SevgiForum.NET  




Go Back   SevgiForum.NET > Etkinlikler > Ayın Konusu

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
1 hafta önce
  #51
Gözlerin anlattığı cümleyi suskunlar dinler.
 
Sahra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 10.09.2013
Üye No: 1639
Mesajlar: 12.463
Likes 1806
Rep Puanı: 72329
Etiketle: @Sahra
Online-Ofline
Sahra isimli Üye şuanda  online konumundadır



@Kızıl Gül değerli katkılarınız için teşekkür ederim
Esra ve Kızıl Gül bunu begendiler.
  Alıntı ile Cevapla
6 Gün önce
  #52
Gözlerin anlattığı cümleyi suskunlar dinler.
 
Sahra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 10.09.2013
Üye No: 1639
Mesajlar: 12.463
Likes 1806
Rep Puanı: 72329
Etiketle: @Sahra
Online-Ofline
Sahra isimli Üye şuanda  online konumundadır



1. Vefanın en büyüğü, insanın bezm-i ezelde Rabbine verdiği ahdinde durması, yaratanını tanıması, emirlerini yerine getirip, yasaklarından kaçınması ve O’nun verdiği sayısız nimetlere şükürle mukabelede bulunmasıdır. Bir ayette mealen şöyle buyrulur:

“…Allah’a verdiğiniz ahdi tutun.”[1]

İnsan, ancak Cenab-ı Hakk’a ezelde verdiği sözü yerine getirmekle vefalı ve sözünde sadık olmuş olur. Bu bakımdan ahitten dönmek veya ahdi yerine getirmemek haramdır, vefasızlık ve sadakatsizliktir. Nitekim bir ayette mealen şöyle buyrulur:

“Bir de Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak (ruhlara) 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim?' dediği vakit, 'Evet Rabbimizsin, şahidiz.' dediler. (Bunu) kıyamet günü 'Bizim bundan haberimiz yoktu.' demeyesiniz diye (yapmıştık).”[2]

Bu ayet-i kerimeye göre, her mümin, gerek Cenab-ı Hakk’ın teklif etmiş olduğu emirleri, gerekse insanlara verdiği ahitleri, yeminleri ve akitleri güzel bir şekilde yerine getirmelidir.
Esra ve Kızıl Gül bunu begendiler.
  Alıntı ile Cevapla
6 Gün önce
  #53
Gözlerin anlattığı cümleyi suskunlar dinler.
 
Sahra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 10.09.2013
Üye No: 1639
Mesajlar: 12.463
Likes 1806
Rep Puanı: 72329
Etiketle: @Sahra
Online-Ofline
Sahra isimli Üye şuanda  online konumundadır



2. Her güzel ahlakta olduğu gibi, vefada da en ileri zat Hz. Peygamber (s.a.v)’dir. O, sözüne, şehâdetine, ahdine, kefâletine ve sadakatine son derece vefalı idi.

Allah Resûlü (s.a.v) birine söz verdiğinde şartlar ne olursa olsun mutlaka onu yerine getirirdi. Abdullah b. Ebi’l-Hamsa (r.a.) şöyle anlatıyor:

Henüz Peygamberlik verilmeden önce Hz. Muhammed (s.a.v.) ile bir yerde buluşmaya karar verdik, fakat ben verdiğim sözü unuttum. Aradan üç gün geçtikten sonra hatırladım ve buluşacağımız yere gittim ki, Hz. Muhammed (s.a.v) hâlâ orada bekliyor. Yanına yaklaştığımda bana şöyle dedi:

“Abdullah nerede kaldın, bak bana eziyet ettin; üç gündür seni burada bekliyorum.”

Hz. Peygamber üç gün boyunca her gün söz verdiği saatte gelip o kişiyi beklemiştir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Mekke müşriklerinin zulmünden kaçarak kendisine sığınan sahabelere kucak açan Habeş kralı Necaşi’yi daima hayırla yad etmiş, öldüğünde gıyaben cenaze namazını kılmış ve ona dua etmiştir. Daha sonra Medine’ye gelen oğluna kendi eliyle hizmet ederek vefasını ortaya koymuştur.

