SevgiForum  








  SevgiForum > Etkinlik > Etkinlikler > Haftanın Konusu

Etiketlenen üyelerin listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 11-22-2016
Üyelik tarihi: Oct 2013
Üye No: 2860
Konular: 1075
Mesajlar: 5.308
Aldığı Beğeni : 926
Karizma Puanı: 11
sıgınak isimli Üye şimdilik offline konumundadır
sıgınak
Banned
Standart 9. Haftanın Konusu; Ölüm
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Arkadaşlar konuda 9. Haftadayız. Bu hafta konu olarak hz mevlananın da değimi ile Vuslat Günü (ölüm)


İnsan için hayat ve ölüm kelimeleri iki ayrı doğumun isimleridir. Birincisi dünyaya gelişi, diğeri ise dünyadan kabir alemine göçüşü ifade eder.

“Siz ölü iken sizi dirilten Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizi O öldürecek, tekrar sizi O diriltecek ve tekrar O’na döndürüleceksiniz.”

(Bakara,28)

Ana rahminden geldik pazara,Bir kefen aldık döndük mezara...

Ölüm; son nokta değil, üç noktadır...


Ölüm nedir nasıl anlaşılmalıdır?

Ölüm yokluk mudur,yoksa bir nimet midir?

Sekerat-ı mevt nedir?

Ölüm ve ötesi kabir hayatı.

Ölmeden önce ölmek.

Ecel değişir mi?
Alıntı ile Cevapla
11-23-2016
  #2
eRkam
Üye
 
eRkam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: Sep 2016
Üye No: 8339
Yaş: 35
Mesajlar: 1.310
Konular: 167
Aldığı Beğeni: 399
Rep Puanı: 20
Online / Ofline
eRkam isimli Üye şuanda  online konumundadır



Bir sanatcımız eserinde şöyle diyordu:
Ölüm bize ne yakın ,Ölüm bize ne uzak ,Ölümsüzlüğü tatdık,Ölüm bize yansın ölüm..

Ölüm aslında her gece yataga girerken yanı basımızda .




Ben sizi Allah’ın kitabına ve Resulü’nün sünnetine çağırıyorum: Gerçekten sünnet öldürülmüş ve bidat diriltilmiştir.
Hz.Huseyin
  Alıntı ile Cevapla
11-23-2016
  #3
eRkam
Üye
 
eRkam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: Sep 2016
Üye No: 8339
Yaş: 35
Mesajlar: 1.310
Konular: 167
Aldığı Beğeni: 399
Rep Puanı: 20
Online / Ofline
eRkam isimli Üye şuanda  online konumundadır



[B]Ölüm nedir nasıl anlaşılmalıdır?

Ölüm, ruhun bedenden ayrılmasıdır. Ölüm bir alemden diğer bir aleme geçmektir. Bu anlamda ölüm yok olmak değildir. Allah her canlı için bir ölüm anı belirlemiştir. O an gelince her canlı ölümü tadar.

Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de bu konudaşöyle buyurmaktadır: "Her canlı ölümü tadacaktır." (Ali İmran:185, Enbiya:35 Ankebut:57)

Ölüm yokluk mudur,yoksa bir nimet midir?

Kimse ölmek istemez. Ölümden herkes korkar. Lafı bile insanı sıkıntıya sokar. Peki, ya ölmeseydik neler olurdu? Asıl sıkıntı o zaman olurdu. Ölümü mumla arardık. Düşünün ki, yetmiş-seksen yaşında hayat çekilmez hale geliyor. Anne ve babalarımız, dedelerimiz ve ninelerimiz, onların da anne ve babaları, dedeleri ve nineleri ıstırap veren perişan halleriyle gözlerimizin önünde bulunsalardı, hayatın ne kadar azap verici, ölümlerinin de ne kadar büyük bir nimet olduğunu görürdük.

Yaşlılık gibi hayat şartlarını ağırlaştıran daha birçok sebep vardır ki, ölümü, hayattan çok daha büyük bir nimet olarak gösterir.

Ölüm, dostlara kavuşma yönüyle bir nimet, bir rahmet olduğu gibi; çileli, ıstıraplı kulluk vazifesinden de bir terhistir. Çünkü insan bu dünyada bir memur ve askerdir. Allah'ın kulu ve askeri... Ölüm ise, bu memuriyet ve askerlik vazifesinden bir terhistir.

