ki ben de size olan ahdimi îfâ edeyim!” (el-Bakara 2/40) buyurarak onlara da ahidlerini yerine getirmelerini emretmektedir. Allah Teâlâ’nın en kâmil kulu olan ve O’nun emirlerine herkesten daha sıkı sarılan Resûl-i Ekrem Efendimiz, Seyyidü’l-İstiğfâr diye meşhûr duâsında, kulun Allah ile olan mîsâkına sık sık temas ederek:

“– Allahım! Ben Sen’in kulunum. Gücüm yettiği kadar ahdine ve va’dine sadâkat gösteriyorum!” (Buhârî, Deavât, 16) diye istiğfâr ederdi. O Mübârek Peygamber, Rabbi’ne olan ahdine sâdık kaldığı gibi diğer insanlara verdiği sözden de hiçbir zaman caymamıştır. İbn-i Abbas, Efendimiz’in hayâtını en ince teferruatına kadar müşâhede etmiş bir kimse olarak şöyle demektedir; “Resûlullah bir şey söylediğinde, onu muhakkak yapardı.” (Buhârî, Şehâdât, 28)

Allah Resûlü, hayâtı boyunca iş ortaklarına, ticârî münâsebetlerdeki muhâtaplarına ve diğer insanlara karşı son derece dürüst davranmıştır. Üstelik ahde vefâ, nübüvvetten önceki dönemde de onun en bâriz vasfı olmuştur. Bir kimseye söz verdiğinde, onu ne pahasına olursa olsun yerine getirmiştir. Abdullâh bin Ebi’l-Hamsâ (r.a.) şöyle anlatıyor; “Bi’setten önce Resûlullah ile bir alış veriş yapmıştım. Kendisine borçlandım, biraz beklerse hemen getireceğimi va’d ederek gittim. Fakat verdiğim sözü unutmuşum. Üç gün sonra hatırlayıp konuştuğumuz yere geldiğimde, onu aynı yerde beklerken buldum. Beni görünce sâdece:

«Ey delikanlı! Bana eziyet ettin, üç gündür burada seni bekliyorum.» buyurdu.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 82)

Habîb-i Ekrem’in bu bekleyişi, borcunu alabilmek için değil, verdiği söze sadâkatinden dolayı idi. Onun ahdine vefâ göstermesi o derece zirveleşmiştir ki düşmanları bile bu rahmetten istifâde etmişlerdir. Huzeyfe (r.a.) şöyle anlatır:

“Babam Hüseyl ile beraber yola çıkmıştık. Kureyş kâfirleri bizi tuttular ve:

– Siz muhakkak Muhammed’in safına katılmak istiyorsunuz, dediler. Biz de:

– Hayır, Medine’ye bu sebeple değil, başka bir iş için gidiyoruz, dedik. Bunun üzerine bizden, Efendimiz’in safında yer alıp onunla birlikte savaşmayacağımıza dâir Allah adına söz aldılar. Medine’ye gelip durumu Resulullah’a arzedince Âlemlerin Sultânı Efendimiz:

«– Haydi gidin. Biz sizin verdiğiniz sözü tutar, onlara karşı da Allah’tan yardım dileriz!» buyurdular. İşte benim Bedir Harbi’ne iştirâk etmememin sebebi budur.” (Müslim, Cihâd, 98)

Verilen sözden caymanın Müslümana yakışmayacağını gösteren bir diğer misâl de Hudeybiye Musâlahası’nın yapıldığı sırada yaşanmıştır. Hudeybiye Musâlahası’nın şartlarından biri, Mekke’den Medîne’ye ilticâ eden kişilerin iâde edileceği şeklinde idi. Anlaşmanın imzalanacağı bir anda Kureyş temsilcisi Süheyl bin Amr’ın oğlu Ebû Cendel, ayaklarındaki zincirleri sürüyerek yavaş yavaş Peygamber Efendimiz’in yanına geldi. Ebû Cendel (r.a.) Müslüman olduğu için müşriklerden çok işkence görmüştü. Bir fırsatını bularak ellerinden kaçmış ve kendini Müslümanların arasına atmıştı. Süheyl, anlaşma gereğince ilk iâde edilecek kimsenin oğlu olduğunu söyledi ve elindeki sopayla Ebû Cendel’in yüzüne vurdu. Olan biteni hüzünle takip eden Rahmet Peygamberi Efendimiz, Ebû Cendel’in anlaşma hârici bırakılmasını, onu kendisine bağışlamasını Süheyl’den ricâ etti. Ancak taş yürekli müşrik buna yanaşmıyordu. Ebû Cendel (r.a.) de müşriklere teslim edilirken feryatlarla Müslümanlara yalvarıyor ve yardım istiyordu. Müslümanlar onun hâline dayanamayıp ağlamaya başladılar. Allah Resûlü Ebû Cendel’i teselli ederek:

“– Ey Ebû Cendel! Biraz daha sabret, katlan! Allah Teâlâ’dan bunun mükâfâtını dile! Hiç şüphesiz yüce Allah sen ve yanında bulunan zayıf, kimsesiz Müslümanlar için bir genişlik ve çıkar yol yaratacaktır. Biz şu kavimle bir barış anlaşması yapmış ve bu yolda kendilerine Allah’ın ahdiyle söz vermiş bulunuyoruz. Onlar da bize Allah’ın ahdiyle söz verdiler. Sözümüze vefâsızlık edemeyiz. Zirâ verdiğimiz sözde durmamak bize yakışmaz!” buyurdu. (İbn-i Hanbel, IV, 325; İbn-i Hişâm, III, 367) [1]

Ebû Cendel’in yaşadığı üzücü hâdise çok geçmeden Ebû Basîr’in de başına geldi. Müşrikler onu da geri istediler. O da yolda giderken kendisini götüren iki kişiden Huneys’i öldürdü, diğerini elinden kaçırdı. Ebû Basîr Huneys’in elbisesi, eşyası ve kılıcını aldı, Allah Resûlü’ne getirdi:

– Yâ Resûlallâh! Bunların beşte birini ayır, kendin için al, dedi. Efendimiz:

“– Ben bunun beşte birini aldığım zaman, onlarla yapmış olduğum muâhedeye riâyet etmemiş olurum. Fakat senin tutumun da öldürdüğün adamın eşyâsı da seni ilgilendirir.” buyurdu. (Vâkıdî, II, 626-627)

Hayber savaşı sırasında, Yesâr adlı çobanın başından geçen şu olay da câlib-i dikkattir. Nakledildiğine göre, yahudi ileri gelenlerinden birinin koyunlarını güderek geçimini sağlayan Yesar, Hayber Gazvesi’nin cereyân ettiği günlerde kale içinde adı sıkça geçen Allah Resûlü ile görüşebilmeyi çok arzulamış ve bir sabah kaleden çıkıp koyunlarını güderken onunla karşılaşmıştı. Efendimiz’le kısa bir sohbetten sonra Yesâr İslâm’ı kabul etti. Allah Resûlü onun ismini Eslem yaptı. Daha sonra çoban elindeki koyunları ne yapması gerektiğini Peygamber -aleyhisselâm-’a sordu. O da:

“– Onları geri çevir ve kovala! Şüphen olmasın ki hepsi de sâhiplerine döneceklerdir.” buyurdu. Eslem bir avuç çakıl alarak koyunlara doğru attı ve; “Sâhibinize dönün! Vallâhi bundan sonra ebediyen sizinle beraber olmayacağım.” dedi. Koyunlar toplu olarak gittiler, sanki onları sevkeden birisi varmış gibi kaleye girdiler. Çoban da Müslümanlarla birlikte savaşmak için kaleye doğru ilerledi. [2] (İbn-i Hişâm, III, 397-398; İbn-i Hacer, el-İsâbe, I, 38-39)

Burada Nebiyy-i Ekrem Efendimiz, koyunlara ganîmet olarak el koymak yerine, sürüyü geri göndererek çobanın sâhibine verdiği sözü tutmasına imkân sağlamıştır. Hâdisenin savaşın uzadığı ve Müslümanlar arasında erzak sıkıntısının baş gösterdiği bir zamana tesadüf etmesi, Efendimiz’in sergilediği ahde vefânın anlamını daha da derinleştirmektedir.