Yine Hz. Peygamber (s.a.v) kendisine hizmet eden bir Yahudinin hastalandığını duyunca ziyaretine gitmiştir.

Bir mü’minin Hazret-i Peygambere (sav) karşı vefası ise, O’nun sünnet-i seniyyesini hayatına tatbik etmesi, O’nu, nefsinden, evladından, ana ve babasından daha ziyade sevmesi ve O’na (sav) daima salâvât getirmesidir.

Esra ve Kızıl Gül bunu begendiler.
  Alıntı ile Cevapla
6 Gün önce
  #54
Bayan Üye
 
Esra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 06.04.2020
Üye No: 9214
Mesajlar: 96
Likes 259
Rep Puanı: 1595
Etiketle: @Esra
Online-Ofline
Esra isimli Üye şimdilik offline konumundadır



Vefa dost ikliminde yetişen güllerdendir. Onu düşmanlık atmosferinde görmek nâdiratdan ve hatta mümkün değildir. Vefa duyguda düşüncede tasavvurda aynı şeyleri paylaşanların etrafında üfül üfül eser durur. Kinler nefretler kıskançlıklar ise onu bir lâhza iflah etmez öldürür. Evet, o sevginin mürüvvetin bağrında boy atar gelişir düşmanlık ikliminde pekguzelsozler.com ise bir anda söner gider. Anonim
Sahra ve Kızıl Gül bunu begendiler.
  Alıntı ile Cevapla
6 Gün önce
  #55
Bayan Üye
 
Esra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 06.04.2020
Üye No: 9214
Mesajlar: 96
Likes 259
Rep Puanı: 1595
Etiketle: @Esra
Online-Ofline
Esra isimli Üye şimdilik offline konumundadır



Sahra ve Kızıl Gül bunu begendiler.
  Alıntı ile Cevapla
4 Gün önce
  #56
Gözlerin anlattığı cümleyi suskunlar dinler.
 
Sahra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 10.09.2013
Üye No: 1639
Mesajlar: 12.463
Likes 1806
Rep Puanı: 72329
Etiketle: @Sahra
Online-Ofline
Sahra isimli Üye şuanda  online konumundadır



Değerli katkınız için teşekkür ederim @Esra
  Alıntı ile Cevapla
4 Gün önce
  #57
Gözlerin anlattığı cümleyi suskunlar dinler.
 
Sahra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 10.09.2013
Üye No: 1639
Mesajlar: 12.463
Likes 1806
Rep Puanı: 72329
Etiketle: @Sahra
Online-Ofline
Sahra isimli Üye şuanda  online konumundadır



3. Müminlerin birbirlerine karşı vefa göstermelerinin en önemli şubesi, hiç şüphe yok ki anne ve babaya vefadır.

Evet, anne ve babaya karşı vefa, onlara itaat ve hürmet etmektir. Anne babaya itaat etmek, hürmette bulunmak ve ihtiyaçlarını temin etmek dinî, fıtrî ve vicdanî bir vazifedir. Şartlar ne kadar ağır olursa olsun anne ve babaya yardım etmek, hizmet edip ihtiyaçlarını gidermek ve onları himaye etmek bir evlat için farzdır. Nitekim bir ayette mealen şöyle buyurur:

"Rabbin, ‘Kendinden başkasına kulluk etmeyin. Ana ve babaya ihsan edin.’ diye hükmetti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlığa ererlerse onlara 'Öf!..' (bile) deme. Onları azarlama. Onlara çok güzel (ve tatlı) söz söyle.”[3]

Kullarına daima lütuf ve ihsanda bulunan Cenab-ı Hak, bu ayette önce zatından başkasına ibadet etmemeyi ve hemen ardında da ana babaya ihsanda bulunmayı, onlara hürmet etmeyi ve haklarında güzelce muamelede bulunmayı emretmiştir. Bu da ana- babaya itaatin ve onların hukuklarının ne kadar ehemmiyetli olduğunu ortaya koymaktadır.

Anne ve babanın evlatlarına göstermiş oldukları şefkat ve merhamet, ikram ve ihsanlara bedel, onlar da ana-babalarına ikram ve ihsanda bulunmalı ve onlara karşı vefalı olmalıdırlar.