Evet, ölüm bir nimettir. Dünyanın sıkıntı ve ıstıraplarından kurtuluştur. Sonra dünyamız ne kadar güzel geçse de, ne kadar huzurlu ve mutlu bir hayat sürsek de, ahiretin eşsiz güzelliği yanında dar, sıkıntılı, ıstıraplı, problemli ve bir zindandan farksızdır. İşte ölüm böyle bir dünyadan geniş, sevinç ve mutluluk dolu, acısız, ıstırapsız, sonsuz bir hayata ve ölümsüz sevgili olan Allah'ın rahmet memleketine geçmeye vesile olmaktadır. Öyleyse o da bir nimettir. Resul-ü Ekrem (a.s.m.), "Dünya müminin zindanı, kâfirin ise cennetidir" buyururken bu gerçeğe işaret buyurmuşlardır. Buna göre dünya, ahirete nispetle mü'min için bir zindan, kâfir için de bir Cennettir. Yoksa mü'min imanın verdiği zevkle dünyada dahi sanki Cennette yaşamaktadır. Kâfirin dünyası ne kadar Cennet gibi gözükse de inkârcılığın verdiği sıkıntıdan dolayı bir zindandan farksızdır.

Sekerat-ı mevt nedir?

Ölüm sarhoşluğu demektir ki,buda kişinin ruhunu teslim etmeden evvelki son anına denilir.
Sekr, kişi ile aklı arasına giren, aklı gideren bir haldir. Aklı gideren sarhoş edici maddelere de genel olarak müskir veya müsekkir denir. bazen de; gazap, aşk, elem, dalgınlık veya baygınlık anlamına da gelmektedir. Çoğulu sekerât olup ölüm anındaki ızdırap ve dalgınlık kastedilmektedir.
Kur'ân'ın şu âyeti de bu anlamda kullanılmıştır: "Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir; (ey insan!) işte bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir denir." (Kaf, 50/19).
Nitekim Hz. Peygamber de hastalığının ağırlaştığı bir anda ellerini yanındaki su kabına daldırıp yüzüne sürdükten sonra şöyle dua etmiştir: "Allah'ım, sekerât-ı mevtte bana yardım et."
(İbn Mâce Cenâiz, 64). İslâm kaynaklarına göre ölüm anında insanların acı, ızdırap ve dalgınlığa maruz kalmalarının sebepleri farklıdır:

1- Yüce Allah manevî derecesini daha çok yükseltmek istediklerine ölüm anında ızdırap çektirir.
2- Günahlarını affetmek istediği mümin kullarının günahlarına keffaret olsun diye sekerât-ı mevtlerini şiddetli kılar.
3- Sekerât-ı mevti şiddetli olanlardan bir kısmı da baştan başa bir imtihan olan dünya hayatlarının sonunda bir kez daha denenir ve son imtihana tabi tutulurlar.
4- Ebedî cezanın başlangıcı olarak ölüm sekerâtı şiddetli olur. Tabi bunlar sadece bir kanaat ve yorumdur. Kesinlik ifade etmez. Ancak ölüm anının ciddiyeti, güçlüğü ve ızdırabının varlığı inkâr edilemez.

Ölüm ve ötesi kabir hayatı.
Ne yazık ki günümüzde “ÖLÜM” olayı gerçeğine uygun bir biçimde bilinmemekte, genelde ÖLÜM'ün bir «son» olduğu zannedilmektedir!..

Oysa, «ÖLÜM, bir son» olmayıp; madde âlemden, maddeötesi âleme geçişten başka bir şey değildir!.. Yani bir dönüşümdür!..

İnsan, ÖLÜM denen olayla, madde bedeni terkederek, «RUH» denilen «halogramik dalga» yapılı bedeniyle ya mezarda, ya da mezar dışında yaşamına devam eder!

Yani ÖLÜM, Madde bedenle yaşamın sona erip, RUH bedenle devam etmesidir.

İslâm Dininin esaslarını bildiren KUR'AN-I KERİM, ölüm olayına şöyle açıklama getirir:

«Her NEFS ölümü TADACAKTIR!..»

ÖLÜM denen olay, biyolojik madde bedenin terkedilerek, RUH bedenle dalga alem yaşamına geçilmesidir...

