Go Back   SevgiForum.NET > İSLAM > İslami Bilgiler > Fıkıh
      #1  
Alt 07.04.2020
ALi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05.01.2018
Üye No: 8740
Mesajlar: 4.158
Likes : 852
Karizma Puanı: 18700
ALi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
ALi
La Edri
Standart İslam Hukukunun Delilleri
islam Hukukunun Delilleri

islam hukuku ilahi menşeli bir hukuk sistemidir ve hükümleri muctehid denilen hukukcular tarafindan kitab, sunnet, icma ve kiyas denilen dört ana kaynaktan cikarilmaktadir. Kitab, Allah tarafindan Hazreti Muhammed´e indirildigine inanilan Kur´an´dir. Hukuk kaynagi olarak kitabtan sonra ikinci sirada gelen sunnet ise Hazreti Muhammed´in belli konulardaki söz, davnaniş veya tasvipleri demektir.

Sunnet baglayiciligini kitabtan alir. icma, bir devirde yaşayan muctehidlerin bir meselenin cözümü hakkinda görüş birligine varmasidir. Artik bu görüş birligi, hem o devirde yaşayan ve hem de daha sonra gelecek kimseler icin baglayicidir. Kitab ve sunneti muctehid denilen ve belli bir ehliyeti taşiyan hukukcular anlayip yorumlayarak bunlardan hüküm cikarabilir. Muctehid bir hukukcu, önüne gelen bir hukuki meselede, kitab, sunnet ve icma´da bir hüküm bulamazsa veya bunlar yeterince acik degilse, bu takdirde benzer bir meselede verilmiş olan cözümü buraya da uygular. Buna kiyas denir. Kiyas yapilirken ayrica başka bir takim hususlar da göz önünde tutulur ki bunlara hukukun tali kaynaklari denilir. istihsan, maslahat, örf ve adet, Medine halkinin ameli, istishab, sahabi fetvasi, zaruret, şeriayi-i salife gibi.

Hukukcular, nass denilen kitab ve sunneti tefsir ederken ve kiyas ameliyesinde bulunurken işte bu tali kaynaklardan da yararlanir. Sözgelişi hukuki bir meseleyi cözerken, o beldede gecerli bir örf ve adet kurali varsa kiyasi bu yolda yapar. Eski ilahi hukuk sistemlerine ait hükümler de cogu zaman böyledir. Bunlar şerayi´i-salife veya şerayi´u men kablena diye bilinir.

Önde gelen Osmanli hukukcularindan Taşköprüzade, bir ilimler ansiklopedisi mahiyerindeki eseri Mevduatu´l-Ulum´da diyor ki :

“Kur´an´daki bilgiler üc kisimdir. Birinci kisim bilgileri Allah´dan başka kimse bilmez. Allahin isim ve sifatlari böyledir. İkinci kisim bilgileri yanliz Hazreti Peygamber ile ayrica rasih alimler denilen kimselerin anlayabilecegini yine bizzat Kur´an bildirmektedir. Muteşabih ayetler böyledir. Ücüncü kisim bilgiler ise Hazreti Peygamber´e bildirilmiş ve insanlara da bildirilmesi emredilmiştir.

Bunlar gecmiş insanlarin hallerini bildiriyorsa kisas, dünya ve ahirette yaratilmiş ve yaratilacak olan şeyleri bldiriyorsa ahbardir. Bunlar da yanliz Peygamberin bildirmesiyle anlaşilir. Ücüncü kisim bilgilerin son dali ise akil, tercübe ve ilim ile anlaşilabilir, ki fen bilgileri ile inanilmasi ve yapilmasi gereken şeyler, yani ahkamdan ibarettir.”(Taşköprüzade Ahmed, Mevduatu´l-Ulum, Dersadet, 1313, 414-415.)