Vefanın en önemli şubelerinden biri de akraba ve taallukatın hak ve hukukuna riayet etmektir.

Akrabalar dışındaki müminlerin birbirlerine karşı vefası ise, birbirlerinin hukukuna ve verdikleri sözlerine riayet etmeleridir. Nitekim Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerîm’de müminlerin özelliklerinden bahsederken:

“O müminler, üzerlerindeki emanetleri gözetirler, verdikleri sözleri tamtamına tutarlar...”[4]

buyurmaktadır. Başka bir ayette ise şöyle buyrulur:

“Onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler.”[5]
Kızıl Gül bunu begendi.
  Alıntı ile Cevapla
3 Gün önce
  #58
Ayın Yıldız Üyesi
 
Kızıl Gül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 23.04.2020
Üye No: 9230
Mesajlar: 461
Likes 887
Rep Puanı: 1220
Etiketle: @Kızıl Gül
Online-Ofline
Kızıl Gül isimli Üye şimdilik offline konumundadır



AHDE VEFA'NIN MANASI

Hayatlarında ahde vefasızlık eden mahluklar ise, insanlar ve cinlerdir.

Hamd alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim, Din gününün Maliki Allahü Teala (cc)’ya mahsustur. Salat ve selam alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (sav) Efendimize, aline, ashabına ve tüm Müslümanların üzerine olsun.

Ahde Vefa'nın anlaşılabilmesi için muhakak ki kelimelerin manalarının bilinmesi önemli bir meseledir. Öncelikli olarak 'ahde' ve 'vefa' kelimelerinin ne manalara geldiğini bilirsek eğer işte o zaman 'Ahde Vefa' nında bir Müslümanın hayatında ne derece önemli olduğunu anlayabiliriz.

Lügatta 'Ahid' (A-H-D) kökünden gelmektedir. Kelimenin manası kuvvetli söz, yemin, vasiyet, bilerek birşeyi yapacağına azmetmek, birine söz vermek, adamak, hayatını bir şeye yönlendirmeğe kesin kanaatle bağlanmak manalarına gelir. Akit, Misak, Vaad gibi kelimelerde ahid kelimesinin yerine kullanılır.

'Vefa' ; ise vaadini yerine getirmek, sözünü tutmak, tamamlamak, hakkını vermek ve hakkını tamamen vermek gibi manalara gelir Ahde Vefa, bütün varlıklarda en büyük bir haslettir. En kamil manada ahde vefa gösteren varlık, bütün varlıkları yaratan bizzat Allah (CC)'dır. Zira bu hususta Kur'an-ı Kerim de Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

وَقَالُواْ لَن تَمَسَّنَا النَّارُ إِلاَّ أَيَّاماً مَّعْدُودَةً قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِندَ اللّهِ عَهْدًا فَلَن يُخْلِفَ اللّهُ عَهْدَهُ أَمْ
تَقُولُونَ عَلَى اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

''... Allah ahdinden asla caymaz...'' (Bakara Suresi 80) diye buyurmaktadır. Cansız diye bildiğimiz yer ve gökler dahi vaadinden caymazlar. Allah (cc); 'yerlere ve göklere ''isteyerek ve istemeyerek emrimize gelin'; diye buyurduğunda onlar, isteyerek geliyoruz' demişlerdi. Yaratıldıklarından beri Allah (cc)'n kendilerine verdiği emri harfiyen ifa ederler, itiraz veya isyana sapmazlar. Meleklerden sonra akıl ve nefis sahibi olarak peygamberler de, ahde vefaya en çok sadakat gösterenlerdir. Peygamberlerin ahde vefa da bazı ufak-tefek noksanlıkları olsa da sehven olur ve Allah (cc) tarafından uyarılarak düzeltilir.