Beynin durmasıyla birlikte, vücuda yayılan bioelektrik enerji kesildiği için; beden, ruhu kendisine bağlı tutan elektromağnetizmasını yitirir ve böylece, RUH, bedende bağımsız yaşam biçimine geçer. İşte bu olay ÖLÜM kelimesiyle anlatılır.

Yaşam boyunca kişinin beyninden geçen tüm faâliyetler, ses ve görüntü dalgalarıyla yüklenmiş televizyon dalgaları gibi, RUH'a, yani halogramik dalga bedene yüklenmiş olduğu için, kendisinde hiç bir değişiklik hissetmeden, ruh boyutunda yaşama geçiliverir... Ve kişi, RUH olarak, aynen bedende olduğu gibi yaşamına devam eder!..

Ancak bir farkla... O bedende, tamamiyle canlı ve şuurlu olmasına karşın, madde bedenini kullanamaz!. Sanki bitkisel hayata girmiş, canlı, şuurlu bir kişi gibi!..

Dışarıda olup- biten herşeyi görür, duyar, algılar fakat kendisinden dışarıdakilere hiç bir mesaj ulaştıramaz!.



Ölüm denen madde bedeni kullanamama hâlini tadmış kişinin mezarda «ruh olarak» diri, aklı şuuru yerinde ve dışardan gelen hitapları algılar bir halde olduğunu bize en iyi idrak ettirecek olan BUHARİ isimli hadis kitabında mevcut olan şu hadisi Rasûlullah'a dikkat edelim:

«Talha radıyALLAHu anh şöyle anlatmıştır:

Bedir savaşı günü Nebi (salla'llâhu aleyhi ve sellem) Kureyş eşrâfından 24 kişinin cesedlerinin biraraya kaldırılmasını emretti de bunlar Bedr kuyularından pis bir kuyuya atıldılar. Bu suretle pis kuyu yeni pislikleri toplamış oldu.

Rasûlullah düşman bir kavme galip gelince onun açık sahasında üç gün konaklamak âdeti idi.

Bedr savaşının üçüncü günü olunca da Rasûlullah devesinin getirilmesini emretti. Yol ağırlığı deveye yüklenip bağlandı.

Sonra Rasûlullah yürüdü. Ashab da peşinden yürüdüler...

Bu arada birbirlerine, herhalde Rasûlullah bir hâcet için gidiyor, diye konuştular.

Nihayet, Rasûlullah Efendimiz maktûllerin atıldığı kuyunun bir tarafında durdu ve onlara kendi ve babalarının adlarıyla seslendi:

-Ya filân ibn-i filân, Ya Ebâ Cehil İbn-i Hişam, Ya Utbe İbn-i Rebîâ... Siz ALLAH'a ve Rasûlüne inanıp itaat etseydiniz şimdi sevinir miydiniz?.. Ey maktûller!.. Biz, Rabb'imizin vaad etmiş olduğu zaferi gerçekten bulduk. Siz de rabbinizin vaad ettiği zaferi gerçek üzere buldunuz mu?..

Bu hitap üzere Ömer r.a. sordu:

-Ya Rasûlullah... Hayatı olmayan cesedlere ne diye konuşursun?.

Rasûlullah aleyhisselâm şöyle cevab verdi:

-Muhammed'in nefsi elinde olana yemin ederim ki, söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitmezsiniz!..»

Görüldüğü gibi, Buharî'de nakledilen bu olayda, Hz. Rasulullah aleyhisselâm büyük bir yanlış anlamayı tashih etmekte..

«İnsanlar, mezara ölmüş olarak konur ve sonra da onlar kıyâmette dirilirler» şeklindeki gerçek dışı inanışı, bundan daha iyi düzeltecek bir hadis olamaz.

İnsanlar, aynen şu andaki kadar aklı şuuru yerinde olarak mezarlara konurlar ve dışarıdan kendilerine yapılan hitapları dışardaymışçasına rahatça işitirler.

Üçüncü halife Osman bin Affan r.a. bir mezar başında durduğu zaman, sakalını ıslatıncaya kadar ağlardı. Bu sebeple kendisine;

-Sen cenneti ve cehennemi anıyorsun, ağlamıyorsun da; bundan, yani kâbir korkusundan dolayı ağlıyorsun, denildi..