Kisas, kissalar, ahkam, hükümler demektir.(Kissalar hakkinda müstakil araştirmalar yapilmiş ve bunlarin islam ilimlerindeki yeri ortaya konmaya calişilmiştir. Sözgelişi : Said Şimşek , Kur´an Kissalarina Giriş, . istanbul, 1993 ; idris Şengün, Kur´an Kissalari Üzerine, izmir, 1994.) Ahbar ise haberin cogulu olup, kainatin yaratilişindan kiyamete kadar ve kiyametten sonra olmuş ve olacak hadiseleri bildirir. islam hukuku Kur´an´daki ahkamdan, yani hükümlerden meydana gelmektedir. Ancak derin ilim sahibi hukukcular Kur´an´da gecen ve tarihi hadiseleri konu alan kissalardan bile hukuki hükümler cikarma, maharetini gösterebilmişlerdir. Mesela Kehf suresinde, Hazreti Musa ile Hazreti Hizir arasinda gectigi anlatilan hadiseden, yirmiye yakin hukuki hüküm cikarilmiştir. Bunlar islam hukukuna ait kitablarda sayilmaktadir. işte eski şeriatlere ait hükümler cogunlukla bu kissalarda nakledilmektedir.(islam Hukuku ve Önceki Şeriatler, Sf. 11-12/Doc. Dr. Ekrem Bugra Ekinci)






Konu ALi tarafından (07.04.2020 Saat 23:21 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Alt 07.04.2020 #2
ALi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ALi ALi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
La Edri
 
Üyelik tarihi: 05.01.2018
Mesajlar: 4.158
Mentioned: 4 Post(s)
Tagged: 5 Thread(s)
ALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this point
ALi
ALi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart Bilgi Kaynaklarinda Şerayi-i Salife

Bilgi Kaynaklarinda Şerayi-i Salife

Hukukcularin bu kaynaklardan İslam hukuku hükümlerini elde ediş yollarina ictihad, istinbat denir. Bunlar usul-i fikh da denilen İslam hukuk metodolojisinin inceleme sahasina girmektedir. Dolayisiyla konuyla ilgili bilgilerme sahasina girmektedir. Dolayisiyla konuyla ilgili bilgiler öncelikle metodoloji kitablarinda yer almaktadir. Usul kitablarindan bazisi etraflica, bazisi da kisa bilgiler vermektedir. Bu da hukukcularin şerayi-i salifenin İslam hukukundaki yeri hakkindaki baki ş acilari nisbetindedir. islam hukukunda eski şeriatlerin delil degeri, Şirazi (vefati : 476/1083), Pezdevi (48271089), Serahsi (483/1090), Amidi (631/1234) gibi hukukcularin kaleme aldigi nisbeten eski usul kitablarinda sunnet babinin sonunda anlatilmaktadir.

Bunlar, konuya olabildigince uzun yer ayirmakta ; eski şeriatlerin islam hukukunda delil kabul edilip edilmeyecegi üzerine farkli görüşleri verip bunlarin dayandiklari delilleride zikretmektedir. imam Gazali (505/1111), islam hukukunun kaynaklarin ikiye ayirmiş ; kitab, sunnet, icma ve kiyas asli deliller ; eski şeriatleride sahabi kavli, istihsan ve istishabla beraber usul-i mevhumeden kabul etmektedir ; cünkü ilk dördüünün delil olma keyfiyeti hukukcular arasinda ittifaklidir ; ancak digerlerininki muhtelefun fihdir, yani ihtilaflidir. Bu tedkik tarzini, modern yazarlarinda aynen benimsedigi görülmektedir.

Sonraki devirlerde yazilmiş hemen hemen bütün usul kitablarinda, eski şeriatlerin delil degeri anlatilirken, bir mezhebin muhtar tuttugu görüş verilerek, bu husustaki ihtilaflara fazla deginilmemiş ; hatta mümkün oldugunca muhtasar gecilerek, önceki usul kitablarindaki bilgiler özetlenmiştir. Bu bakimdan ilk devir usul kitablarindan farklidirlar.