Cansızlar aleminden sonra ahde vefada ikinci sırayı bitkiler alır. Bunlar da yüce Allah'ın kendilerine takdir ve tayin etmiş olduğu vazife ve özelliklerini isyansız olarak tamamlarlar. Bitkilerden sonra hayvanlar, isyansız olarak vazifelerini isyansız olarak ifa ederler. Heyvanlar da akıl olmadığından ihtiyari bir teklife muhatap değillerdir. Hayvanlar ızdırari de olsa vazifelerini (ilahi takdire) muhalefetsiz yaparlar. Fıtratları dairesinde yaşadıklarından ve hataları ihtiyari olmadığından kıyamet günü hesabtan sonra cennet ve cehenneme girmeden toprak olurlar.

Hayatlarında ahde vefasızlık eden mahluklar ise, insanlar ve cinlerdir. İnsanlar ve cinler aleminde hem akıl hemde nefis olduğu için ahde vefa en çok insanlar cinler aleminde önem kazanmaktadır. Konumuz itibariyle insanları esas aldığımızdan ahde vefanın insanlar için olan lüzumuna değinmek durumundayız. Ancak buraya kadar yaptığımız açıklamaların Kur'an ışığında, Kur'an ve sünnetle müdellel olduğu muhakkaktır. Bu hususu uzun uzadıya açıklamak kitabımızın adabı ve akış istikametine direkt olarak taalluk etmediği için insanların haricinde olan mahlukatın ahde vefalarının mevcudiyetine dair bazı ayetleri okuyarak asıl konumuza devam edelim.

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ


"Göklerde ne var, yerde ne varsa (hepsi) Allah'ı tespih ( ve tenzih) etmektedir. O mutlak galiptir. Yeganehüküm ve mutlak sahibidir." (Saff Suresi: 1)


Burada, yerde ve gökte bulunan, canlı, cansız, maddi ve manevi, zerresinden kürresine kadar mahlukatın (hem de isteyerek) Allah (cc)’a kulluk ettikleri ifade olunmaktadır. Cansız diye bildiğimiz mahlukatın secde ettiklerini yine Kur’an-ı Kerim bize haber veriyor.

“Bitki (yahut yıldız)lar ve ağaçlarda secde ederler”(Rahman Suresi : 6) Hatta gölgelerin dahi birer mahluk oldukları ve hem de isteyerek secde ettikleri beyan buyurulmaktadır. Allah(cc) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلالُهُم بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ


“Göklerde ve yerlerde bulunanlar da, onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez Allah(cc)’ya secde ederler”(Rad Suresi:15)
O halde; cansız diye tanınan mezkur varlıklar ve benzerlerine ruhsuz diyemeyiz. Bu mahlukatın da kendi hilkat kapsamı ve istikametleri dahili bir irade ve ihtiyarları mevcuttur. Keyfiyeti insan tarafından anlaşılmamaktadır. Zira ruh konusunda insanların fazla bir şey bilmeleri mümkün değildir. Allah (cc) bu hususta “Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki; Ruh, rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir.”(İsra Suresi:85) diye buyurmaktadır.

Yer de ve göklerde bulunan bütün varlıklar kendi hilkat kapasitelerine göre mutlaka ilahi teklife muhataptırlar. İrade ve ihtiyarlarının sınırları kendilerine verilen imkanlarnisbetindedir. Yapabilecekleri ibadet şekillerini (teşbihlerini) isteyerek kabul etmişler ve kabullerini i’fa etmişlerdir. Ahde vefalarını göstermişler ve asla vefasızlık yapmamışlar ve yapmazlar. Her birinin kendine mahsus birer çeşit teşbih (ibadet)leri vardır. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah(cc) şöyle beyan buyurmaktadır:


أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالطَّيْرُ صَافَّاتٍ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبِيحَهُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ


"Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kuşların Allah'ı tesbih tesbih ettiklerini görmez misin? Herbiri kendi duasını ve tesbihini öğrenmiş (bilmiş)tir. Allah onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir." (Nur Suresi :41)

