Go Back   SevgiForum.NET > İSLAM > İslami Bilgiler > Hadis
      #1  
Alt 21.02.2020
ALi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: 05.01.2018
Üye No: 8740
Mesajlar: 4.158
Likes : 852
Karizma Puanı: 18700
ALi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
ALi
La Edri
Standart Sunnetin Rivayet Bakimindan Ceşitleri
Sunnetin Rivayet Bakımından Çeşitleri

Senedinde kopukluk bulunmayan hadisler rivayet bakımından üçe ayrılır. Mutevatir, meşhur ve ahad sunnet.

1.Mutevatir Sunnet

Yalan üzerinde birleşmeleri aklen mümkün olmayacak sayıda bir sahabe topluluğunun Hz. Peygamber'den rivayet ettiği, daha sonra bu topluluktan Tâbiün ve Etbâu't-Tâbiîn devirlerinde de aynı özellikteki toplulukların naklettiği haberlere "mütevatir sünnet" denir. Bu üç nesilden sonraki devirlerde yalan üzerinde birleşmenin aklen mümkün olmaması şartı aranmaz. Çünkü sünnet bu dönemden sonra tedvin ve tasnif edilerek yazılı eserlere intikal etmiş, daha önce tek râviler aracılığı ile gelen haberlerin pek çoğu da tevâtür ve şöhret derecesinde nakledilmiştir.

Tevatur de Lafzi ve Manevi olmak üzere ikiye ayırılır.

a)Lafzi mutevatir: Lafiz ve anlam birliği içinde nakledilen mutevatir haberdir. Mesela; "Kim bilerek bana yalan söz isnat ederse, cehennemdeki yerini hazırlasın" (Buhârî, İlim, 38; Müslim, Zühd, 72) hadisi, tevatür derecesinde kalabalık bir sahabe topluluğunca aynı lafızlarla rivayet edilmiştir.

b)Manevi mutevatir: lafız ve anlam bakımından farklılıklar taşımakla birlikte, bütün râvilerin ortak bir anlamda birleştiği mütevatir haberdir. Dua sırasında ellerin kaldırılması bu çeşit mütevatire örnek gösterilebilir. Çünkü Hz. Peygamber'in dua sırasında ellerini kaldırdığına dair yüz kadar hadis rivayet edilmiştir. Fakat bunlar değişik olaylarla ilgili, değişik şekillerde ve farklı ifadelerle nakledilmiştir. Belki her olay hakkında lafzî tevatür gerçekleşmemiştir, fakat bütün rivayetlerin birleştiği ortak anlam, dua sırasında ellerin kaldırılmış olmasıdır.

Yine islam bilginleri, Hz. Ömer'den rivayet edilen " Ameller niyetlere göredir. Herkes niyet ettigi şeyi görecektir” (Buhari, Bedul-Vahy,I; Muslim, imare, 155) hadisinin anlamı üzerinde görüş birliği içindedir.

Mutevatir sunnetin hükmü, Hz. Peygamber'e nisbetinin kesin oluşudur. Buna göre, mütevatir sünnetle amel etmek farz olup, onu inkar eden dinden çıkar. Bu çeşit hadislerin delâleti zannî olmadıkça, ortaya koyduğu hüküm kesinlik ifade eder. Mutevatir hadisler, delil olma bakımından Kur'an'a yakın kuvvettedir.

2. Meşhur Sunnet

Meşhur sunnet, Hz. Peygamber'den bir veya iki yahut tevatür sayısına ulaşmamış sayıda sahabi tarafından rivayet edilmişken, Tabiun veya Etbau't-tabiun devirlerinde tevatur sayısındaki ravilerce nakledilen sunnettir.

Mutevatir ve meşhur sunnet arasındaki fark şudur; birincide her üç tabaka ravileri tevatur sayısında iken, meşhur sunnette, sahabeden olan raviler tevatur derecesine ulaşmamıştır. Buna göre mutevatir hadisin Hz. Peygamber'e nisbeti kesin iken meşhur hadisin, Hz. Peygamberden rivayet eden sahabiye nisbeti kesin olmakla birlikte, Hz. Peygamber'e nisbeti kesinlik taşımaz.