Ancak bunlarin daha ziyade medreselerde ders kitabi olarak okutulmak maksadiyla hazirlandigini da unutmamak gerekir. Eski şeriatlerin kaynak degeri, bunlardan sözgelişi ibn Melek´in (801/1399) Menar şerhinde, ibnu´l-Hümam´in (861/1459) Tahrir´inde ve Molla Hüsrev´in (885/1480) Osmanli medreselerinde cok tutulan eseri Mir´at´ta sunnet bahsinin sonunda tedkik edilmiştir. Daha sonraki yillarda yaşamiş Hadimi (1176/1762) ise, Mecami, adli eserinde, yine sunnet bahsinden sonra yer vermiştir. Ancak Hadimi´nin yaklaşimi daha önceki usulcülerinden iki yönden farklidir. Bir kere Hadimi, konuyu, ilk usulcüler kadar olmasa bile, Molla Hüsrev ve ibn Melek gibi kendinden hemen önce gelen usulcülere göre daha geniş ele almiştir. ikinci olarak da, daha önce istishab hakkinda da bilgi vermesi, O´nun eski şeriatlerin delil degeri ile istishab arasindaki ince münasebete dikkat cektigini göstermektedir, ki yeri gelince bunun üzerinde durulacaktir.

Son yiillarda ve modern tarzda yazilmiş metodoloji kitablarinda ise, eski şeriatlere nesh bölümünde veya kiyasdan bahsedildikten sonra tali deliller başligi altinda yer verilmektedir. Zaten usul kitablari dişinda da konuyla ilgili müstakil araştirma yok denecek kadar azdir.

Abdurrahman bin Abdullah ed-Derviş´in Riyad´da 1410 (1989/1990) yilinda basilmiş bulunan ve basildigi ülkenin resmi ideolojisini teşkil eden Selefi zihniyetin hususiyetlerini aksettiren eş-Şera´iu s-Sabika ve meda hucciyyetihi fi´ş-Şerayi´il-islamiyye adli eseri zikre deger bir calişmadir. Bir de, Fransa´da yaşamiş ve hayatini Amerika´da tamamlamiş Hind asilli yazar Muhammed Hamidullah´in, tercümesi Atatürk Üniversitesi islami ilimler Dergisi´nde yayilanan “islami İlimlerde israiliyyat yahut Gayr-i islami Menşeli Rivayetler” (1977) ve “islam Kaynaklari Acisindan Kitab-i Mukaddes” (1979) adli iki makalesi de kayda deger. Ayrica bu konuda Ali Osman Ateş´in 1989 yilinda izmir ilahiyat Fakültesi´nde hazirladigi Sünnetin Kabul veya Reddettigi Cahiliye ve Ehl-i Kitab Örf ve Adetleri adli bir doktora tezi ile Ömer Faruk Altintaş´in Samsun ilahiyat Fakültesi´nde 1994 tarihinde hazirladigi Gecmiş Şeriatlarin islam Hukukunda Kaynak Degeri adli bir yüksek lisans tezi vardir. Osman Güner´in “ibrahimi Dinlerdeki Müşterek Dini Pratiklerin Yorumlanmasi Sorunu” adli makalesi de konu acisindan önemlidir.

Cessas´in ibnu´l-Arabi´nin, Kurtubi´nin ahkam tefsirlerinde ilgili her ayet geldikce, bunun eski şeriatlerin hükmü oldugu ve islam hukuku bakimindan delil sayilip sayilamayacagi üzerine bilgi verilmiştir. Bu calişmada bu tefsirler esas tutulmuştur.

Ayrica Osmanli ulemasindan Nisancizade Mehmed Efendi´nin (1031/1622) yazdigi ve vaktiyle cok tutulan Türkce Mir´at Kainat adli tarih kitabi, şark uslunde yazilmiş olmakla beraber, eski peygamber ve onlarin şeriatleri hakkinda etrafli bilgiler vermesi, tefsir kitablarindan iktibaslarda bulunmasi, yer yer mükemmel tahkikler yapmasi ve de müellifinin hukukcu olmasi itibariyle degerli ve elverişli bir eserdir. Bu sebeble yeri geldikce, en cok bu tarih kitabindaki bilglerden istifade edilmiştir.