Mahlukatın hayatları Yüce Allah'ın kontrolünde olduğu gibi, yaratılanların bütün amelleri Yüce Allah'ı tesbih etmekle devam etmektedir. Allah (c.c.), var kıldığı müddetçe bu durum devam edecektir. Yerde ve göklerde bulunan mahlukat Allah (c.c.) 'ı isteyerek tesbih etmekte ve O'na hamdetmektedirler. Nitekim Allah (c.c.) Kur'an-, Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Sonra duman halinde olan göğe yöneldi ona ve yerküreye: isteyerek veya istemiyerek (emrime) gelin! dedi. İkisi de isteyerek geldik dediler." (Fussilet Suresi :11) Ayet-i kerime cansız diye bilinen yer ve gökler hakkında çok manalar ifade etmektedir. Meseleyi bir yönüyle birkaç cümle yazmadan geçemiyoruz. Bugün kü astronomi ve kimya ilimlerinin hatta bütün tecrübi ilimlerinin şu ana kadar tesbit edilebildikleri doğru bilgiler, ancak Kur'an-ı Kerim'in ifade buyurduğu icazkar beyanlara ve bizzat Kur'an haki katına götürmektedir.

Takriben 15 milyar yıl önce Allah (c.c.)'ın yaratmış olduğu kainat, atom halinde bir duman gibi bütün halinde iken Allah (c.c.) ona bir nizam verip yerleri ve gökleri ayırırak bir nizam ve intizam içerisinde varetti. Gökcisimleri, yıldızlar, gezegenler, uydular şeklinde galaksi ve sistemleri yarattı. AllahuTeala (cc)'nın hitabına hazır bulundular. Bu hitaba (emre) ilk itaat o kadar süratli gelişti ki, saate tam 20 ışık yılı hızla kıvılcımlar gibi dünyadan milyonlarca defa daha büyük olan, milyarlarca yıldız arşın altındaki ilk atomundan genişleyerek saçılıp aynldılar. Ve birer yörüngede dönmek üzere tesbih ederek müsahhar oldular. Böylece mekanlarında istikrar kıldılar ta ki İsrafil (a.s)'ın Emr-i ile nefha etmesine kadar beklerler.

Yıldızların istikrarından milyonlarca sene sonra yıldızlardan kopan parçalar gezegenleri oluşturdular. Yıldızlardan veya gezegenlerden ayrılan parçaların bir kısmı uydu (Peyk)'ları oluşturarak gezegenlerin etrafından yörüngede yüzmeye devam ederek tesbihlerini yapmaktadırlar. Gezegenlerde yıldızların etrafında kendi yörüngelerinde dönerek tesbih ederler. Milyonlarca yıldızların oluşturduğu yıldız kümeleri ise kendi küme (Galaksi)leri içerisinde bir yörüngede dönerler. Bu galaksilerden yüzmilyonlarıcası mevcuttur. Kesin rakamlarını ancak Allah ( c.c) bilir.

Dünyadan (yaklaşık olarak) bir milyon üçyüzbin defa büyük olan Güneş, bu yıldızlardan bir tanesidir. Dünyada bu gezegenlerden bir tanesidir. Ay ise uydulardan bir tanesidir.
Dünya soğudukça önce sular ve karalar birbirinden ayrılmış, bitkiler ve hayvanlar yaratılmıştır. Yaklaşık birmilyonaltıyüzmilon yıl önce Allah (c.c.), insanı (Adem A.S.), beden ile beraber yaratılıp yeryüzüne göndermiştir. Kıyamete kadar yeryüzünde insanlık hayatı devam edecektir. Dünyanın haricinde diğer gezegenlerde insanın yaşayabileceği hayat ortamı yoktur. Dünyanın etrafında bin km. kalınlığında olan atmosfer tabakasındaki her kat insanın hayatı için hayati bir önem arzetmektedir. Bununla beraber yerde, göklerde ve yıldızlar da varlıklarıyla insanın istifadesi için yaratılmışlardır.

Dünya kendi ekseninde saatte yaklaşık bin mil hızla dönerek gece ve gündüzü meydana getirir ki gece ve gündüzsüz insanın dünyada yaşaması düşünülmek dahi istenmez. Güneşin etrafında saatte 60 bin mil süratle giderek 365 gün 6 saatte turunu tamamlayarak sene meydana gelir. Dönerken 23,5° eğik olmasıyla mevsimler meydana gelmektedir. Saatte 20 bin mil hızla galaksi (Güneş Sistemi) içerisinde ki yörüngesinde dönerek uyum sağlamakla başka yıldız ve gezegenlerin çarpmasından kurtulmaktadır.