Meşhur sunnetin hükmü, kesine yakın bir bilgi vermesidir. Bu yüzden mutevatir sünnetle Kur'an'daki bir amm lafzın tahsisi ve mutlak lafzın takyidi mümkün oldugu gibi, meşhur sunnetle de "amm" tahsis ve "mutlak" takyid edilebilir.

Amm'ın tahsisine örnek: "Allah çocuklarınızın miras payı için şunu istiyor" (en-Nisa, 4/11) ayetindeki "çocuklarınız (evladukum)" kelimesi amm olup bütün çocukları kapsamına alır. Hz. Peygamber'in; "Öldüren öldürdüğü kimseye mirasçı olamaz" (Ebu Davud, Diyat, 18; Darimî, Feraiz, 41) şeklindeki meşhur hadis, miras bırakanını öldüren çocukları kapsam dışı bırakmıştır.

Mutlak ifadenin takyidine örnek:

Mirasla ilgili ayette; " (Bütün bu miras payları, ölenin) yapmış oldugu vasiyetin ve borcun ifasından sonradır" (en-Nisâ, 4/11) buyurulur. Burada "vasiyet" sözcügü mutlak olup, malın belli bir parçası ile sınırlandırılmış degildir. Fakat Hz. Peygamber'in, "Üçte bir daha bayırlıdır" (Buhari, Cenaiz, 36; Vesaya, 2, 3; Menakıbul-Ensar, 49; Muslim, Vasiyyet, 5, 7, 8, 10; Ebu Davud, Feraiz, 3; Eymân, 23) şeklindeki meşhur hadisi vasiyet miktarını üçte birle sınırlamıştır.

3.Ahad Sunnet

Bunlar, Hz. Peygamber'den bir, iki veya daha fazla sahabi tarafından rivayet edilen ve meşhur hadisin şartlarını taşımayan hadislerdir. Ahad hadisi bir kişiden yine bir kişi rivayet etmiş olup, bize kadar ulaşan senedindeki kişiler hiçbir zaman tevatür sayısına ulaşmamıştır. Hadis kitaplarında toplanmış bulunan hadislerin çoğu bu kısma ait olup, bunlara tek kişinin haberi anlamında "haber-i vahid" veya birer kişilerin haberi anlamında "ahad haber" denir.

Ahad sunnet kesin bilgi ifade etmez, zanlı bilgi verir. Çünkü bunların Hz. Peygamber'e ulaştıgında şüphe vardır. Bu yüzden inançla ilgili konularda ahad habere dayanılmaz. Ancak belirli şartları taşıyan ahad haberler amel konularında delil olarak kabul edilir.

Hanefiler dışındaki bilginlere göre, hadisler mutevatir ve ahad olmak üzere ikiye ayrılır. Onlar meşhur sunneti de "ahad haber" içinde değerlendirirler. Çünkü meşhur sunnetin ilk tabaka ravileri, gerçekte ahad sunnet sayısındadır. Ancak bu görüşte olanlar ahad haberi, kendi içinde "Garib", "Aziz" ve "Mustefiz" olmak üzere üçe ayırmışlardır.

Ahad Hadisle Amel Etmenin Şartları:

Hanefilere göre ahad haberin delil olarak kullanılabilmesi için şu özellikleri taşıması gerekir.

1.Ravinin, naklettiği hadisle kendisinin amel etmesi gerekir. Buna aykırı davranışı veya fetvası belirlenirse, hadis degil, onun amel veya fetvası esas alınır. Çünkü ravi, bu hadisin neshedildiğini gösteren bir delil bilmese, hadise aykırı davranmaz. Aksi halde "adalet" vasfını kaybeder.

işte bu prensipten hareket edilerek Hanefiler, Ebu Hureyre'nin naklettiği; "Birinizin kabına köpek agzını soktugu zaman, onu döksün, sonra biri toprakla olmak üzere yedi kere yıkasın" (Nesaî, Taharet, 52; Miyah, 7; ayrıca bk. Buhari, Vudu, 33; Muslim, Taharet, 89-93; Tirmizi, Taharet, 68) anlamındaki hadisle amel etmemişlerdir. Çünkü ed-Darekutni'nin naklettiğine göre Ebû Hureyre bu hadise aykırı olarak böyle bir durumda kabı üç kere yıkamakla yetiniyor ve bu yönde fetva veriyordu. Hanefiler onun fetvasını, bu hadisin neshedilmiş bulunduğuna delil saymışlar, yani yedi defa yıkama yerine üç defa yıkama ile yetinmişlerdir.