Konu, mukayeseli hukuk araştirmalari acisindan oldugu gibi, hukuk tarihinin gelişimini göstermesi bakimindan da önemlidir. Ele alinan hukuk sistemlerinin ortak özelligi ilahi orijinli olmasidir. Bunlar peygamberler tarafindan getirilmiş ve Allah tarafindan gönderildigine inanilan emir ve yasaklardir.

Her peygamber, kendisinden önce gelmiş peygamberleri ve getirdikleri hukuk sistemini hak, dogru kabul etmektedir. Bu hukuk sistemleri müşterek orijinleri sebebiyle cogu zaman benzer özellikler taşirlar. Ancak uzun bir zaman icinde bunlar arasinda esasli farklilik ve degişiklikler meydana gelmiştir. Bu da tarihi hadiselerin hukuk sistemleri üzerindeki etkisinin göstermektedir. Kaldi ki her peygamberin getirdigi hukuk sistemi, öncekilerin aynisi degildir.

Yeni bir takim hükümler yaninda, önceki hükümleri aynen kabul eden veya degiştiren hükümler söz konusudur. Roma, Cin, iran gibi ileri medeniyetlerde gecerli bulunan hukuk sistemleri ise beşer orijinlidir. Dolayisiyla bunlarla ilahi hukuk sistemleri arasinda esasli farkliliklar vardir.

Bunlar hakkinda islam hukuk kaynaklarinda bir bilgi verilmemektedir. Böyle olunca bunlar arasinda mukayesenin de metodoloji bakimindan prarik bir yarari bulunmamaktadir. Ancak beşeri hukuklarla ilahi sistemleri arasinda mukayeseli araştirmalarda bulunmak hukuk tarihi acisindan ilgi cekici ve önemli sonuclar doguracaktir.

Bu calişmada, önce eski şeriatlerden bilhassa Musevi ve isevi şeriatlerinin doguşu ve gelişimi üzerine ansiklopedik tarihi bilgiler verilmiş ; ardindan bu şeriatlerdeki hukuki hükümlerden örnekler zikredilmiştir. Bunun icin de Kitab-i Mukaddes esas alinmiştir. Kitab-i Mukaddes´in de, ibrani, keldani ve Yunanca dillerinden yapilmiş tercümesinin Kitab-i Mukaddes şirketince 1958 yilinda istanbul´da bastirilan nüshasina itibar olunmuştur.

Bugün Hiristiyanlarin kabul edip okudugu Kitab-i Mukaddes denilen metin iki kisimdan müteşekkildir: Birinci kisim Ahd-i Atik (Eski Ahid= Old Testament) denilen Tevrat ve buna mülhak kitablardir. Kitab-i Mukaddes´in ikincisi kisminda (Ahd-i Cedid=Yeni New Testement) ise Kilise´nin tanidigi dört İncil ile buna mülhak kitablar yer alir. Yahudiler, Kitab-i Mukaddes´in tabiatiyle birinci kismini kabul eder, ikinci kismi kabul etmezler. Her ne kadar mukayeseli hukukla ilgili görünse bile, bu şeriatlerdeki hukuki hükümleri eksen almadigindan dolayi, konuyu iyice dagitmamak icin, Talmud ve diger hukuk metinlerine başvurmak gereksiz görülmüştür.(İbrani hukukunun Talmud ile aldigi şekle dair bilgiler, Mahmud Es´ad Bey´in Tarih-i ilm-i Hukuk kitabinda türkce olarak özetlenerek verilmektedir. Oraya bakilabilir. istanbul, 1331, 208-221.)Kaldi ki Talmud, Tevrat gibi ilahi degil, tamamiyla beşeri bir metindir. Burada üzerinde durulan bu hukuk sistemlerdeki hükümler degil, bunlarla islam hukukundaki müessese ve hükümler arasindaki baglanti ve benzerliklerdir. Bu sistemlerdeki hükümlerle islam hukukunun maddi muhteva bakimindan mukayesesi başka bir araştirma konusudur. Ancak semavi dinlere ait hükümlerin benzerligi gercekten ilgi cekicidir. islam hukukundaki hükümlerin bir cogu, bunlarin ya benzeri, ya daha gelişmiş şeklidir.