Ay, dünyaya 384 bin km. mesafede dünyanın etrafında her gün dönerek, ayda bir dönüm oluşturmaktadır. Ayrıca Güneş ve Ay zamanın hesaplanmasını meydana getirmekteler. Ayı bir gece lambası gibi ayrı bir süs ve fayda vermektedir. Güneş saatte 360 milyon ton Hidrojen yakarak dünyaya her an ısı ve ışık göndermektedir.

Daha bunlar gibi sayısız faydalar cansız denilen bu kürrelerhep insana, Allah (c.c.) tarafından bahşedilmiştir. Bütün mahlukat hareketleri ile tesbih ederek kainatta yüzmektedirler. AllahüTeala (cc):


وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ


“O, geceyi, gündüzü, güneşi, ayı… yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmek (teşbih etmek) tedirler”(Enbiya Suresi: 30) diye buyurmaktadır.


Kainattaki mahlukatın hilkat kapasitelerine göre teklifi ilahiye muhatab oldukları ve görevini yapmak zorunda olduğu anlaşılmaktadır. Akıl ve düşünce sahibi olmayan mahlukatın yaptıkları görevler sevaplar ve ikab gerekliliği şeklinde değildir. Hareketleri ibadet hükmündedir ve varlıklarıyla da, akıl sahiplerine yüceyaratıcının varlığına ve kudretinde delildirler.
Sevap ve ikabı gerektiren ahid, akıl sahiplerinin ahdidir.

Ahde riayet sevap (Allah (c.c.) mükafatına liyakat), vefasızlık ise ikab (Allah ( c.c.) azabına liyakat) gerektirir. Sair akıl sahibi olanlar (melekler ve cinler gibi) dahil olmak üzere mahlukat içerisinde en kaabiliyetli ve yetkili olan mahlukat alemi, insanlık alemidir. Hatta insan maddi ve manevi mahlukatın özeti durumundadır.

Maddi alemler düşünüldüğünde; Arş, Kürsi, yedi kat gökler, galaksiler, yıldızlar ve gezegenler içerisinde Dünya, uçsuz bucaksız çölde küçük bir kum taneciği nisbetindedir. Dünyanın kütlesi ve katlarına oranla da; insan, denizde bir avuç su kadardır. Fakat Allah ( c.c.), yerde ve gökte bulunan sayısız nimeti insanlara bahşetmiştir. Kainat insanla alakadardır. Çünkü insan, en güzel ve yetenekli bir şekilde yaratılmıştır. Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerim de bu hakikate işaretle; "İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emin olan beldeye yemin ederiz ki, biz insanı en güzel bir biçimde yarattık" (Tin Suresi : 1-4) diye yeminle buyurarak insanın hilkatteki üstün kabiliyetine işaret etmiştir.

İnsan, üstün hilkat kabiliyetine rağmen Allah (c.c.)'ın emanetine,sahip çıkmaz mesuliyetlerini eda etmez ise bütün mahlukattan daha aşağıya düşer. Nitekim yukarıdaki ayetleri müteakip "sonra onu aşağıların en aşağısına indirdik" (Tin Suresi: 5) buyurulmaktadır. Evet; ruh ve beden ile beraber, akıl ve düşünce sahibi olan insan tekvini nizamı müşahade ve Allah (c.c.)'ın teşrii emirlerinin haklılığını idrak kabiliyetinin insan da mevcudiyetine rağmen, Allah (c.c.)'ın rızası doğrultusunda yaşamaz, emanete sahip çıkmaz ve ahde vefasızlık gösterirse işte o zaman aşağıların aşağısına düşmeğe layık olur.

Üstün meziyetleri muhafaza etmek ve "ahde vefanın" keyfiyeti okuduğumuz ayetleri müteakip olan ayetler de öz olarak ifade buyurulduğu gibi, Kur'an-, Kerim'de tafsilen beyan olunmaktadır. insanın ebedi hayata kadar en üstün bir mahluk olmak ile en alçak bir mahluk durumuna düşecek kadar büyük bir farklılık arasında tercih ve amel iktisab imkanına sahip olması, insan iradesinin hürriyet kapsamını ifade etmektedir. Bu kadar irade ve ihtiyar yetkisi insandanbaşka hiçbir mahluka verilmemiştir.