Osman cevab verdi:

- Resûlullah'dan duydum ki..:

«Muhakkak mezar, âhıret konaklarının ilkidir!.. Eğer kişi ondan kurtulursa, ondan sonrakilerden de kolay kurtulur. Şayet kişi ondan kurtulamazsa, ondan sonrakiler ondan şiddetli olur!..»

Sonra Osman r.a. şöyle devam etti: Resûlullah şöyle buyurdu:

«Mezar kadar KORKUNÇ hiç bir fecî manzara görmedim!!..»

İslâmın en önde gelen şehîdlerinden olup, Hz. Rasûlullah (salla'llâhu aleyhi ve sellem) tarafından cesedi toprağa verilen Sa'd bin Muâz'ın kabri başında ise Hz.Rasûlullah (a.s) şöyle buyuruyordu:

-Şu seçkin kul ki, arş O'nun için titremiş, gök kapıları açılmış ve binlerce melek yeryüzüne inmiştir. O bile mezarında öylesine sıkıldı ki, az kaldı kemikleri çatırdıyacaktı!!.. Eğer kâbir azabından ve ölüm sonrası sıkıntılarından kurtuluş olsaydı, bu önce Sa'de nasib olurdu!.. O, ulaştığı mertebe itibariyle bu sıkıntılardan hemen çıkartıldı; hepsi o kadar!..»

Şimdi düşünelim... Kişi, mezârda «diri» yani «şuuru yerinde» olarak mevcut olmasa, böyle bir azab söz konusu olur mu hiç?..

Soruluyor Hz. Rasûlullah'a...

“Ya Rasûlullah, müminlerin hangisi daha akıllı, şuurludur?..

-Ölümle başına geleceği en çok hatırlayan ve ölümötesi hayatı için en güzel şekilde hazırlananı... İşte onlar en akıllı- şuurlu olandır...”

Gene bir başka ifadesinde şöyle buyuruyor:

“-En şuurlu, ileri görüşlü insan odur ki, nefsini ilâhî hükümlere tâbi kılar ölümden sonra yararını göreceği fiîlleri yapar... Aciz de nefsinin arzularına tâbi olur, sonra da bir şeyler umar, ALLAH'dan!..”

Gene Rasûlullah'ın ashabından ibni Mes'ud, kabirde görülen azab hakkında:

-Mutlaka günahkâr olanlar, kâbirlerinde azab olunurlar. Hatta hayvanlar onların seslerini işitir... dediğini Resûlullah (salla'llâhu aleyhi ve sellem)'den işittim.

Ebu Said el Hudrî anlatıyor: Rasûlullah (salla'llâhu aleyhi ve sellem) buyurdu:

“İnkârcıya mezarında kendisini kıyamet gününe kadar sokup ısıran 99 ejderha musallat edilir. Eğer bunlardan bir tanesi yeryüzüne üflemiş olsa, hiç bir yeşil ot yeşermez!..”

İbn-i Ömer radıyALLAHu anh anlatıyor... Rasûlullah buyurdu:

“Sizden birisi ölünce, cennetlik olsun, cehennemlik olsun akşam sabah kendisine makamı gösterilir. Burası yerindir. Kıyâmetteki ba'sıne kadar buradasın.”

Ölmeden önce ölmek.

Hz.Resulullah (s.a.v.) Mutu kable en temutu:Ölmeden evvel ölünüz diyor! Bizler bu değerli hadisten ne anlıyoruz? Peygamberimiz;Hz.Muhammed Musatafa sallallahü aleyhi vesellem efendmizin bizlerden istediği tek şey cebri ölüm gelmeden,ihtiyari ölüm ile yani daha hayattayken,yaşarken bir ölüm geçirerek Hakk'a vasıl olmamızı istiyor bizlerden.
Biz insanlar,ölüm deyince aklımıza sadece bedenin yok olması olarak geliyor ve ölümü bu şekilde anlıyoruz.Peki;ölmeden evvel ölmek nasıl olur? İnsan oğlu,kendisine ait olmadığı halde kendisine isnad ettiği üç fenasını ifna (yok) etmekle hakiki ölümü yani Peygamberimizin buyurduğu ölümle ölmüş olur.

Ecel değişir mi?