Semavi dinlerin getirdigi inanc esaslari ise istisnasiz birbirinin aynisidir. Ancak bir hukuk sistemi getirme iddiasinda olan her din, kimi zaman birbirine benzer, kimi zaman ise cok farkli ameli esaslari vaz´etmiştir. İslam hukuku da eski şeriatlerde bulunan cok hüküm ve müesseseyi aynen kabul etmiş ; bazilarini ise yürürlükten kaldirdigini beyan etmiştir. Bu da gösteriyor ki her ilahi hukuk sistemi birbirinin bir bakimdan devamidir ; hic degilse birbiriyle yakindan irtibatlidir.

Burada esas olarak hukuki hükümler üzerinde durulmuştur. Bunlar şeriatlerin sosyal yönü agir basan hükümleridir. Ancak şeriat, kavram olarak ibadetleri de icine aldigindan, ayrica klasik kaynaklarda hepsi bir arada ele alindigi icin, zaman zaman ibadete ait hükümlerden de bahsetmek kacinilmaz olmuştur. Adem Özen´in Yahudilikte ibadet adiyla 2001 yilinda yayinlanan kitabi bu konuda etrafli ve önemli bilgiler veren Türkce bir kaynaktir.
(islam Hukuku ve Önceki Şeriatler, Sf. 13-18/Doc. Dr. Ekrem Bugra Ekinci)

Konu ALi tarafından (07.04.2020 Saat 23:23 ) değiştirilmiştir.
ALi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.04.2020 #3
ALi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ALi ALi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
La Edri
 
Üyelik tarihi: 05.01.2018
Mesajlar: 4.158
Mentioned: 4 Post(s)
Tagged: 5 Thread(s)
ALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this point
ALi
ALi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart Din, Şeriat, Kanun

Din, Şeriat, Kanun

Genellikle din ile şeriat ayni manada kullanilmaktadir, bununla beraber din kavrami biraz daha geniştir. Şeriat (procede), Arabca´da insani su kaynagina götüren yol, yani yol gösterici demektir. Istilahi manasi ise insanlarin inanmasi, yapmasi ve kacinmasi gereken hususlarin tamamidir. Kur´an´da bu kelime sık gecmekte ve her milletin mensub oldugu peygambere indirilen özel hükümler kasdedilmektedir. Mesela bir ayette “O, dinden hem Nuh´a tavsiye ettigimizi, hem sana vahy ettigimizi, hem İbrahim´e, Musa´ya ve isa´ya tavsiye ettigimizi, dini dogru tutup ayriliga düşmeyesiniz size şeriat (hukuk düzeni) yapti.”(Şura, 13) şeklinde gecmektedir. Şerayi´ şeriatin coguludur ; şerayi-i salife öncekilerin şeriatleri demek oluyor. Bu kaynaga şerayi´u men kablena da denilmektedir ki bizden öncekilerin şeriatleri demektir. Görülüyor ki şeriat kelimesi ilahi menşeli hukuk sistemleri icin kullanilmiş bir tabirdir, beşeri hukuk kurallari icin kullanilmaz ve bunlar hukuk tarihimizde daha cok kanun kelimesi ile tanimlanir.

islam hukuku, beşeri hükümlere de kendisine aykiri olmamak kaydiyla uygulanma imkani tanir. Kaldi ki pek cok mesele İslam hukukunun kural koymadigi, boşluk biraktigi ve bu boşluklari doldurma yetkisini devlet başkanina verdigi görülmektedir.