Allah (c.c) bizi, ahde vefa eden muttaki kullarından kılıp, ahde vefasızların şerrinden korunsun.

Amin



alinti
Sahra bunu begendi.
  Alıntı ile Cevapla
1 saat önce
  #59
Gözlerin anlattığı cümleyi suskunlar dinler.
 
Sahra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri    
Kayıt Tarihi: 10.09.2013
Üye No: 1639
Mesajlar: 12.463
Likes 1806
Rep Puanı: 72329
Etiketle: @Sahra
Online-Ofline
Sahra isimli Üye şuanda  online konumundadır



4. Milletin devletine karşı vefası, meşru olan şeylerde ona itaat etmesidir. Bir devletin milletine karşı vefası ise, onların maddî ve manevî ihtiyaçlarını temin edip, huzur içinde yaşamalarını sağlamasıdır.

Ahde vefanın ve sözde sadakatın ehemmiyetini ortaya koyan şu ibretli kıssayı da dikkatinize sunmak istiyorum:

Tarihten öğrendiğimize göre, İbrahim Ethem, memleketi olan Belh'ten ayrıldığında geride süt emen bir oğlu kalmıştı. Oğlu büyüdüğünde vâlidesine, babasının nerde olduğunu sorar. O da babasının Mekke'de bulunduğu söyler. Bunun üzerine oğlu, hem hac farizasını yerine getirmek hem de babasına kavuşup hizmetinde bulunmak arzusuyla bir çok kişi ile beraber yola çıkar ve Kâbe-i muazzamaya varır.

Mekke’de bulunan İbrahim Ethem, bir gün beytullahı tavaf ederken, hüsün ve mehalat sahibi, güzel yüzlü bir genç onun nazar-ı dikkatini celbeder. İbrahim Ethem o gencin yüzüne bakarak ağlamaya başlar. Yanındaki dostları bu durumu ona arız olmuş bir noksanlık olarak telakki eder, onun ulvi şanına yakıştıramaz ve bu duruma hayret ederler. Tavaf tamamlandıktan dostları İbrahim Ethem’e:

“Az önce beytullahta bizimle beraber tavaf eden gayet yakışıklı ve hüsn-ü cemal sahibi bir genç vardı. Siz, sürekli onun cemaline hayran hayran bakarak ağladınız. O gence bu kadar dikkatle bakıp ağlamanızın hikmetini anlayamadık." derler.

İbrahim Ethem: “Nazar-ı dikkatimi ve rikkatimi celbettiğini gördüğünüz o hüsün ve cemal sahibi genç, gözümün nuru ve ciğerparem oğlumdur. Allah yolunda bütün masivayı terk etmeğe ahd ettiğim zaman, o nur-u didem, daha süt emme çağında bir çocuktu. Aradan yıllar geçti, şimdi ise koca bir delikanlı olmuş. Ömrümün mahsülü ve semere-i fuadım olan evladımı bağrıma basıp bir gül gibi koklayabilirdim. Lakin masivayı katiyen terk ettiğime dair Allah ile ahid ve yeminin vardır. Bu ahdimden asla dönemem. Allah’tan haya ederim. Bunun için onun babası olduğumu söylemedim, yüzüne uzaktan bakarak kalbimde uyanmış olan baba şefkatini ağlayarak teskin etmeğe çalıştım.” der.

Evet, bu gibi yüksek hakikatlerde böyle arif-i billah olan zatlara uymak lazım gelse de ahde vefanın ve hukuk-u İlahiyeye riayetin bu derecesi ancak İbrahim Ethem gibi Allah dostlarının şanına yakışır bir haldir. Bizim gibi günahkar ve acizlerin onların bu gibi ulvi meziyetlerine yetişmesi asla mümkün değildir. Heyhat!
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
51., ahde, ayın, konusu, vefa


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık







Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.1



  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
SevgiForum