Ecel nedir? Ömür kısalır ya da uzar mı?
Ecel, kelime olarak mutlak vakit, bir şeyin müddeti veya bir şeyin müddetinin sonu demektir. Dinî bir terim olarak ecel, insan ömrünün sonu anlamına gelmektedir. Ecel hayatın son bulması ve ölümün gerçekleştiği zamandır. Bu anlamı ile her canlı için tek bir ecel vardır. Bu ecel Allâh'ın kaza ve takdiriyle olup, asla değişmez. Belirlenen ecel, vaktinden ne önce gelebilir ne de o vakitten sonraya kalabilir. Bu hususla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulmaktadır.

"…Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler." (Yunus 10/49); "Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır." (Münâfikûn 63/11).

[B]
  Alıntı ile Cevapla
11-23-2016
  #4
Beste
' Kendi Dünyasında '
 
Beste - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: Nov 2012
Üye No: 41
Mesajlar: 3.973
Konular: 39
Aldığı Beğeni: 951
Rep Puanı: 7
Online / Ofline
Beste isimli Üye şimdilik offline konumundadır



“Zevkleri ortadan kaldıran ölümü çok hatırlayın”
Peygamber Efendimiz (S.A.V.)



الله





Küllü men aleyhâ fân
  Alıntı ile Cevapla
11-23-2016
  #5
Elif
Bayanlar Grubu
 
Elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: Feb 2013
Üye No: 102
Yaş: 23
Mesajlar: 2.271
Konular: 803
Aldığı Beğeni: 426
Rep Puanı: 9
Online / Ofline
Elif isimli Üye şimdilik offline konumundadır



Ölüm nedir nasıl anlaşılmalıdır? İyi yaşadıysan yaratıcına kavuşursun

Ölüm yokluk mudur,yoksa bir nimet midir? Dünyadaki yaşam bunun sonucunu belirleyecek

Sekerat-ı mevt nedir?. Son nefes

Ölüm ve ötesi kabir hayatı. Kabirde tek başına kalma ürkütücü ve korkutucu

Ölmeden önce ölmek. Bu güzel bir söylem, düşüncesi kolay ama hayata geçirmek biraz çaba ister.

Ecel değişir mi? Kesinlikle değişir, önceden yapılan dualar hayatınıza yon verir



  Alıntı ile Cevapla
11-23-2016
  #6
fuzûlî
Üye
 
fuzûlî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: Nov 2016
Üye No: 8402
Yaş: 20
Mesajlar: 62
Konular: 9
Aldığı Beğeni: 2
Rep Puanı: 1
Online / Ofline
fuzûlî isimli Üye şimdilik offline konumundadır



Alıntı: Elif
Ölüm nedir nasıl anlaşılmalıdır? İyi yaşadıysan yaratıcına kavuşursun

Ölüm yokluk mudur,yoksa bir nimet midir? Dünyadaki yaşam bunun sonucunu belirleyecek

Sekerat-ı mevt nedir?. Son nefes

Ölüm ve ötesi kabir hayatı. Kabirde tek başına kalma ürkütücü ve korkutucu

Ölmeden önce ölmek. Bu güzel bir söylem, düşüncesi kolay ama hayata geçirmek biraz çaba ister.

Ecel değişir mi? Kesinlikle değişir, önceden yapılan dualar hayatınıza yon verir

Elif,sanırım "ecel değişir" diye yanlış yazmışsın kardeşim.çünkü;ecel değişmez demiş Rabb'imiz.VaV kardeşimizde paylaşmış zaten ayeti.


Kader ;Allah'ın ne olacağını önceden bilmesi ve günü gelince bunların eksiksiz aynen gerçekleşmesidir.
Bu olacaklar bir kitapta/levha(levhimahfuz) yazılıdır günü gelince gerçekleşir.kader değişmez.dua edip etmeyeceğimiz,kendi sağlığımıza dikkat edip etmeyeceğimiz hepsi yazılı...işte bunlar hep günü gelince gerçekleşir.sağlığına dikkat edersen,uzun ve hayırlı bir ömür için dua edersen vs. ömrün çok olur elbet.amma bu kaderdir zaten.dua edeceğin,sağlığına dikkat edeceğin de Allah tarafından bilinmektedir.ya da kendine iyi bakıyorsundur ama trafik kurallarına uymadın kaza geçirdin öldün.bunlar hep yazılı işte.yani ne yapacağın,ne olacağı,herşey yazılı.o yüzden burdaki inceliği iyi anlamak gerekli.