Devlet başkaninin islam hukukuna aykiri olmamak kaydiyla getirecegi kurallar elbette beşeridir. Dolayisiyla islam hukukunda diger hukuk sistemlerinin yeri denildigi zaman akla ilahi ve beşeri olmak üzere iki tür hukuk sistemi gelmektedir. Yukarida da gectigi üzere -ister islam hukukundan önce, isterse sonra ortaya cikmiş olsun- mevcut siyasi otorite tarafindan konulan beşeri hukuk kurallarinin tatbikinde İslam hukuku bir mahzur görmemektedir (bu hukukun genel prensiplerine aykiri olmamak şartiyla).

Burada üzerinde durulmak istenen ilahi menşeli hukuk kurallaridir, bir başka deyişle Hazreti ibrahim, Hazreti Musa, Hazreti isa gibi peygamberlere indirildigine inanilan hukuki prensiplerdir. Acaba islam hukukunun gecerli oldugu yer ve zamanlarda bu kurallarin uygulanabilirligi nedir? islam hukuku bu kurallari tamamen yürürlükten kaldirmiş midir, yoksa bunlara kismen veya tamamen uygulanma imkani tanir mi?(islam Hukuku ve Önceki Şeriatler, Sf. 18-19/Doc. Dr. Ekrem Bugra Ekinci)

Konu ALi tarafından (07.04.2020 Saat 23:25 ) değiştirilmiştir.
ALi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.04.2020 #4
ALi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ALi ALi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
La Edri
 
Üyelik tarihi: 05.01.2018
Mesajlar: 4.158
Mentioned: 4 Post(s)
Tagged: 5 Thread(s)
ALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this pointALi is an unknown quantity at this point
ALi
ALi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart Nesh

Nesh

Eski şeriatlerin islam hukukunda delil olarak degeri denince, öncelikle üzerinde durulmasi gereken nesh konusudur. Nesh bir hukuk kuralinin, kendisinden önceki hukuk kuralani yürürlükten kaldirmasi demektir. Bu da iki türlü olur ya o hukuk sisteminin icinde veya ayri hukuk sistemleri arasinda. islam hukukunda Kur´an ayetleri ve Hazret-i Peygamber´in tatbikati arasinda nesh sözkonusu olmuştur.

Sözgelişi bir ayet, daha önce inmis olan bir ayetin getirdigi hükmü yürürlükten kaldirmaktadir. Hazret-i Peygamber de bazen bir sünnetiyle, daha önceki bir sünnetinin getirdigi tatbikati yürürlükte kaldirmiştir. Bazen de Kur´an ve sünnet hükümleri yekdigerinin hükmünü yürürlükten kaldirmiştir. Bu vahy devrinin bir özelligidir. Kanun koyucunun kendi va´z etmiş oldugu bir hükmü yürürlükten kaldirarak yerine başka bir hükmü getirebilmesi gayet tabiidir. Ayrica Kur´an´da,

“Biz, bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldirir veya onu unutturursak (ertelersek), herhalde daha iyisini veya bedelini getiririz...” mealinde ayet (Bakara: 106) neshe delalet eder.

Kur´an, kendisinden önce gönderilen kitablari ve bunlarin va´z eyledigi şeriatleri -prensip itibariyla- neshetmistir. Yahudilerden bir grup, bir seriatin kendisinden önceki şeriatleri neshedecegini aklen ve sem´an kabul etmezler.

Yani, bilgi kaynaklarinda böyle bir delil bulunmadigi gibi, aklen de mümkün degildir. Cünkü neshi kabul etmek, bir hükmün zamanla degişecegini Allah´in bilmedigini kabul etmek demektir ki bu da Allah´a cahillik izafe etmek olur; şeriat bir tanedir, o da Hazret-i Musa´nin şeriatidir, diyorlar. Halbuki nesh, gecici bir hükmün yürürlük zamaninin son buldugunu beyandan ibarettir.

Usul kitablarinda yazdigina göre, Yahudilerden bir grup neshin aklen mümkün oldugunu, ancak sem´an mümkün olmadigini, yani bilgi kaynaklarinda böyle bir haberin bulunmadigina inanirlar.