Sahra, Mısra_34, ALi ve 4 digerleri bunu begendiler..
  Alıntı ile Cevapla
01.07.2020
  #6
Yöneticiİnsanı farklı yapan, affettikleri, güçlü yapan sabrettikleri, kendisi yapan ise vazgeçtikleridir.
 
byabdullah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 26.07.2013
Üye No: 1132
Mesajlar: 5.270
Likes 2317
Rep Puanı: 12704
Etiketle: @byabdullah
Online-Ofline
byabdullah isimli Üye şimdilik offline konumundadır





SAHABENİN AHDE VEFASI

Resûlullah’ın bu hassasiyetini müşâhede eden ve bizzat yaşayan ashâb-ı kirâm da onun ahdini yerine getirmek için gâyet titiz davranmışlar ve bu güzel ahlâktan en büyük payı almışlardır. Câbir (r.a.) şöyle anlatır:

“Bir gün Peygamberimiz bana:

«– Eğer Bahreyn’den zekât malı gelirse sana şöyle şöyle doldurup veririm.» buyurdu. Fakat Efendimiz vefat edene kadar Bahreyn’den mal gelmedi. Daha sonra mal geldiğinde Ebûbekir (r.a.):

– Allah Resûlü’nün birine va’di veya borcu varsa bize mürâcaat etsin, diye ilân etti. Bunun üzerine huzuruna vararak, «Peygamberimiz bana böyle böyle demişti.» dedim. Ebûbekir elini ganimet malına daldırıp bir avuç aldı. Bunları sayınca 500 (dînar) olduğunu gördüm. O zaman Ebûbekir bana, «Bunun iki mislini daha al!» dedi.” (Buhârî, Kefâlet, 3)

Allah Teâlâ’nın hoşnutluğunu celbedecek ve Kelâm-ı İlâhî ile ifade edilecek kadar sâdıkâne ve samîmî bir ahde vefâ misâlini de Enes (r.a.) şöyle anlatmaktadır:

“Amcam Enes bin Nadr Bedir Savaşı’na katılamamıştı. Bu ona çok ağır geldi:

– Ey Allah’ın Resûlü! Müşriklerle yaptığın ilk savaşta bulunamadım. Eğer Allah Teâlâ müşriklerle yapılacak bir savaşta beni bulundurursa, neler yapacağımı elbette görecektir, dedi. Uhud Gazvesi’ne katıldı. Müslüman safları dağılınca, -arkadaşlarını kastederek- «Rabbim, bunların yaptıklarından dolayı sana özür beyan ederim.», müşrikleri kastederek de «Bunların yaptıklarından da uzak olduğumu bildiririm.» deyip ilerledi. Sa’d bin Muâz’la karşılaştı ve:

– Ey Sa’d! İstediğim cennettir. Ka’be’nin Rabbi’ne yemin ederim ki Uhud’un eteklerinden beri hep o cennetin kokusunu alıyorum, dedi. Sa’d daha sonra olayı anlatırken; «Ben onun yaptığını yapamadım, ya Resûlallâh!» demiştir.

Amcamı şehid edilmiş olarak bulduk. Vücûdunda seksenden fazla kılıç, süngü ve ok yarası vardı. Müşrikler müsle yapmış, uzuvlarını kesmişlerdi. Bu sebeple onu kimse tanıyamadı. Sâdece kızkardeşi parmak uçlarından tanıdı. Şu âyet amcam ve amcam gibiler hakkında nâzil oldu:

«Mü’minler içinde öyle yiğitler vardır ki Allah’a verdikleri sözlerine sadâkat gösterdiler. Onlardan kimi ahdini yerine getirdi (çarpıştı, şehit düştü), kimi de (sırasını) beklemektedir. Bunlar aslâ sözlerini değiştirmemişlerdir.» (el-Ahzâb 33/23)” (Buhârî, Cihâd, 12)

Sahra, Mısra_34, ALi ve 4 digerleri bunu begendiler..
  Alıntı ile Cevapla
01.07.2020
  #7
Yöneticiİnsanı farklı yapan, affettikleri, güçlü yapan sabrettikleri, kendisi yapan ise vazgeçtikleridir.
 