Başka bir örnek de, Hz. Aişe'den rivayet edilen ve kadının kendi başına evlilik akdi yapamayacagını bildiren şu hadistir: "Velisinin izni olmadan evlenen kadının evliligi batıldır" (Darimi, Nikah, 2). Hz. Aişe bu hadise aykırı olarak kardeşi Abdurrahman Şam'da iken onun kızını evlendirmişti. Abdurrahman yolculuktan dönünce bu evlendirme işinden hoşnut olmadıgını ifade etmişse de, nikah akdini iptal yoluna gittigine dair bir haber nakledilmemiştir.

2. Hadisi rivayet eden ravi, fıkıh bilgisi ve ictihad ehliyeti ile tanınmış bir kimse degilse hadis, kıyasa ve genel şer'i esaslara aykırı olmamalıdır.

Buna göre, kıyasa aykırı düşen hadis dört halife gibi, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ud ve Abdullah b. Ömer gibi hem hadis rivayeti ve hem de fıkıhtaki ve ictihaddaki ehliyeti ile tanınmış biri ise hadis kabul edilir ve onunla amel edilir. Fakat Enes b. Malik ve Bilal gibi yalnız hadis rivayeti ile tanınan, ictihada ehliyeti bulunmayan birisi ise, bu hadis kabul edilmez.

Bu nitelik, hadislerin "mana rivayeti" usulunun yaygın olması yüzünden öngörülmüştür. Fakih olan ravi, bir kelime yerine hadiste başka bir kelime kullansa, hadisin aynı anlamı koruduğunu söylemek mümkün olur. Aynı esası, fakih olmayan ravi için söylemek güçtür. Özellikle; ortada kıyasa ve genel şer'i esaslara aykırı düşen bir rivâyet varsa, bu ravinin yanılma ihtimali güç kazanır.

Hanefiler bu esastan hareketle "musarrat" hadisi ile amel etmemişlerdir. Ebu Hureyre, Hz. Peygamberden şunu nakletmiştir: "Develerin ve koyunların memelerini sütlü göstermek için şişirmeyin. Birisi böyle bir hayvanı satın almış olur ve sütünü de sağmış bulunursa iki şeyden birisini seçebilir: Ya hayvanı bu hali ile kabul eder, veya hayvanı iade eder ve ayrıca bir sâ'da hurma verir" (Muslim, Buyu, 11; Ebu Davud Buyu, 46).

Bu hadisi Ebu Hureyre rivayet etmiştir, Ebu Hureyre ictihad ehliyeti ile tanınmamıştır. Hadisin taşıdığı hüküm islam'ın genel prensipleri ile çelişmektedir. Çünkü istihlak edilen bir şeyin tazmini misli mallarda misliyle, kıyemi mallarda kıymetiyle olur. Hadiste bildirilen süt karşılığı bir sa' (2,179 kg) hurma, sütün ne misli ve ne de kıymetidir. Diğer yandan bu hadis "el-Haracu bıd-dıman " (Ebu Davud Buyu', 71; Tirmizi, Buyu', 53) diye ifade eden "nefi (yarar) ve hasarın dengelenmesi" ilkesi ile de çelişmektedir. Buna göre, bir şeyin tazmin sorumluluğu kime aitse o şeyin semereleri de ona aittir. Şu halde, sagdıgı süt, bir bedel ödemesine gerek olmaksızın alıcıya aittir. Çünkü, hayvanı teslim aldıktan sonra, ona gelecek zararı da üstlenmiş bulunmaktadır. Durum böyle olunca, alıcının süt karşılığı bir sa' hurma vermekle yükümlü tutulması bu prensiple de çelişmektedir.

3. Ahad haber sık sık tekerrür eden ve her yükümlünün bilmesi gereken olaylar hakkında olmamalıdır. Usul ilminde bu duruma "umumi belva" denir. Burada olayın tevatur veya şöhret yoluyla nakfi için gerekli şartlar oluşmuştur. Buna ragmen haberin tek ravi yoluyla gelmesi, onun Hz. Peygamber'e nisbetinin sağlam olmadıgını gösterir.