Yahudilerin bir kismi da bunu aklen ve sem´an mümkün olduguna inanirlar. isevilere göre de şeriatler arasinda nesh mümkündür. Mu´tezile´den Ebu Müslim de neshin hicbir türlüsünü kabul etmez.

Mu´tezile, yukarida zikredilen ayetin, ancak önceki seriatlerin hükümlerinin neshedildigini gösterdigine inanir; buna da “Kur´an´a ne önden ve ne de arkadan batil yaklasamaz, giremez” mealindeki ayeti (Fussilet: 42) delil alir. Onlara göre, Kur´an´da neshin mevcudiyetine inanmak, onda batilin bulundugunu ispat etmek demektir.(Abdulaziz el-Buhari: Kesfu´l-Esrar ala Usuli imam Pezdevi, Kahire 1307, III/877.).

Usul kitablarindan anlasildigina göre nesh dört türlüdür:

1.Kitabin Kitab ile neshi. Bu da dört türlü olur:

A.Ayetin hem tilaveti, hem hükmü neshedilir.

Eski semavi kitablarin neshi böyledir. Ahzab suresi önceleri Bakara suresiyle ayni uzunlukta iken sonradan pek cok ayetinin hem tilavet ve hem de hüküm itibariyla neshedildigini rivayet edilir.

Ashabdan Ebu´d-Derda Kur´an´da Tevbe suresinin uzunlugunda bir surenin bulundugunu; fakat sonra nesholundugu haber vermektedir.

B.Ayetin tilaveti degil de hükmü neshedilir. Ölen bir erkegin hamini önceleri bir yil iddet beklerdi.(Bakara: 240). Sonra bu hüküm neshedilerek kocasi ölen kadinlara, hamile iseler cocuklarini dogurana kadar; degilseler dört ay on gün iddet beklemeleri emrolunmustur (Bakara: 234). iffet kadinlara iftira edip dört sahid getiremeyenlere seksan sopa vurulmasina emreden ayetin hükmü (Bakara: 234) eger bu kimse koca ise şahid getiremese bile ceza görmeyecegi, ancak evliligin sona erecegi hususundaki ayetle (Nur: 3) neshedilmiştir, artik bu nesh koca bakimindan olup kismidir.

C.Hükmü baki kalip sadece tilaveti neshedilir. Hazret-i Ömer´den rivayet edilen “Evli kadin ve erkek zina ederse ikisini de Allahdan bir azab olarak recmedin” mealindeki ayet böyledir. Yine yemin keffaretini bildiren ayette (Maide: 89) gecen ve ibni Mes´ud´a ait mushafta bulunan pespese anlamindaki mutetabiat kelimesinin de tilaveti mensuh ise hükmü bakidir.

D.Asil hüküm neshedilmemekle beraber sifati neshedilir. Mesela asure günü orucunun farz olusu neshedilmis; ancak hükmü mendub olarak devam etmistir. Nassa ziyade de neshdir.

2.Sünnetin Sünnet ile neshi.

Hazret-i Peygamber kendisine üc defa icki haddi uygulanan kimsenin bu sucu dördüncü kez islemesi durumunda öldürülecegini bildirmis; ancak sonra bu hükmü tatbik etmemesiyle nesholunduguna dair icma, meydana gelmistir. Mut´a nikahina, yani bir kadinla şahidsiz, mehirsiz, muayyen bir müddet icin ücreti mukabilinde muvakkat evlilige önceleri cevaz verilmişti; sonradan yine sünnetle yasaklanmiştir. Hazret-i Peygamber önceleri kabir ziyaretini yasaklamişti. Sonradan buna izin verdigini aciklanmiştir.

3.Sünnetin Kitab ile neshi.

Önceleri kible Kudus´de bulunan Beyt-i Makdis idi. Sonra bu husus, “Yüzünü namazda artik Mescid-i Haram´a (Kabe´ye) cevir!” emrinin bulundugu ayetle (Bakara: 144) neshedilmistir.

4.Kitabin Sünnet ile neshi.