"Sadaka belâyı def eder ve ömrü uzatır."(bk. Heysemi, Mecmaü’z-Zevaid, III/63)

Demiş peygamberimiz ama bu Allah'ın yazdığı kaderdeki ecel vaktini değiştirmez.Allah bizim sadaka verip vermeyeceğimizi de biliyor.hep yazılı bunlar ve hep günü gelince gerçekleşir.bu hadisteki anlatılan kaderin değişmesi değil.yukarda anlatmaya çalıstığım gibi.bilmiyorum anlatabildim mi ama öyle işte.
  Alıntı ile Cevapla
11-23-2016
  #7
Canfeza
Mihri-mah
 
Canfeza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: Feb 2015
Üye No: 7103
Mesajlar: 3.121
Konular: 88
Aldığı Beğeni: 138
Rep Puanı: 3
Online / Ofline
Canfeza isimli Üye şimdilik offline konumundadır



Ölüm yokluk değildir.

Daha güzel bir alemin kapısıdır.
Nasıl ki, toprak altına giren bir çekirdek, görünüşte ölüyor, çürüyor ve yok oluyor.
Fakat gerçekte daha güzel bir hayata geçiş yapıyor. Çekirdek hayatından ağaçlık hayatına geçiyor.

Aynen bunun gibi, ölen bir insan da görünüşte toprağa giriyor, çürüyor ama geçekte berzah ve kabir aleminde daha mükemmel bir hayata kavuşuyor.

Beden ile ruh, ampul ile elektrik gibidir.
Ampul kırılınca elektrik yok olmuyor ve var olmaya devam ediyor.
Biz onu görmesek de inanıyoruz ki, elektrik hala mevcuttur.
Aynen bunun gibi, insan ölmekle ruh vücuttan çıkıyor.
Fakat var olmaya devam ediyor. Cenab-ı Allah Ruh’a münasip daha güzel bir elbise giydirerek, kabir aleminde yaşamını devam ettiriyor.

Bu sebeple Peygamberimiz (asm),

“Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da Cehennem çukurlarından bir çukurdur.”

Ölüm büyük bir nimettir.

Hem de birkaç yönden insan için bir nimettir.
Her şeyden önce, ölüm bir kurtuluştur.
Omzumuza yüklenmiş olan hayat külfetinden bir kurtuluş.
Bir derece hürriyete, serbestliğe varıştır.
Meselâ, üzerimizde olan bir vazifeyi, yapmakla yükümlü olduğumuz bir işi hakkıyla yaptığımız veya bir engel çıkıp da yapma imkânımız olmadığı zaman, o iş üzerimizden kalkmış olur ve biz de rahatlayarak, “üzerimden dağ gibi bir yükün, bir ağırlığın kalktığını hissediyorum” deriz.
İşte ölüm de böyledir.
Hiç ummadığımız ve beklemediğimiz bir anda geliverir ve artık taşımaktan âciz kaldığımız hayat yükünden bizi kurtarıverir.

Bu gerçek, hadis-i şerifte şöyle dile getirilir: Rasûlullah’ın yanından bir cenâze geçti.
Ona baktı ve şöyle dedi: “Bu, ya kendi kurtulmuştur veya kendisinden kurtulunmuştur.
” Sahâbiler sordular: “Yâ Rasûlallah! Kendi kurtulmuş veya kendisinden kurtulunmuş ne demek?”
Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle açıkladı: “Mü’min ölünce dünyanın eziyet ve sıkıntılarından kurtulur; fâsık ölünce de onun şerrinden insanlar, beldeler, ağaç ve canlılar kurtulur.”

(Nesâî, Cenâiz 48)

Ölümü bir an için yok farz ederek tahmin yürüten İbn Sina şöyle diyor:

“Yeryüzünün hacmi ve kapasitesi belli.
Ölmeselerdi bu kadar insan nereye sığacaktı?
Birbirine bitişik ve sımsıkı durmaları halinde bile bunlar dünyaya sığmazdı.
Nerede kaldı ki, oturdukları ve dağınık halde bulundukları zaman bunlar sığabilsin?
Bunlardan artabilecek ne barınacak bir yer, ne bir bina, ne ekip biçilecek bir arazi ve ne de gezecek bir yer kalmazdı. Bu durum az bir zaman için böyledir. Zaman geçtikçe hal ve keyfiyet nasıl olacaktır? Ebedî hayatı arzu edip ölmeyi istemeyen ve bunun mümkün olabileceğini zannedenin hali işte budur. Bu zan ve arzu, cehâletin sonucudur. Ölüm, ilâhî bir ihsan olunca o kötü bir şey olmaz. Kötü olan şey, ondan korkmaktır. Ölümden korkan da onun gerçek yüzünü bilmeyendir.”