Bu esastan hareketle, Hanefi mezhebi bilginleri Abdullah b. Ömer'den rivayet edilen; "Hz. Peygamber rukûya giderken ve başını rukûdan kaldırırken ellerini kaldırırdı" (Buhari, Ezan, 83-86) anlamındaki hadis ile amel etmemişlerdir. Çünkü bu durumda ellerin kaldırılması, çok sık vuku bulan ve herkesin hükmünü bilmeye muhtaç olduğu bir olaydır. Eğer bu konuda varid olan hadis sahih olsaydı, bunu çok sayıda başka râvilerin de nakletmesi gerekirdi.

Hz. Peygamber'in namazda Fatiha Süresi'ni okurken besmeleyi de yüksek sesle okuduğunu bildiren ahad haber (Tirmizî, Salat, 67) de aynı prensip gereği kabul edilmemiştir. Çünkü bu haber sağlam olsaydı, çok sayıda râvi tarafından nakledilirdi. Olayın çok tekrarlanması bunu gerektirir. Senedinde Kopukluk Bulunan Hadisler: Senedinde kesinti bulunan hadis sened bakımından Hz. Peygamber'e ulaşmayan hadistir. Buna "Mursel" veya "Munkatı"' hadis denir. Sahabe atlanıp, tabiinden birisinin Hz. Peygamberden işitmiş gibi hadis rivayet etmesi gibi.

Ebu Hanife ve imam Malik, mursel hadisi kayıtsız şartsız kabul ederler. Onlar yalnız mürsel hadisi rivayet eden ravinin güvenilir olup olmamasına bakarlar.

imam Şafii mursel hadisi, bunu rivayet eden tabii, Medineli Said b. el-Museyyeb ve Iraklı Hasan el-Basri gibi meşhur ve bir çok sahabi ile görüşen bir tabiî ise kabul eder. Ancak Şafii bunun için ayrıca mursel hadisin şu dört şeyden biriyle desteklenmesini şart koşar.

l.Mursel hadisi, senedinde kesinti olmayan ve anlamı aynı olan başka bir hadis desteklemelidir.
2.Mursel hadisi, ilim adamlarının kabul ettiği başka bir mursel hadis desteklemelidir.
3.Mursel hadis, bazı sahabi sözüne uygun düşmelidir.
4.İlim ehli, mursel hadisi kabul edip çoğu onunla fetva vermiş olmalıdır.

Şafii´ye göre, mursel hadis, senedi kesintisiz olan bir hadisle çatışırsa bu sonuncusu tercih edilir (Muhammed Ebu Zehra, Usulul-Fıkh, Darul-Fıkhıl-Arabi tab'ı,1377/1958 y.y., s. 111, 112).

Malikilerin Ahad Haberi Delil Kabul Etmesi:

imam Malik, senedi sahih olan haber-i vahidle amel etme konusunda, sadece bu hadisin Medinelilerin ameline uygun düşmesini şart koşar.

Örnek: Rivayete göre Hz. Peygamber; "Namazdan çıkmak istediginde biri sag tarafına, diğeri sol tarafına olmak üzere "es-Selamü aleyküm ve rahmetullah" diyerek selam verirdi" (Zeylai, Nasbur-Raye, I, 430-433). Fakat imam Malik Medine uygulamasına dayanarak bir selamla yetinmiş ve bu hadisle amel etmemiştir. Çünkü Medineliler sadece bir selam vermekle yetiniyorlardı.

imam Malik Medinelilerin amelini meşhur hadis derecesinde kabul etmiştir. Ona göre, Medinelilerin ameli Hz. Peygamber'e ulaşıncaya kadar bin kişinin bin kişiden rivayeti kuvvetindedir:

Şafii ve Ahmed b. Hanbel de, sahih hadisin şartlarını taşıyan haber-i vahidi delil olarak kabul ederler (bk. Ebu Zehra, a.g.e., s. 114,115 vd.; Zekiyüddin Şa'ban, a.g.e., s. 79 vd.).