byabdullah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 26.07.2013
Üye No: 1132
Mesajlar: 5.270
Likes 2317
Rep Puanı: 12704
Etiketle: @byabdullah
Online-Ofline
byabdullah isimli Üye şimdilik offline konumundadır





“HİÇ OLMAZSA YOLUNDA ÖLÜRÜM.” SÖZÜNÜN HİKMETİ


Görüldüğü gibi ashâb-ı kirâm Allah’a ve Resûlü’ne verdikleri sözlere son derece ehemmiyet atfetmişler ve ne pahasına olursa olsun yerine getirmeye çalışmışlardır. Buna güç yetiremeyenler de “Hiç olmazsa yolunda ölürüm.” hikmetini tasdik eden davranışlar sergilemişlerdir. Berâ bin Ma’rûr (r.a.) bunlardan biridir. Akabe Bey’atı’na on iki temsilciden biri olarak katılan Hz. Berâ, hac mevsiminde Mekke’ye geleceğini Peygamber Efendimiz’e va’d etmişti. Ancak hac mevsimi gelmeden ölüm döşeğine düştü. Bu durumda âilesine:

– Allah Resûlü’ne olan va’dim dolayısıyla beni Ka’be’ye doğru çeviriniz. Çünkü ben ona gelmeyi vaat etmiştim, dedi ve böylece hem hayattayken hem de öldükten sonra Ka’be’ye yönelenlerin ilki oldu. Resûl-i Ekrem Efendimiz Medine’ye geldiğinde ashâbıyla birlikte Berâ bin Ma’rûr’un kabri başına gitti. Saf bağlatıp cenâze namazı kıldırdı. “Allâh’ım onu affet! Ona rahmet et ve ondan hoşnud ol!” diye duâ etti. (İbn-i Abdilber, I, 153; İbn-i Sâ’d, III, 619-620)

İslâm ahlâkının en mühim esaslarından biri olan ahde vefâ en güzel şekliyle Fahr-i Âlem Efendimiz’in şahsında yaşanmış ve onun fiil, söz ve hâllerinde sergilenmiştir. Âlemlere rahmet olan Efendimiz’in bu güzel ahlâkına sıkıca sarılmak, bütün insanlığın huzûr ve emniyetinin sağlanması yönünde atılan en mühim adım olacaktır. Dünyâ ve âhiretin mutluluğu bu esaslara bağlıdır.

[1] Daha sonra Merhamet Ummânı Efendimiz Süheyl’e (r.a.):

“– Gel etme, sen onu bana bağışlayıver!” diyerek dileğini tekrarladı. Ancak Süheyl hiçbir teklifi kabul etmiyordu. Efendimiz:

“– Öyle ise onu benim için himâyene al!” diye ricâ etti. Süheyl bunu da kabul etmedi. Onun bu ısrarını görünce Mikrez ile Huveytıp:

– Ey Muhammed! Senin hatırın için onu biz himâyemize alıyoruz, kendisine işkence yaptırmayacağız, dediler. (Vâkıdî, II, 608; Belâzûrî, I, 220) Resûlullâh da böylece biraz rahatlamış olarak geri döndü.

[2] Yeni Müslüman olan Eslem, bir müddet sonra şehîd oldu ve Resûlullâh Efendimiz’e getirildi. Allah Resûlü bir kısım ashabıyla birlikte ona doğru yönelmişti ki birden yüzünü başka tarafa çevirdi. Sebebini sorduklarında; “Şu anda Hûru’l-ıyn’den iki zevcesi yanında bulunmakta.” buyurdu. Bu mübârek sahâbî ashâb-ı kirâm arasında “Hiç namaz kılmadan cennete giren kimdir?” diye bilmece gibi sorulurdu.