(İbn Sina, Ölüm Korkusundan Kurtuluş Risâlesi, s. 21)



Mahşerdeki izdiham gelince aklıma ,
Bu dünya ne kadar da tenha !
  Alıntı ile Cevapla
11-23-2016
  #8
Canfeza
Mihri-mah
 
Canfeza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: Feb 2015
Üye No: 7103
Mesajlar: 3.121
Konular: 88
Aldığı Beğeni: 138
Rep Puanı: 3
Online / Ofline
Canfeza isimli Üye şimdilik offline konumundadır



"İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar."

İnsan uykuda iken güzel rüyalar görür, çeşitli beldeleri gezer, muhtelif yemekler yer.
Ama bunların hepsi uyanık âlemdeki gerçek şehirlere, hakikî yemeklere nispeten birer gölge gibidir.
Onlar insanın karnını doyurmaz, cebine bir şeyler koymaz.
Uyandığında gerçek sermayesi ve gerçek gıdası ne ise onlarla baş başa kalır.

Dünya da ahiret hayatına göre gölge, hatta gölgenin gölgesi.
Kabir âlemi âhirete göre, dünya da kabir âlemine göre gölge.

Bu dünya uykusundan ölümle uyanacak ve gerçek sermayemizi o zaman yanımızda göreceğiz.
Bu ise amelimizden başkası değil.
Dünyada gördüğümüz helâl ve haram işlere, kabir âleminde iyi ve kötü suretler verilecek.
Onlar tâ mahşere kadar bize arkadaşlık edecekler.

Haşirle, gölge faslı son bulacak ve âhiret dediğimiz gerçekler âlemine kavuşacağız; gerçek varlığı, hakikî saadeti orada bulacağız.
  Alıntı ile Cevapla
11-23-2016
  #9
Karaton

GÜCÜ DOĞURAN DÜŞÜNCEDİR
 
Karaton - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: May 2015
Üye No: 7484
Yaş: 36
Mesajlar: 174
Konular: 2
Aldığı Beğeni: 8
Rep Puanı: 3
Online / Ofline
Karaton isimli Üye şimdilik offline konumundadır



Alıntı: Elif
Ölüm nedir nasıl anlaşılmalıdır? İyi yaşadıysan yaratıcına kavuşursun

Ölüm yokluk mudur,yoksa bir nimet midir? Dünyadaki yaşam bunun sonucunu belirleyecek

Sekerat-ı mevt nedir?. Son nefes

Ölüm ve ötesi kabir hayatı. Kabirde tek başına kalma ürkütücü ve korkutucu

Ölmeden önce ölmek. Bu güzel bir söylem, düşüncesi kolay ama hayata geçirmek biraz çaba ister.

Ecel değişir mi? Kesinlikle değişir, önceden yapılan dualar hayatınıza yon verir
elif sanırım ecel ile kaderi karıştırmış olmalısın. insanlar ecelini değitiremez ama kaderleri kısmen kendi ellerindedir.
  Alıntı ile Cevapla
11-23-2016
  #10
Benkimim

 
Benkimim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Profil Bilgileri
Kayıt Tarihi: Jul 2016
Üye No: 8194
Yaş: 35
Mesajlar: 2.543
Konular: 145
Aldığı Beğeni: 891
Rep Puanı: 267
Online / Ofline
Benkimim isimli Üye şimdilik offline konumundadır



bana göre ölüm diyince...
ben korkmuyorum ölümden, çünkü doğmadan önce yaşamın ne olduğunu bilmiyordum ve yaşamazken nerede beklediğim hakkında en ufak bir idrağa sahip değildim ya da neden yaşamıyor olduğumu düşünüp bundan ürkmüyordum, bu sebeple ölünce de neden yaşamıyorum diye korkmayacam. tek korkumuz ahret...
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
haftanın, konusu, ölüm


Currently Active Users Viewing This Thread: 1 (0 members and 1 guests)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı



Tüm Zamanlar GMT Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:04 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright © 2017 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.
.