Hz.Peygamber'in Fiilleri: Rasulullah (s.a.s)'ın fiilleri üçe ayrılır:

1.Hz.Peygamber'in bir beşer, bir insan olarak yaptıgı fiillerdir. Yeme, içme, giyinme, uyuma, yatıp kalkma gibi. Bu fiiller genel olarak ümmeti baglamaz. Çünkü bunlar Allah elçisinden bir peygamber sıfatıyla değil bir insan olması sıfatıyla meydana gelmiştir.

Bununla birlikte, ashab-ı kiramdan, Allah elçisini bu gibi fiillerinde de izleyenler vardı. Abdullah b. Ömer bunlardandır.

Hz.Peygamber'in ticaret, ziraat, savaş tedbirleri, hastalık tedavisi gibi dünyevî işlerde kendi görgü ve tecrübesine dayanarak yaptığı davranışlar da bu kısma girer. Çünkü bunlar şahsi tecrübeyle ilgilidir. Buna şu olayı örnek verebiliriz: Hz.Peygamber, Medinelilerin hurmaları aşıladıklarını görünce, aşılamamalarını bildirdi. Ancak ertesi yıl iyi ürün alınmadığını görünce; hurma bahçesi sahiplerine "Siz dünyanıza ait işleri daha iyi bilirsiniz" (Muslim, Fezail, 141; bk. ibn Mace, Ruhun, 15) buyurdu.

Bedir Savaşı sırasında da savaş tecrübesine dayalı şöyle bir olay yaşanmıştı. Hz. Peygamber, orduyu bir yere konaklatmak istedi. Hubâb b. Münzir bu yerleştirmenin vahye mi, yoksa savaş taktiğine mi dayandığını sordu. Allah elçisinin, bunun bir savaş taktiği olduğunu söyleyince, Hubab b. Münzir bu konaklama yerinin uygun olmadığını söyledi ve daha uygun yeri göstererek, gerekçelerini açıkladı. Bunun üzerine, ordu Hubâb'ın belirlediği yere yerleştirildi (Kettani, et-Teratibu'l-idariyye, Beyrut (t.y), II, 384).

2.Hz. Peygamber'in sırf kendisine mahsus olduğu şer'i bir delille belirtilmiş olan fiilleri. Gece teheccud namazı kılması (el-Muzzemmil, 73/1-4; el-isra, 17/79). Ramazan'da "visal orucu" tutması, dörtten fazla kadınla evlenmesi buna örnek olarak zikredilebilir. Diger müslümanlar, Hz. Peygamber'in bu fiillerini kıyas yoluyla delil olarak alamazlar. Çünkü bunların Hz. Peygamber'e ait oluşunda şer'i deliller vardır.

3.Hz.Peygamber'in teşrii nitelikli fiilleri. Namaz kılışı, oruç tutuşu, haccedişi, ziraat ortaklıgı kuruşu, borç alıp vermesi gibi. Bu tür fiilleri sunnet olup bunlara uymak gerekir. Bu fiilleri de ikiye ayırmak mümkündür.

a.Kur'an'ın mücmellerini açıklamak için yaptığı fiiller. Bunlar Kur'an'ın tamamlayıcısı sayılırlar ve hangi mücmeli açıklamışlarsa onun hükmünü alırlar. Mücmel * ifadenin hükmü vacibse; onu açıklayan sünnetin hükmü de vacib, mücmelin hükmü mendupsa, açıklayıcı sünnetin hükmü de mendup olur.

b.Hz. Peygamber'in bagımsız olarak ve bir işin mübah oluşunu göstermek üzere yaptıgı fiiller. Bu çeşit fiillerin vucub, nedb veya mübahlık gibi şer'î niteliği bilinir. Bunlara ümmetin de uyması gerekir ve fiil yukarıdaki hükümlerden birisine uyar.

Çünkü Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: "Şüphesiz Allah'ın Rasulünde, sizin için Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok ananlar için mükemmel bir örnek vardır" (el-Ahzab, 33/21).

Sonuç olarak sunnet, Kur'an'dan sonra ikinci asıl kaynak olup, islam'ın pek çok hükmü ve belki islami müessese ve esasların bütünlüğü sunnetle tamamlanmıştır.(Şamil islam Ansikilopedisi)






Konu ALi tarafından (21.02.2020 Saat 22:24 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık








Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.1

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
Powered by vBulletin ® Version 3.8.11 .Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd
vBseo 3.6.1
Sevgiforum.com     hack forum     webmaster forumu     imagez.site