Sahra, Mısra_34, ALi ve 4 digerleri bunu begendiler..
  Alıntı ile Cevapla
01.07.2020
  #8
Yöneticiİnsanı farklı yapan, affettikleri, güçlü yapan sabrettikleri, kendisi yapan ise vazgeçtikleridir.
 
byabdullah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 26.07.2013
Üye No: 1132
Mesajlar: 5.270
Likes 2317
Rep Puanı: 12704
Etiketle: @byabdullah
Online-Ofline
byabdullah isimli Üye şimdilik offline konumundadır



Sahra, Mısra_34, ALi ve 4 digerleri bunu begendiler..
  Alıntı ile Cevapla
01.07.2020
  #9
Onursal Üye
 
deniz gözlüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 14.03.2013
Üye No: 450
Yaş: 58
Mesajlar: 3.541
Likes 845
Rep Puanı: 8981
Etiketle: @deniz gözlüm
Online-Ofline
deniz gözlüm isimli Üye şuanda  online konumundadır



Sahra, Mısra_34, eRkam ve 5 digerleri bunu begendiler..
  Alıntı ile Cevapla
01.07.2020
  #10
Yöneticiİnsanı farklı yapan, affettikleri, güçlü yapan sabrettikleri, kendisi yapan ise vazgeçtikleridir.
 
byabdullah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 26.07.2013
Üye No: 1132
Mesajlar: 5.270
Likes 2317
Rep Puanı: 12704
Etiketle: @byabdullah
Online-Ofline
byabdullah isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Ahde Vefa Dini Hikaye



Ahde Vefa Dini Hikaye




Ahde Vefa


Hz.Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler, derlerki
–Ey halife bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.


Bu söz üzerine Hz.Ömer suçlanan gence dönerek:

–Söyledikleri doğrumu diye sorar.

Suçlanan genç derki evet doğru bu söz üzerine Hz Ömer:

–Anlat bakalım nasıl oldu diye sorar.

Bunun üzerine genç anlatmaya başlar,derki :

–Ben bulunduğum kasaba hali vakti yerinde olan bir insanım ailemle beraber gezmeye çıktık kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Hayvanlarımın arasında bir güzel atım varki dönen bir defa daha bakıyor hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyva koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş atım oracıkta öldü, nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım babası öldü, kaçmak istedim, fakat arkadaşlar beni yakaladı,durum bundan ibaret,dedi.

Bu söz üzerine Hz Ömer söyleyecek bir şey yok bu suçun cezası idam, madem suçunu da kabul ettin…

Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:
–Efendim bir özrüm var, ben memleketinde zengin bir insanım babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı, gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım şimdi siz bu cezayı ifnaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettğiniz için Allah indin’de sorumlu olursunuz, bana üç gün izin veriseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün için de yerime birini bulurum der.

Hz Ömer dayanamaz derki:

–Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalırki? der,

Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar derki,

–Bu zat benim yerime kalır, o zat Amr ibni As’ dan başkası değildir. Hz Ömer Amr ‘a dönerek

–Ey Amr delikanlıyı duydun, der.

O yüce sahabi:

–Evet, ben kefili, der ve genç adam serbest bırakılır.

Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur, Medinenin ileri gelenleri Hz Ömere çıkarak gencin gelmeyeceğini, dolayısıyla Amr’ın idamın yerine, maktülün diyetinin verilmesini teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz, derler.

Hz Ömer kendinden beklenen cevabı verir, derki,

–Bu kefil babam olsa farketmez, cezayı infaz ederim.

Amr tam bir teslimiyet içerisinde derki,

–Biz de sözümüzün arkasındayız.

Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür.

Hz Ömer gence dönerek derki,

–Evladım gelmeme gibi önemli bir fırsatın vardı neden geldin.

Genç vakurla başını kaldırır ve:

–Ahde vefasızlık etti demeyesiniz diye geldim, der.

Hz Ömer başını bu defa çevirir ve Amr’a derki,

–Ey Amr sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu da onun yerine kefil oldun?

Amr :

–Bu kadar insanın içerisinden beni seçti, insanlık öldü dedirtmemek için kabul ettim der.

Sıra gençlere gelir derlerki,

–Biz bu davadan vazgeçiyoruz, bu sözün üzerine Hz Ömer :

–Ne oldu biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz?

Gençlerin cevabı dehşetlidir :

– Merhametsiz insan kalmadı demeyesiniz diye.


Sahra, Mısra_34, ALi ve 4 digerleri bunu begendiler..
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
51., ahde, ayın, konusu, vefa


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık







Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.1



  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
SevgiForum