Bu türlü misali cok azdir. Zaten hukukcularin bir kismi da böyle neshi kabul etmezler. Anne ve babaya vasiyette bulunulmasi emreden ayetin (Bakara: 180) hükmü “Varise vasiyet yoktur!” hadisiyle neshedilmistir.

Yine müellife-i kulub denilen müslüman olmayip da kalbleri islamiyete isindirilacak kimselere zekat verilecegini bildiren ayetin (Tevbe: 60) hükmü, ”Zekati müslümanlarin zenginlerinden al, müslümanlarin fakirlerine ver!” mealindeki Mu´az hadisiyla neshedilmistir. (Buhari: Zekat 1, 41, Sadaka 1, 63, Mezalim 9, Megazi 60, Tevhid 1; Müslim: iman 31; Tirmizi: Zekat 6; Ebu Davud: Zekat 4; Nesai: Zekat 46.)

Yine “Biz Peygamberler miras birakmayiz, biraktiklarimiz fakirlere sadakadir!” hadisi, miras ayetlerinin (Nisa: 11) hükmünü Hazret-i Peygamber bakimindan (kismi olarak) neshetmistir. Hukukculardan bu tür neshe karsi olanlar, sünnetin bu ayetlerin hükmünü tahsis ettigi kanaatindedir.

Nesh, islam hukukcularinin üzerinde en cok ihtilaf ettikleri hususlardan birisidir. Nitekim mesela yukarida taksim Hanifelere göredir; şafii´iler son iki kisim neshi kabul etmezler. Bu ihtilaflar ise daha ziyade neshin mahiyeti üzerindedir. Bir kere inanc esaslarinda nesh olamaz. Kisas (kissalar) ve ahbarda da (haberlerde) nesh sözkonusu degildir. Nesh ancak hükümlerde olur. Bununla beraber neshedilmeyecegi acikca bildirilen hükümlerde de nesh mümkün degildir.

Mesela zina iftirasinda bulunan kimselerin şahidliklerinin ebediyyen kabul edilemeyecegi ayetle (Nur: 66) ve cihad hakkindaki hükmün kiyamete kadar baki oldugu hadisle acikca bildirilmistir, artik burada nesh mümkün degildir. Neshin gecerli kabul edilebilmesi icin nesheden (nasih) kitab veya sünnetle sabit olmasi gerekir; icma veya kiyas ile nesh olmaz. Nesh ancak Hazret-i Peygamber´in hayatinda sözkonusu olur, yani sadece vahy devrine mahsustur.

Bir de, eski seriatlerde mevcud oldugu bilinen bir hükmün neshedilmesi, yani acikca yürürlükte kaldirilmasi durumu vardir. Eski seriatlerde bulunup da neshedildigi bildirilmeyen hükümler de vardir. İste esas mesele buradadir. Böyle hükümler islam hukukunda delil vasfi tasir mi; tasimaz mi konusu ihtilaflidir. Bu calismada üzerinde durulacak olan da budur.

Umumi kaynaklarda gecen “islam hukuku eski şeriatleri neshetmiştir” sözünün manasi, bugün elde mevcud olan mukaddes metinlerdeki hükümleri neshettigidir. Cünkü islam akaidinde bu metinlerin orijinal metinler olmadigi kabul edilir. Yoksa orijinal metinlerin külliyen neshi sözkonusu degildir. Nitekim bu görüsü ileri sürenler bile eski şeriatlere ait bazi hükümlerin, islam hukukunda da muteber oldugunu kabul ederler. Gerci zaten bu mevzuda ancak islam kaynaklarinin haber verdigi hükümler deger ifade ettigi icin, bu tesbitin de fazla bir ehemmiyeti yoktur.(islam Hukuku ve Önceki Seriatler Sf.19-23/Doc. Dr. Ekrem Bugra Ekinci)

Konu ALi tarafından (07.04.2020 Saat 23:40 ) değiştirilmiştir.
ALi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık








Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.1

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
Powered by vBulletin ® Version 3.8.11 .Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd
vBseo 3.6.1
Sevgiforum.com     hack forum     webmaster forumu     imagez.site